Düşkünlük sınırında durmak!

0
141

Davutoğlu’nun Erzincan Cemevi’ni ziyaret etmesi Alevi Kurumları arasında sert tartışmalara vesile oldu. Düşkünlük olarak algılayan yaklaşımlar karşısında Cemevi yönetimi yaptığı yazılı açıklama ile bu ziyareti emrivaki bir durum olduğunu söyledi. Aleviler bu ziyareti ve ziyaretçiyi sahiplenmedi. Alevileri tanımamak olarak doğru okudu.

Şu kesin bir şekilde gözüküyor; AKP, Türkiye bir savaşa sürüklenirken, Suriye’deki Alevilere karşı cephe alıyor. Savaşın Sünni-Selefi tarafı olarak, Suudi, Katar üçgeninde dolanıyor. Alevilerin, varlığını ortadan kaldırılması üzerinde siyaset üreten güçleri destekliyor. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde ciddi bir savaş ve operasyonlar yapıyor. İnsanları çok vahşi bir şekilde öldürülmesine politik, siyasi ve askeri zemin hazırlıyor.

Böyle bir misyonla pozisyon almış Davutoğlu’ndan demokratik bir dönüşümü, adımı atmasını beklemek mümkün mü? Savaşın tarafı, savunucusu ve örgütleyicisi olan iktidardan, iktidar hırsına bürünmüş erkândan vicdanlı olmaları beklemek saflık olmaz mı?

Alevilerin böyle bir süreç içerisinde iktidar ve devletten bir beklenti içerisine girmeleri yanlış bir durum ortaya çıkarır. Davutoğlu’nun yüzüne daha önce söylenmiştik; “Cemevlerinin yasallaşması bizim için çok önemli bir durumdur. Ama Suriye’de namaz kılınacak cami mi kaldı ki insanlar ibadet yapsınlar”. Şimdi cemevini ibadet için istiyorsunuz, Suriye’de savaşta cami ayakta kalmamış, sen nasıl ibadet yapacaksın. Türkiye’nin savaşa girdiği bir yerde, Diyarbakır’da, Surda, Cizre’de, Silopi’de sen nasıl ibadetini yapacaksın. Bunun şartlarını ortadan kaldırmışsın, olurunu ortadan kaldırmışsın. Savaşın, çatışmanın olduğu bir ülkede kim, nasıl ibadetini yapacak?

Alevi hareketinin ciddi bir şekilde demokrasi cephesindeki yerini alması kaçınılmazdır. Devletin emrivaki bir şekilde yaratmak istediği pozisyona düşmemelidir, düşmemiştir. AKP’nin kirli siyasetinin Alevi kurumlarını bir birine yıprattırma, Alevi dedelerini, pirlerini birbirine düşürmek suretiyle yıpratma durumuna bir son vermek lazım. Nezaketi dostlara, dik duruşu dostluktan bihaber olanlara hatırlatmak gerekir.

Devlet bu oyunu sadece Erzincan’da oynamadı. Dün Dersim’de, Hacıbektaş’ta yaptı. Yarın Maraş’ta yapar. Bundan yola çıkarak söylemek lazım ki; bir birine karşı açıklamalarda bulunan Alevi kurumlarımız değişik dönemlerde, değişik düzeylerde ve gerekçelerle aynı duruma düşmüşlerdir. Kim görüşmüşse diğeri karşı açıklamada bulunmuştur. Görünen o ki devlet, Alevilerin hareketliliği karşısında önlemler geliştirmektedir. Bunun en temel nedeni Alevilerin gündemini değiştirmektir.

Kürt siyasetinin Ortadoğu’da yaratmış olduğu atmosfer ciddi bir birlikteliği de ortaya çıkardı. ABD Suriye’de çok isteyerek PYD’ye yardım yapmıyor, Rusya isteyerek yapmıyor. YPG’yi düşünelim etrafında toparlanmış Suriye’nin demokrasi güçleri var. Biz PYD’yi sadece Kürt siyasetin bir örgütü olarak görüyoruz ama orada etrafında kilitlenmiş demokratik Suriye muhalefetinin tümü vardır. İrili ufaklı demokrasi güçleri, sol, sosyalistleri vardır. Türkiye’de bunun karşılığı HDP’dir. HDP tüm demokrasi güçlerini etrafında toparlamıştır. 7 Haziran seçimlerinde rüştünü ispatlamıştır. Tüm demokrasi güçlerinin yan yana gelebileceğini, Alevi toplumunda kendi varlığını HDP şahsında, içerisinde ortaya koyabileceğini görmüştür. İlk kez Aleviler kendi adlarına, siyasette rol oynayabilecekleri bir fırsatı yakalayabilmişlerdir.

Bu durum demokrasinin karşısında olan güçlerinin saldırılarına maruz kalmasına vesile olmuştur. Türkiye reflekslerini, Kürt özgürlük hareketi ile ve Ortadoğu’daki demokrasi hareketiyle ittifak haline geçebilecek olan unsurların yan yan gelmesini engellemek üzerine kuruyor. Yoksa 12 yıldır AKP iktidarda. Bu 12 yık içerisinde Alevilerin kazanmış olduğu en az 12 dava var. AİHM davaları vardır. Bu davaların sonucunda verilen kararların tek bir tanesini dahi hayata geçirilmemiştir.

Cemevleriyle ilgili sadece AİHM’in değil, Yargıtay’ın vermiş olduğu karar var. Cemevlerinin ibadet yeri olduğu ve cemevi yapmak için dernek kurulmasını onaylayan kararı var. İktidar bunların hiç birini uygular pozisyonda durmadığı gibi karşı durmaya devam etmektedir.

Alevilerin bu pozisyondaki bir durumda kendi üzerlerinden siyaset üretilmesine bir dur demesi, AKP böyle bir siyaset uyguluyor ise bu siyasetin olmayacağının hatırlatılması gerekiyor.

Yeni Osmanlıcı gelenekte, eski Osmanlının tüm varyantları var. Yavuz Sultan Selim temelde neyi uyguluyorsa aynısı örgütlendiriliyor. Şimdi bizimkiler sanki Yavuz Sultan Selim bir tekkeye, dergâha girmemiş gibi davranıyor. Oysaki Yavuz Sultan Selim hem tekkeye girmiştir, hem dergâha girmiştir. Bununla ilgili birçok hikâyesi vardır. Biz Yavuz’u sadece Alevi katliamındaki rolüyle, katil sıfatındaki son versiyonuyla biliyoruz.

Yavuz hilafeti örgütlüyor, gasp ediyor. Hanif’i mezhebinin temsili olarak alıyor. Kendisi üstleniyor. Kürt ihaneti derinleştiriliyor. Bu ihanet sonrası Kürdistan tarihi ilk bölünmesini yaşıyor. Temsili Şeyh İdris-i Bitlisi’de buluyor. Üçüncü ayak olarak da, Hacı Bektaş Veli ile hiç bir alakası olmayan bir tarikatlaşmaya gidilmek suretiyle devletle Alevilerin bağlantısı sağlanıyor. Davutoğlu’nun Hacıbektaş’taki konuşmasında “1836’daki hatayı düzelteceğiz” dedi. Bugünkü yaklaşım budur. İrfanevleri bunun örgütlendirilmesidir. Tüm bu politik düzenlemeler Yavuz’dan kalma Osmanlı politikalarıdır. Ve anlamı Aleviler acısından belidir.

Bir taraftan saraylar inşa edilmek suretiyle Hilafet hikâyesi yenileniyor. Kürt ihaneti örgütlendiriliyor, derinleştiriliyor. Birçok Kürt kökenli insan televizyonlara ekranlara çıkarılıyor. Aydın sıfatıyla, vekil sıfatıyla, danışman sıfatıyla Kürtlerin aleyhine olabilecek her türlü beyanata rahatlıkla bulunabiliyorlar. Kürt özgürlük mücadelesinin ortadan kaldırılabilmesi için, demokrasi güçlerinin ortadan kaldırılabilmesi için her türlü yapılanma içerisine girebiliyorlar. Üçüncü ayak olarak ne geliştiriliyor, irfanevleri üzerinden kendilerince eksik kalan Alevi ayağının tamamlanmasına çalışıyor. Yeni Osmanlıcılık, Osmanlıyla aynı ayaklar üzerinden, modernize edilmiş, yeni dönemle de iç içe geçirilmiş bir şekillenme oluyor.

Davutoğlu’nun Erzincan cemevini ziyareti yeni Osmanlıcılığın kendisini daha ciddi bir şekilde ifade edeceğini gösteriyor.

Tamda bu noktada Gazi Cemevine saldırılıyor. Teslimiyet ve ihanet, Balım Sultanla sürüyor. Direnenler, direniş Kalender Celebiler şahsında kendisini Gazi’de ortaya koyuyor. İkiyüzlülük, günlük siyasetimize sirayet etmeye devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here