Cizre Duvar yazıları ve Faşizmin “Sıradanlığı”

0
1026

Üzerine birçok tanımlama olmakla birlikte şiddet genel olarak gücün, otoritenin kötüye kullanımı olarak tanımlanabilir. Arapça köken itibariyle “bir gücün derecesi” ,”sertlik” “kasılma “olarak belirtilirken, yine Latince de “zarar verme, ihlal etme, kuvvet ve aşırılık” olarak ortaya konulmaktadır.

Ancak bütün şiddet tanımlamalarında açığa çıkan en önemli boyut, işaret ettiği  çağrışımlar itibariyle erkek cins ve cinselliğinin kendisidir.

İktidarın kendini kurduğu en temel alanlardan biri olan ve erk-erkeklik inşalarının da temeli olan cinsellik olgusu kadınlık-erkeklik, devlet-toplum arasındaki ilişkilerin formunun oluştuğu, zihniyetin cinsiyetlenen dil vasıtasıyla kurulduğu politik bir alandır.

Öfkenin, nefretin, aşağılanmanın, cezalandırmanın, tahakküm altına almanın, irade kırmanın bir aracı olarak öne çıkan şiddet bir kontrol kaybı değil, bilakis kontrollü, sistematik ve planlı olarak ortaya konulan bilinçli bir tercih ve iktidar aracıdır. Sistemle ya da egemen erke muhalif, çelişki içinde olan herkesi hedefler.

Şiddetin ideolojik kodları cinsiyetçilik ve milliyetçilik ile yoğrularak en örgütlü haliyle yani devlet olarak vücut bulur. Militarizm giydirilmiş erkeklik ise devletin günlük olarak kullandığı şiddetin yasalarla korunmuş iktidar organı, yani faşizmin postallı halidir.

Devlet ve politik ifadesi olan iktidarın cinsiyeti burada önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar. Devlet ve iktidarın kurgulanması ve kendini gerçekleştirme biçimi kesinlikle erk-erkek renklidir. Uzun erimli olmasını ise egemen ideolojiyi toplumsallaştırmasına borçludur.

Devlete dayalı şiddetin hangi noktalara kadar varacağının en çıplak örneği ise Kürdistandır. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Cizre ve Sur ’da yaşananlar şiddetle bezenmiş devlet aklının varacağı son noktadır.

Kürdistan’a bir fetih-işgalci ordu olarak giren devlet, egemen erkekliğin tüm göstergelerini sergilemiştir. Talan etmiştir, yakıp, yıkmıştır ve yaptığı bütün uygulamalarla cinsiyetçi ideolojinin imzalarını atmıştır. Duvar yazıları erkek egemen faşizminin yalın birer halidir. Yalansız ve dolansızdır. Direk hakikatin kendisidir. “Devlet geldi” diye yazanlar elbette ki şahsi kanaatlerini değil, işgalci TC devletinin Kürdistan’daki tarihsel sömürgeci duruşunu özetliyordu. “Ne mutlu Türküm, Türksen övün değilsen itaat et” , “TC her yerde”, “Devletin var ihanet etme,” diyenler kaba bir tepkinin ötesinde geleneksel ırkçı ideolojinin hegomonik söylemlerini ifade ediyordu.

Duvar yazılarında “TC burada piçler nerede.”, “Kızlar geldik her yerde ininize girdik”, “Adam olun canımı yiyin, caniş” “biz geldik fistanlılar nerede” gibi yazılar, kadın, beden ve cinsellik gibi kavramların iğdiş edilmiş, dumura uğratılmış beyinlerce nasıl düşürüldüğünün ve iktidar aracına dönüştürüldüğünün ibretlik görüntüleridir.

Yıkılmış bir binanın üstüne “adını Cizre’ye yazdım yârim” diyen zihniyet lümpen, barbar ve maço erkek kültürünü yıkıcı bir hazla kutsarken, aynı zamanda o “yâre” erkekliğin yüceliğini göstermekte ve bir kadına ölümcül sevgisini kusmaktadır.

Yine Cizre’de özel timlerin kullandığı binalarda kadın iç çamaşırlarının yaygın olarak sergilenmesi, yazılan aşağılayıcı yazılar, bırakılan notlar, içine dışkı doldurulmuş kaplar gibi onlarca örnek, tecavüz kültürünün en açık haliyle vuku bulmasıydı. Burada aşağılanan, hırpalanan, tecavüz edilmek istenen sadece kadın değil, topyekûn Kürt halkının kendisidir. Çünkü devlet dışardan gelen işgalci bir güç olarak kendisini zaten erkek, Kürdistan’ı da feth edilmesi, talan edilmesi, ele geçirilmesi gereken bir “kadın” olarak tanımlamıştır. Havadan, karadan, bir çok vahşi yöntemle saldırmasının amacı bir kadın olarak tahayyül ettiği Kürdistan’ı fetih yoluyla zapt etmektir, ele geçirmektir.

Egemen devletin tüm amacı militarist yöntemlerle Kürdistan’ın iradesini kırmak, boyun eğdirmek, teslim almaktır. Tam da bu mesajı bütün Kürt halkına direk vermek için Sur’da devlet güçlerince yakalanan erkekler çıplak soyulmuş, bir duvar dibine dizilmiş, fotoğraflanmış ve kamuoyuna servis edilmiştir. Bu görüntü valinin iddia ettiği gibi bir “ihmalkârlık” sonucunda basına sızdırılmamış, bilakis özellikle sunulmuştur. Bu fotoğraflara bütün Kürt halkının bakması istenmiştir. Mesaj açıktır: “direnirseniz böyle olursunuz, kadın gibi size etek de giydiririz” . Bunu diyen zihniyet köleliği kadınla, biçimini de etek olarak simgeleştiriyordu. Yine Takvim gazetesinin HDP’li vekillere giydirdiği “fistanlı” manşeti de kadını sürekli aşağılayan cins faşizminin açık göstergesidir.

Talan edilen Cizre, sokaklarda çıplak teşhir edilen kadın bedenleri, cinsiyetçi yazılar, çıplak erkek fotoğrafları, günlerce sokak ortalarında bekletilen cesetler, yediden yetmişe hedef haline getirilip katledilen insanlarımızın oluşturduğu fotoğraf erkek egemen faşizmin varacağı doruk noktadır. Bundan ötesi de yoktur.

“Bodrumda aşk başkadır” diyen bir zihniyet günümüz dünyasının lanetidir.

Aynı zihniyet, Cizre’nin duvarlarına “Uzun adam seni seviyoruz” diye yazarken, egemen erkek aklı tarafından erkeğin yüceltilmesinin en çarpıcı örneğini sunuyordu. Çünkü faşizmin en önemli ayırt edici özelliği kadını, halkları aşağılarken erkeği de sürekli yüceltmesidir. Kontra güçlerin RT’ye olan bu “derin sevgisi” tesadüf değil, faşizmin erkek egemen ruh halinin yalın bir yansımasıdır. Bu bağlılık öldürme arzusuyla birleşince Cizre’de fotoğraflandığı gibi savaşın en acımasız hali ortaya çıkıyordu. Mussolini, “savaş erkeğe aittir” derken bu gerçekliğe işaret ediyordu.

Yine Türk ordusunun Cizre’ye girişini resmeden fotoğraflar tıpkı Hitler’in Moskova önlerindeki duruşuna benziyordu. Hitler Moskova’yı bir kadına benzettikten hemen sonra da işgal edilmesi, saldırılması emrini vermişti. Hitler böylelikle faşizmin cinsiyetçi karakterini de açık bir şekilde ifade etmişti.

Bir bütün Kürdistan’ı “kadınlaştırmak” isteyenlerin unuttuğu, zaten yüzyıllardır düşürülmek istenen Kürdistan’ın son kırk yıldır kadınlar şahsında onur kazandığı, özgürlük yolunda ilerlediği, bütün dünyanın gıptayla baktığı insanlığın aydınlık yüzleri olduğudur. Yine faşistlerin unuttuğu diğer bir hakikatte Hitler, Mussolini gibi diktatörlerin sonunu da direnenlerin belirlediğidir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here