Yargıdan sonra savunmaya tahakküm

0
281

AKP-MHP rejiminin çoklu baro yasasına ilişkin konuşan Hukukçu Nahit Eren, “Bu yasa ile artık baroları da siyasallaştırdılar. Buna karşı ciddi direnç göstermek gerekir” dedi.

Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) seçim sistemine dönük yasa, Meclis’ten geçerek kısa bir süre önce Resmî Gazete’de yayımlandı. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) değerlendireceği ‘çoklu baro sistemi yasası’, onayından geçtiği taktirde artık üye sayısı 5 binin üzerinde olan illerde 2 bin avukat bir araya gelerek yeni bir baro kurabilecek. Hali hazırda bu kriterlere uygun olan sadece üç il var; İstanbul, Ankara ve İzmir. Yasanın AYM’de kabul görmesi durumunda bu üç ilde, sayıları 2 bini geçmesi suretiyle yeni barolar kurmak mümkün hale gelmiş olacak.

Peki bu yasa neden getirildi? Yasanın etki alanları neler olacak? Yargının sacayaklarından olan karar (hâkim), iddia (savcı) ve savunma (avukat) bu yasanın neresinde olacak? Tüm bu soruları, hukukçu Nahit Eren’e yönelttik. Uzun yıllar Amed Barosu’nda yöneticilik de yapan Eren, çoklu baro yasasının yürürlüğe girmesi durumunda sadece savunmanın değil, müvekkillerin de bundan etkileneceğini söyledi. Eren, yapılandan önce çıkacak olan sonucun etkilerini tartışmak gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Normalde Türkiye’de mevcut değişiklikten önce her kentte belli bir sayı oluştuğu zaman baro kurulabiliyordu. Bugün 80 baro ve her baronun da aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği’ne seçtiği delegeleri var. Diyarbakır Barosu’nun şu anda başkan ile 7 delegesi var ama İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının delege sayısı 100’ün üzerindedir. Bana göre asıl sorunun çıktığı yer burasıdır. Barolar yıllardır Türkiye’de sivil toplum alanında, insan hakları hukuku alanında çalışmalar yürüten yapılardır. Anayasa ile düzenlenmiş bir meslek örgütüdür. TBB’nin kuruluşu anayasadan kaynaklanan bir haktır. Tabi özel bir kanunu var. Barolar avukatlık mesleğinin, yani savunmanın örgütlenme çatısıdır.”

BAROLAR İNSAN HAKLARINI KORUYOR

Baroların insan hakları alanındaki çalışmalarının, iktidarları hep rahatsız ettiğini ifade eden Eren, şöyle devam etti: “Sadece bugünkü iktidarı değil geçmişteki iktidarları da rahatsız etmiştir. Barolar özellikle yürütmenin, idarenin, kolluğun, siyasal iktidarın yaratmış olduğu hak ihlallerine ilişkin her dönem iktidarlarla çatışmıştır. Zaten görevi de budur. Yani insan haklarını kime karşı savunabilirsiniz ya da kime karşı koruyabilirsiniz? Kamu otoritesine karşı koruyabilirsiniz. Türkiye’de yıllardır barolar bu nitelikteydi. Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz; bugünkü iktidarı temsil eden siyasi partinin çıkış yaptığı döneme baktığımızda, özellikle Avrupa Birliği’ne uyum süreci ile çok güçlü bir sivil örgütlenme alanı oluştu. O sivil toplum örgütleri, 2000’li yılların başından 2010’lara kadar gerçekten iktidarlar tarafından da önemseniyorlardı. Raporlar dikkate alınıyor ve bu raporlara göre yasa teklifleri hazırlanıyordu.

TBB BAŞKANI İKTİDARLA BÜTÜNLEŞTİ

Maalesef özellikle son 5 yılda, ciddi anlamda sivil topluma yönelik siyasal iktidardan bir karşı duruş gelişmeye başladı. Daha önce hatırlarsınız, Türk Tabipler Birliği, yaptığı bir açıklamadan dolayı direkt hedefe oturtuldu. Hatta tutuklamalar oldu, davalar açıldı. Darbe girişiminden sonra ciddi bir şekilde insan hakları temelli çalışan dernekler, vakıflar kapatıldı. Bir şekilde son iki yıldır özellikle TBB başkanlığının da iktidarın söylem dili ve tavrı ile ortaklaşmasıyla birlikte barolara yönelik bir direnç gelişti. En son Ankara Barosu’nun yaptığı bir açıklamayla birlikte, iktidar artık direkt bu alana müdahale etme ihtiyacını hissetti.”

AMAÇ DELEGE SAYISINI DÜŞÜRMEK

Yasaların çıkış amaçlarının toplumların ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olduğuna dikkat çeken Eren, “Teknolojik değişim, siyasal alandaki gelişmeler, dünyadaki değişimlerin hepsi yasal düzenleme yapma ihtiyacını doğuruyor. Maalesef Türkiye’de son yıllarda yeni bir yasa yapma ihtiyacı iktidarın kendisiyle sorun yaşadığı ya da kendisine karşı olduğunu düşündüğü muhalif kesimlere yönelik bir amaca dönüşmüştür. Siyasal iktidar kendisine karşı yüksek bir ses çıkaran ya da bir hak ihlalini dillendiren kurum ve yapılara yönelik yasal düzenlemelerle pasifize etmek gibi bir amaç güdüyor. Bu yasal düzenleme de onu amaçlıyor.

Neden bunu amaçlıyor ne olacak bu çoklu baroyla? Toplum bunu çok iyi idrak edemedi. Şunu çok net söyleyebiliriz; artık baroları bir şekilde siyasallaştırdı. Bugün, Diyarbakır’da 5 bin avukat yok ama ileride Diyarbakır bu sayıya ulaşacak. Türkiye’deki mevcut hukuk fakültelerini sayısına baktığımızda o rakam Diyarbakır içinde çok uzak bir rakam değil. Bugün İzmir, Ankara ve İstanbul baroları için bu geçerli. İktidar şunu yaptı; sadece çoklu baroyu getirmedi, her baronun delege sayısını da değiştirdi. Örneğin, Diyarbakır Barosu’nun şu anda 7 olan delege sayısı dörde düşürüldü” diye konuştu.

FEYZİOĞLU İKTİDARINI SAĞLAMLAŞTIRIYOR

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun iktidarla uyumlu olmasını ve çoklu baro sistemine itiraz eden baroların yanında durmamasını eleştiren Eren, şunları vurguladı: “Çünkü yapılacak değişikliğin aynı zamanda kendisinin de iktidarını sürdürmeye yarayacağını görüyoruz. Kendisi ya da kendisi gibi düşünen iktidara bu anlamda yakın olabilecek bir başkan adayının seçim sistemini getirmeye çalıştılar. Çünkü son zamanlarda İstanbul, Ankara ve İzmir, hatta Antalya barosu da çok sert açıklamalarla Feyzioğlu’nun devam etmeyeceğini, olağanüstü genel kurul çağrısı yapmışlardı. Bana göre bütün bu sürecin altyapısı Türkiye Barolar Birliği’ndeki delegasyon birliğine girecek yeni başkanı belirlemeye yönelik bir çabaydı. Bir şekilde yasanın muhatabı olan kurumlar bu sürecin dışında itildi.

Burada niyeti çok net anlayabiliyoruz. İktidar bir şekilde özellikle İstanbul, Ankara, İzmir’de oluşturacağı yeni baroların delegasyon sistemini törpüleyerek TBB’deki başkan anlayışını sürdürme niyetinde. Bu, çok tehlikelidir. Avukatlar arasında baroların siyasal kimliklerle ayrıştırılması bu mesleğe ciddi şekilde zarar verecek. İleride emin olun bu yasa çok sürmeyecek ve mevcut iktidar sürdürse bile bunun yarattıkları olumsuzlukları görüp bu yasayı değiştireceğinden eminiz.”

İKTİDARA YAKIN BAROLAR OLACAK

Çoklu baro sisteminden avukatların ve müvekkillerinin de etkileneceğini belirten Eren, şunları ekledi: “Öncelikle müvekkillerin bir tercih sebebi olacak. Vatandaşta ‘iktidara yakın avukat tutayım’ algısını geliştirecek. İktidara yakın olan avukatın temsil ettiği müvekkile ya da onun tarafına dair bir karar içinde olacağına ihtimal veriyor olacaklar maalesef. Şu anda yargıda ciddi bir şekilde yargıçlar da fiilen bir siyasallaşma var. Bunu çok net bir şekilde görebiliyoruz. Politik davalarda bu kendisini gösteriyor. Tabi sadece politik davalar için bakmayın, bu hukuk davalarına da özel davalara da sirayet edecek. Bu çok tehlikelidir. Bu, mesleği zayıflatır ve mesleğin sorunlarını da artıracak bir yöntemdir. Ciddi anlamda siyasallaşma mesleğe ciddi zararlar verecektir.”

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here