Elbistan

„Elbistanın düzünde
Usanmadım tozundan
Bir zalimin yüzünden
Bu senede böyle oldu“
(Ozan Emekçi)

Alevi yerleşim yerlerinin dağıtılması ve Aleviler açısından bir merkezin oluşmaması için yürütülen politikalar binlerce yılla yayılmış bulunmaktadır. Türkiye sınırları içinde Dersim dışında merkezi bir Alevi yerleşim yeri kalmamışdır. Sivas, Maraş, Çorum, Tokat gibi illerdeki yerleşim yerleri ise idari olarak bölünmüş ve Alevilerin güç olmalarının önü alınmıştır.

Osmanlı döneminde en önemli Alevi yerleşim bölgelerinden biride Elbistan’dır. Alevi geleneğinin köklü olarak yaşatıldığı ve günümüze kadar taşıyan bölge bugün bir Alevi merkezi olmaktan çıkarılması için idari olarak bölünmeye devam edilmektedir.

Alevilik tarihte iki ana kol üzerinden günümüze gelmiştir. Birinci kol devletle paralel ve onun temsilini günümüze yol almış, diğeri ise devlet ve iktidarla çatışarak varlığını günümüze taşımayı başarmıştır. İktidar ve egemenlerle çatışarak günümüze gelen damarın en etkin yerleşim bölgesi Elbistan olmuştur. 19. Yüzyıldan sonra tüm direnmesine rağmen, giderek bu özeliğinden uzaklaştırılarak teslim alınmaya almaya başlanmış olmasına rağmen, cumhuriyet döneminde de direnme merkezi olarak kendini korumasını bilmiştir. Bugün Devlet ve iktidar erkinin beslediği kesimin saldırıları karşısında zayıf düşmüş, görünen o ki son yıllarda da teslimiyet, biat olağan bir durum haline getirilmeye çalışılmaktadır. Buna karşı Alevi Ocakların dumanı yeniden Elbistan’da tütmeye başlamıştır. Dağın filozofu uyanmıştır. Devrişlere, sofistlere allah eyvallah derken, egemenlerin bakışını anlatan makalenin bir bölümü sizinle bu yazımda paylaşmak istiyorum. „Osmanlı Medeniyeti Dulkadiroğulları Beyliği“ makalesinde Elbistan;

„1522’den sonra; Elbistan Bölgesi Osmanlı hakimiyetine girdikten biraz sonra, isyan ve ihtilal yatağı haline geldi. Kalender Sultan isyanı bunlardan birisi olup, Vezir-i Azam Makbul İbrahim Paşa bizzat Elbistan’a gelerek isyanı bastırmıştır. Bundan sonra, isyan çıkmaması için tedbir alınarak özel kanunlar hazırlanmış, Dulkadirli Prenslerine Sipahilik verilerek vergi, tımar ve zeamet karşılığı alınmamış ve Alaüddevle zamanındaki kanunlar yürürlükte bırakılmıştır….
XVII. asır içinde Anadolu’da meydana gelen bütün askerî ihtilaller zamanında Elbistan Bölgesi bunlara sığınma ve direnme merkezi olmuştur.
1608’de bu ihtilalcilerin en büyük reisi olan Kalenderoğlu Mehmet Paşa ile arkadaşları bütün güçleri ile Elbistan’da toplanıp Göksun yaylasında Sadrazam Kuyucu Murat Paşa ile şiddetli bir savaş yaptılar…
Elbistan böyle ikide bir asilere ve ihtilallere karargâh ve sığınak olması neticesinde, sürekli harp mıntıkası olması, burada emniyet ve asayişin sağlanamamasına, tabiatın bütün imkanlarına sahip olduğu halde, refah ve memuriyete erişememesine sebep olmuş, son asra kadar az bilinen ve ihmal edilen bir bölge halinde kalmıştır.
XVI. asırdan XIX. asrın sonuna kadar yazılan Coğrafya eserlerinde Elbistan hakkında pek az bilgi vardır. Cihannüma’da (s.599) “Maraş’a bağlı müstakil bir kaza ve mâmur bir kasaba…” olduğundan başka bir bilgi yoktur. Evliyâ Çelebi bile Göksun’a kadar geldiği halde, Elbistan’a uğramamış, ancak 6-7 satırda, duyduğu, okuduğu basit bilgileri vermiştir.
Elbistan Bölgesi, Tanzimat’a kadar, büyük yollar üzerinde olmayan sarp bölgelerden biri halinde kaldığı için, Osmanlı devrinde asayişsizlik içinde kalmıştır.
Amik Ovası’nda kışlayan 7 Türkmen boyunun yaylağı olan Elbistan Ovası, yaz mevsiminde çok vakit bu aşiretlerin mücadele sahnesi oluyor, bu arada köyler hatta kasabalar bile yağmaya maruz kalıyordu.
Özellikle Elbistan eşrafından tayin edilen müsellim (idare için görevlendirilen)lerin bu boylardan biri ya da birkaçı ile birleşerek diğerleri üzerinde hakimiyet kurma mücadeleleri, Elbistan’a ve Elbistan adına büyük ölçüde zarar veriyordu. Bu yüzden Elbistanlı olan ve yetişen alimler, şairler diğer yerlerde kendilerini Maraşlı (Merâşî) olarak tanıtıyorlardı.
XIX. asrın başında Maraş valisi olan Çapan zâde (Çapanoğlu) Celal Paşa, Elbistan Bölgesindeki huysuz aşiret reislerini ve bazı ağaları öldürterek, sükûneti sağlama yoluna gitmiştir.
Bu ara Elbistan müsellimliğine atanan Karabekir zâde Hacı Ahmet Ağa (bugün Elbistan’da Karabekiroğulları ve Karagençler olarak bilinen geniş bir soy, bu Ağa’nın soyuna mensuptur) bütün Elbistan Bölgesindeki eşkıyayı kırıp geçirmiş ve yollarını bile güvenli hale getirmiştir.
1847’de müsellimlik kaldırılarak Müdürlük hâline konmuş, bilâhare müdürlerin unvanı Kaymakam’a çevrilmiştir.
Müdürlük ve Kaymakamlık zamanında Elbistan’da meydana gelen belli başlı olaylar, bazı senelerde Elbistan ile (o zaman) sınır olan Zeytin (Süleymanlı) ve havalisindeki Ermenilerin isyanlarıdır ki, bu isyanlar 5 kere olmuş ve hepsinde de Elbistan’dan giden gönüllülerin gayret ve fedakârlıkları ile bastırılmıştır. (Erminilerin toplam isyanı kırkın üzerindedir.)
…..
Elbistan ismi, İstanbul’da pek güzel karşılanmadığı için buradan giden müderris ve alimler kendilerini vilayetlerine izâfe ederek Maraşî olarak tanıtırlardı. „

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın diğer makaleleri