Bülent Utku: Suçlanacaksam ilk taşı günahsız olan atsın!

0
117

Cumhuriyet davasında savunma yapan gazetenin avukatlarından Bülent Utku, kimsenin hukuk ile inatlaşmaması gerektiğini belirterek, “Hukuk inatçıdır. Hesap sorar. Buna rağmen suçlanacaksam, lütfen bana ilk taşı günahsız olan atsın! Tercih sizin, takdir sizin, karar sizin…” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin 11’i tutuklu 17 yazar, yönetici, çizer ve çalışanının yargılandığı davanın ilk duruşmasına ikinci günde verilen öğle arasının ardından devam edildi. Duruşma, verilen aranın ardından gazete avukatlarından tutuklu Bülent Utku’nun savunmasıyla başladı. Utku’nun savunmasının sık sık mahkeme heyeti ve iddia makamı tarafından kesilmesine avukatlar tepki gösterdi. Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı, Utku savunmasına devam ettiği sırada, “5 dakikadır, iddianameyle alakasız konuşuluyor” demesi üzerine, Utku, “Savcı bey, savunmamda ‘Allah’ın sopası’ başlıklı bölüm var. Sizle ilgili. Biz nasıl FETÖ’nün ipliğini pazara çıkardıysak, sizin de Fethullah Gülen’i nasıl koruduğunuzu anlatacağım” şeklinde yanıt verdi.

Utku’nun savunmasından satır başları şu şekilde:

“İddianameye karşı sorgu ve savunma olarak ‘iddianameye inanmayın, beraatımı istiyorum’ diyerek yerime oturmam mümkündü. Çünkü yasaya/hukuka aykırılıklar, siyasallık o kadar kolay ve çabuk kendini ele veriyordu ki objektif bir göz bunu hemen görebilirdi. Ancak, heyetinizce düzenlenen tensip zaptı, heyetinizin iddianameye hemen inandığını gösteriyor.

SİYASAL İKTİDARDAN ÇOK DAHA KRALCIDIR

Böyle bir tensip zaptı kanımca ancak üç halde yazılabilir. Siyasal iktidar Heyetinize ya baskı yapmaktadır ya baskı yapacağı yönünde kuşku vardır ya da heyetiniz kraldan, yani siyasal iktidardan çok kralcıdır. Hepsi aynı kapıya çıkar. Heyetinizin adil, bağımsız, tarafsız, seri, vicdani delil sistemine göre yargılama yapamayacağı konusunda CMK 25. madde uyarınca heyet hâkimlerinin reddi talebimiz İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildi.

ZAMANIN RUHUNDAN BAĞIMSIZ DEĞERLENDİRİLEMEZ

Bu iddianameyi zamanın koşullarından, ruhundan bağımsız olarak ele alıp değerlendirmek olanaklı değil. Zamanın koşullarını, ruhunu sadece 15 Temmuz darbe girişimi ve bu darbe girişimine karşı alınan önlemlerle açıklamak yetersiz kalır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dünyayı, yaşamı ele alış bakımından süren bir siyasal farklılık, mücadele ve çatışma var.

Tarihin çeşitli dönemlerinde yoğunluğu bakımından inişli çıkışlı seyir izleyen bu çatışma, 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle yeni bir ivme kazandı. 2002 yılında bu çatışmanın adını ‘siyasal İslamcı muhafazakârlar ve diğerleri’ olarak ortaya koymak ‘liberaller’ ve ‘liberal solu’ ayrık tutarsak, sanırım en özlü ve nesnel yaklaşımlardan biri olabilir.

KAVGA EDENE KADAR İKTİDARI BİRLİKTE KUVVETLENDİRDİLER

2002 yılında siyasal iktidar olmaya adım atmayı, hükümet olma şansı ile fakat hazırlıksız ve yönetmede yetersiz kadrolarla yakalayan AKP, çareyi yıllarca devlet içerisinde örgütlenen, yetişmiş kadrolara sahip, o zaman ki adıyla Fethullah Gülen Cemaati ile birlikte yürümekte buldu. Bu ortakları ile kavga edene kadar siyasal iktidarını birlikte kuvvetlendirdiler.

15 Temmuz’a gelene kadar, kişisel olarak hem ben hem de Cumhuriyet Gazetesi, bu ‘siyasal İslam-muhafazakâr’ örgütlenmeye muhalif yerde konumlandık. Bu konumlanış sadece yakın bir zamana tekabül etmiyor. İşte siyasal iktidar tarafından yargı yoluyla hedef alınmamızın nedeni bu muhalif konumlanıştır.

NEDEN ŞİMDİ?

Ama peki neden şimdi? Çünkü siyasal iktidar kararlı ve etkili muhalefeti nedeniyle Cumhuriyet Gazetesini susturmak için en elverişli ortamı 15 Temmuz’dan sonra buldu da onun için.

Darbe girişiminde bulunanlardan sonra sıranın muhaliflere gelmediğini kim söyleyebilir? Önce muhalif gazeteciler, sonra FETÖ ile mücadelesiyle maruf Cumhuriyet Gazetesi çalışanları, sonra HDP’nin belediye başkanlarıyla milletvekilleri, sonra CHP milletvekili. Bundan sonra da nereye, kime kadar gideceği hiç belli değil. Bu yapılırken, yargının siyasal iktidarın kılıcı olduğunu söylemeyi haklı kılacak birçok veri var.

ERDOĞAN’DAN ÖNCE GÖRMEDİM

Avukatlık mesleğine başladığımdan bu yana 6 cumhurbaşkanı gördüm. Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan. Bugünkü TCK 299 ve daha önce muadili olan madde, Recep Tayyip Erdoğan’dan önce de vardı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığından önce soruşturma aşamasında cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle tutuklanan bir kişi bile görmedim, duymadım.

Mesleklerine iade edilmek için açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, grevin ilerleyen günlerinde gözaltına alınıp tutuklanarak cezaevine konuldular. Açlık grevi herkesin gözleri önünde günlerce sürerken, gözaltına alınıp tutuklanmayı haklı-makul görecek hiçbir mazeret yoktur.

HUKUKUN GELDİĞİ NOKTA BUDUR

Hukukun geldiği nokta budur. Bilmem tehlikenin farkında mısınız? Ben farkındayım. Hem hâkimler-savcılar için hem sanıklar için hem kendim için. Hem de hukuk ve Türkiye’nin geleceği için. Peki, bu durumda hâkimler nasıl karar verecekler? Kararları beğenilmezse ne olacak? Beğenilecek şekilde mi karar verecekler? Beğenilmeyecek şekilde karar verirlerse akıbetleri ne olacak? Bu durumda sanıklar kime, neye, nasıl güvenecekler? Adalet duygusunun kalmadığı, hukukun, adaletin yok olduğu bir toplumu bekleyen kaosun yaratacağı tahribatın tamir edilebilmesi mümkün mü? Mümkünse nasıl? Zamanın koşullarının, ruhunun bizleri getirdiği nokta budur. Bu koşulları ve ruhu reddediyorum. Kabul etmiyorum. Bu koşullara ve ruha karşı çıkıyorum, karşı çıkmaya devam edeceğim.

İnsanların ‘Cesaret Hakkı’ vardır. Ben bu hakkımı sonuna kadar kullanacağım. Elbette herkesten bu hakkı kullanması istenip, beklenemez. Ama bazı kişiler için bu ‘hak’ bir ‘görev’. Bu görevleri yerine getireceklerin başında da hukukçular ve gazeteciler gelir.

OPERASYONA KÖŞE YAZILARI DAYANAK GÖSTERİLDİ

Operasyon, bazı basın yayın organlarında çıkan köşe yazıları ve haberlere dayanarak başlatılmıştır. Bu durumdan çıkan sonuca göre, operasyonun başladığı tarihe kadar Aydın Engin’in yazısı dışında Cumhuriyet Gazetesine karşı FETÖ ve PKK ile ilgili olarak operasyon başlatmaya elverişli hiçbir yazı ve haber yoktur. Olsaydı, Savcı İnam bazı başka basın yayın organlarında çıkan haber ve yazılara dayanarak operasyon başlatmazdı. Operasyona başlamak için Aydın Engin’in ‘Cihanda Sulh Peki Yurtta Ne’ başlıklı yazısı ile 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar arasında ilişki kurabilmek, ancak yasa, hukuk ve de mantık ile bir irtibatın kalmamasıyla olanaklıdır.

Cumhuriyet gazetesinin FETÖ ile ilintili olduğu algısının yalnız başına yaratılması yeterli bulunmamış, buna PKK da eklenmiştir.

OPERASYON MİT TIRLARI HABERİNİN YAYINLANDIĞI ZAMANA DENK GELİYOR

Soruşturmayı yürüten hangi savcı olursa olsun durum değişmez; soru yerli yerinde durmaktadır. Savcı Murat İnam Resen Soruşturma Başlatma Tutanağı’nda, operasyona 18/08/2016 tarihinde başlandığını yazmışsa da, Cumhuriyet Gazetesine operasyon fikri aslında daha önceki bir tarihe dayanıyor. 29 Mayıs 2015 tarihine. Bu tarih, Can Dündar’ın MİT TIR’ları ile ilgili haberinin Cumhuriyet Gazetesinde yayımlandığı tarihtir. O gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Hadi Salihoğlu, yazılı basın açıklamasıyla, soruşturmanın başlatıldığını açıklamıştır. Haber, yetkililerin, insani yardım malzemesi taşıdığını söyledikleri tırların içinde silah olduğunu fotoğraflarıyla anlatmaktadır.

Siyasi iktidarın kin ve nefreti, yalanının ortaya çıkmasıyla tepe noktasına varmıştır. Ancak, operasyona hemen başlanmaz. Tıpkı bu operasyona başlamak için nasıl uygun zaman beklenmişse, o zaman da uygun siyasal ortam beklenmiştir.

İddianamede, Cumhuriyet Gazetesinin özellikle 2013 yılından sonra manipülasyon ile insanları etkileme, yönlendirme ve zihin karıştırma yoluna gittiği iddia edilmişse de bu yolu seçenin Cumhuriyet Gazetesi değil, Cumhuriyet Gazetesine operasyon düşünüp hayata geçirenler olduğunu, soruşturma dosyası ele vermektedir. Cumhuriyet Gazetesinin FETÖ ile ilişkilendirilmesine aklı başında hiç kimse inanmaz.

Cumhuriyet Vakfının yönetim kurulu üyesiyim. Yenigün Haber Ajansı A.Ş.’de 2. derece imza yetkilisiyim. 1992 yılından bu yana Cumhuriyet Gazetesi’nin aralıksız avukatlığını yapıyorum.

MUSTAFA BALBAY’A GELİNCE

Mustafa Balbay’a gelince… İddianamenin 129. sayfasında onun attığı tweet suçlamaya delil olarak gösterilmiş. ‘Cumhuriyet’te FETÖ’cülükten, Kürtçülüğe kadar her şey serbest, CHP milletvekilinin yazı yazması yasak’. Attığı tweet budur. Bu tweet savcıya göre örgüt bağlantımızı gösteriyormuş.

Savcı sanırım gazeteyi terör örgütlerinin amacına hizmet eden genel yayın yönetmenini seçen kişi ile gazeteyi FETÖ’cülük ve Kürtçülükle suçlayan kişinin Mustafa Balbay olduğunu atlamış, unutmuş olmalı ki böyle bu tweeti delil olarak kabul edebilmiş, ileri sürebilmiş…

BALBAY ZİYARETİME GELDİ!

Mustafa Balbay, 2 Haziran 2017 Cuma günü Silivri Cezaevi’nde beni ziyarete geldi. Milletvekilleri ziyarete geldiğinde, infaz koruma memurları koğuşun kapısına gelip ‘vekil ziyareti’ diye bağırırlar. Genellikle gelen vekilin kim olduğunu, adını bilmezler. Ben de 2 Haziran günü vekil görüşüne böyle çıktım. Görüşme odasında gelen vekilin Mustafa Balbay olduğunu görünce ‘seninle görüşmeyeceğim’ diyerek geri döndüm.

Evet, Mustafa Balbay, 2 Haziran 2017 günü Silivri Cezaevinde beni, yani FETÖ/PKK ile ilişkilendirdiği kişiyi ziyarete geldi. İddianamede tweeti delil kabul edilen kişi budur; kabul edenler de işte bu savcılar.

İddianamenin 75 ve 76. sayfalarında cep telefonu ile kimlerle irtibat kurduğum sıralanmış. İddianamenin 242 ve 243. sayfalarında ise PKK ve FETÖ ile nasıl ekonomik ilişki içinde olduğum MASAK Raporu’na dayanarak yer alınmış.

SUÇU İLERİ SUNAN KANITLASIN

İddianamenin 14. sayfasında bylock kullanıcısı ve FETÖ şüphelisi olan kişilerle iletişim kurmanın suçun delili olduğu şu şekilde açıklanmış: İddianamedeki bu yaklaşıma karşı görüşülen kişilerin Türkiye’nin çeşitli yerlerinde değil de aynı yerde olması halinde durum değişir miydi, meslek grupları değişik değil de aynı olsaydı farklı bir sonuca mı ulaşılırdı, sıklığın kıstası nedir gibi sorularla başlayacak bir tartışmaya girmeyeceğim. Bylock kullanıcısı olan ve FETÖ davalarında şüpheli konumunda olan kişilerden birçoğuyla kurduğum irtibatın nasılını ve nedenini belgeleriyle açıklayabilecek durumdayım. Ancak bu yola girmeyeceğim. Çünkü ceza yargılamasındaki temel kural iddiayı ileri sürenin ispat etmesidir.

İletişim kurulan kişilerin anılan niteliklerinin bilinmesi, iletişim kurulan kişilerin FETÖ suçlaması sonucunda mahkûm olmaları da durumu değiştirmez. Çünkü iletişimin TCK 220/7. madde kapsamında bir yardım fiiline tekabül etmesi gerekir.

Bu tür delil ve yaklaşımlarla kişilerin suçlanması hukuka aykırı olduğu gibi aynı zamanda toplumda panik/kaygı uyandırıcıdır. Fertleri, kendilerini arayan veya aradıkları kişilerin bylock kullanıcısı veya FETÖ şüphelisi olup olmadıklarını bilme durumları olamayacağından, sırf bu iletişimleri nedeniyle, haklarında bir soruşturma başlatılması korkusu, kaygısı ile bırakmaya kimsenin hakkı yoktur. Böyle bir yola girilmesi vahimdir. Ceza hukukunun temel ilkelerini alt üst edicidir.

‘KİMSENİN HAKKI YOKTUR’

Ben artık tutuklu bir FETÖ sanığıyım. Tutuklanmadan önce çiğ köfte siparişi vermek için aradığım esnafı, meyve siparişi verdiğim manavı, balıkçıyı, üstelik sık sık aradım diye FETÖ şüphelisi olma korkusu ile karşı karşıya bırakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Soruşturma dosyasını hazırlayan Savcı Murat İnam, FETÖ sanığıdır. Yürüttüğü Savcılık görevi nedeniyle adliyede, bırakınız telefonla olmasını yüz yüze birçok iletişim kurmaktadır. Savcı, iletişim kurduğu kişileri, kendisi ile iletişim kurdu diye suçlayabilir mi? Buna nasıl olanak yoksa, TCK 220/7. madde kapsamında iletişimler nedeniyle nasıl bir yardım fiili içinde olduğum tespit edilip ileri sürülmeden, bu iletişimin delil olarak kabul edilmesi hukuka, mantığa ve akla aykırıdır.

MASAK Raporu’na dayanarak, FETÖ ve PKK ile irtibatlandırılmam da yine dosyada bol miktarda bulunan hukukun katline verilebilecek örneklerden biridir.

İNANMAK İSTEDİĞİ İDDİANAME BUDUR

Heyetinizin inanmak istediği iddianame budur. 274 sayfalık iddianamede koyu renklerle yazılarak, harfler büyütülerek, altı çizilerek en öne çıkarılan iki bölüm bunlardan ibarettir. Bu iki bölüm aslında, suçlamada zirve yaptığını sanan savcıların, suçlamada, suç yaratmadaki yeteneksizliklerinin, suç yaratma kasıtlarının en çarpıcı biçimde görülüğü yerlerdir.

DÜŞTÜĞÜ AÇMAZ VAR

Tarafımıza örgüt adına suç işlemek fiili isnat edilemez. Operasyon düzenleyenlerin burada düştüğü bir açmaz vardır. Suç, unsurları kanunda tanımlanmış olan bir fiildir. Operasyonu düzenleyenler tarafımıza yüklenecek bir suç bulamamışlar, kanunda tanımlanmış bir fiil uyduramamışlardır.

Örgüt mensubunu unutmayıp, suç işlemese dahi terör suçlusu sayan, terör örgütü mensubu olmasa da örgüt adına suç işleyen kişiyi terör suçlusu sayan madde, örgüte YARDIM eden kişiyi terör suçlusu saymayı unutmuş olamaz. Suç işleyeni ve suç işlemese dahi örgüt mensubu olan kişileri terör suçlusu sayarken, örgüte yardım edenleri terör suçlusu saymaması, örgüte yardım eden kişinin cezasının TMK 5. maddeye göre yarı oranında artırılamayacağının göstergesidir.

KİMSE BUNA İNANMAZ

Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel, Resul Çakır, Fikret Seçen, Hasan Hüseyin Özese, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Terörle Mücadeleden Sorumlu Müdür Yardımcısı Tufan Ergüder. Haber, bu yemekli toplantıyı, yargı etiği ilkelerine aykırı olduğu için eleştirmektedir. Güray Öz’ün müdafii olarak katıldığım bu davada o tarihlerde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasanın geçici 1/b maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmiştir. Yemeği düzenleyen kim? İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi. Bu yemeği teşhir eden kim? Cumhuriyet Gazetesi ve Güray Tekin Öz. Şimdiki suçlama ne? Cumhuriyet Gazetesi ve Güray Tekin Öz ve ben FETÖ’ye yardım ediyoruz. Kimse buna inanmaz.

Bu operasyonu düzenleyenlerin ne hukuk birikim ve pratikleri ne de yaşam pratikleri beni darbecilikle, darbecilere yardım etmekle suçlamaya elvermez. Buna kişisel hukuk ve yaşam pratiğim engeldir.

YAŞAMIN DARBECİLERLE MÜCADELE İLE GEÇTİ

12 Eylül darbecilerine karşı ilk çıkış olan Aziz Nesin’in öncülüğünde hazırlanan Aydınlar Dilekçesi’ne bakarsanız imzamı görürsünüz. Yaşamım darbeye, darbecilere karşı mücadele ile doludur. Darbecilik kimden gelirse gelsin, kime karşı olursa olsun durum değişmez. Çünkü önemli ve gerekli olan demokrasidir, hukuk devletidir, insan haklarıdır.

Maalesef Türkiye’de bu kavramlar hiçbir zaman layıkıyla yerine oturup işlevlerini hayata geçiremediler. Yükseldiği ve dibe oturduğu dönemler oldu. İşte dibe oturan dönemlerden biri de içinden geçtiğimiz bu dönem.

KİMSE ENDİŞE ETMESİN

Ama hiç endişe etmiyorum. Kimse de endişe etmesin, bu dönem geçicidir. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti değerleri yükselmek, yerli yerine oturmak zorundadır. Çünkü bu değerler hem yerel hem evrenseldir. İnsanlık ailesinin bugüne kadar verdiği mücadelenin, kanla, canla verilen mücadelenin sonucudur.

İnsanlığın büyük mücadeleler sonucu edindikleri kazanımların bertaraf edilmesine, ortadan kaldırılmasına kimsenin gücü yetmez. Türkiye’mizde de gelecek, insan hakları, hukuk devleti, demokrasiden yana olanlarındır. Tarih bu yöne önünde sonunda hep akar. Kimse bu akışı durdurduğunu, duraksattığını, durdurabileceğini sanmasın.

Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti mücadelesinin karşısında yer alanlar ümitlenip boşuna heveslenmesinler.

Cumhuriyet Gazetesinden bir örgüt çıkaramazsınız. Örgüt arıyorsanız dosyaya bakın, orada rahatlıkla bulabilirsiniz. Yasaya-hukuka aykırı uygulamalarla Cumhuriyet Gazetesinin FETÖ ile PKK ile DHKP/C ile irtibatını kuramazsınız.

Kimse hukukla inatlaşmasın. Çünkü onun inadıyla baş edemezsiniz. Çünkü yüzyılların birikimiyle yerleşmiştir, kökleşmiştir. Önünde sonunda yener sizi. Hukuk inatçıdır. Hesap sorar.

Buna rağmen suçlanacaksam, lütfen bana ilk taşı günahsız olan atsın! Tercih sizin, takdir sizin, karar sizin…”

Çapraz sorgu sırasında iddia makamı, Utku’ya “Uzun bir savunma yaptınız ama esasa dair bir savunma görmedim. Şahsımla ilgili. Yanıt vermek zorundayım” demesi üzerine avukatlar tepki gösterdi. Savcı bunun üzerine “Şahsınla ilgisi olduğunu direk söylemedim. Şu ana kadar görev yapan arkadaşlarımın da mevzuat kapsamında görev yaptığını düşünüyorum” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here