Beştaş: Sorun Öcalan muhatap alınarak çözülür

0
202

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İMRALI TECRİDİ VE CPT RAPORU

Beştaş’ın konuşmasının satır başları şöyle:

“CPT 2017 ve 2019 yıllarında gerçekleştirdiği iki ziyaretin raporunu Türkiye onay vermediği için açıklamamıştı, açıklayamamıştı. Gecen hafta, Türkiye’nin de izin vermesi üzerine CTP bu raporu açıkladı. Tahmin edeceğiniz üzere oldukça vahim tespitler içeriyor. Türkiye cezaevlerindeki kapasite fazlalığı, işkence, kötü muamele ve tecrit resmi olarak, uluslararası olarak CPT’nin raporu olarak kamuoyuna yansıdı.
CPT resmi olarak tecridi, işkenceyi ve kötü muameleyi belgeledi. CPT iki defa İmralı Adası’nı ziyaret etti. Sayın Öcalan ve diğer mahpusları dinledi ve oradaki koşulları yerinde inceledi. CPT’nin raporunda İmralı’da işkence olduğunu bir kez daha söylemek isterim.
İmralı’da uygulanan tecrit sadece orada kalan mahpuslara ve Öcalan’a uygulanan bir tecrit değildir; bu barışın tecrididir. Çözüm yolunun kesinlikle önündeki en büyük engeldir aynı zamanda. Türkiye yurttaşlarının bunu böyle okuması gerekir. Artık çözümün ve barışın yolunu açmanın zamanıdır. Türkiye’de Kürt meselesinde çözümsüzlük en derin bunalımı yaşayan bir yerdedir.
Parlamentonun çözüm merkezi olduğunu bir kez daha önemle belirtmek istiyorum. TBMM’nin CPT raporlarına duyarsız kalamayacağını, işkencenin tespit edildiği bir yerde bunu görmezden gelemeyeceğini buradan TBMM’den ifade etmek istiyorum. Parlamento ve Genel Kurul’da defalarca bunu ifade ettik. Tüm cezaevleri ve İmralı arasındaki önemi ifade ettik. Ama maalesef 3 maymunu oynamaya devam ediyorlar. İmralı’da tutulan mahpusların dış dünya ile teması yok. 2011 yılından bu yana avukatlarla görüşme yapılmıyor. 2014 Ekim’den bu yana da aile ile de görüşme yaptırılmıyor. Tam anlamıyla dış dünyadan izolasyon ve bu işkencenin dış dünyayla paylaşılmasını engelleme, barış konusundaki savunuyu halkla paylaşmayı engelleme, çözüm yolunu tartışmayı engelleme anlamına gelmektedir. 2013-2015 yılları arasında Öcalan’ın Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda sunmuş olduğu öneriler Türkiye’ye rahat nefes aldırmıştır.
Biz HDP olarak Türkiye’de demokratikleşmenin, Kürt meselesinin adil ve demokratik bir zeminde, eşit ve özgür bir yurttaşlıkla çözümünün ancak mümkün olabileceğini her zaman söyledik. Bugün de söylüyoruz. Şu anda çözüm süreci döneminde almış oldukları sorumluluk yaptıkları işler sebebiyle arkadaşlarımız cezaevinde tutuluyor. Sevgili İdris Baluken çözüm sürecinde İmralı heyetinin bir üyesiydi. Tamamen hükümetin bilgisi dahilinde, istemler doğrultusunda çaba sarf ederken, şimdi Sincan Cezaevi’nde rehin tutuluyor. Yine Selahattin Demirtaş ve diğer arkadaşlarımızın rolünü hatırlatmak istiyorum. Peki biz ne diyoruz? AKP ve MHP, bu konuda tecridi derinleştirerek çözümü engellemek ve Kürt meselesinde 100 yıllık inkarı, imhayı, asimilasyonu, işkenceyi ve bir halkın yok sayılmasını tekrar güncellemek istiyor. Ama bunu başaramazlar. Türkiye’nin 4’te 1 nüfusunu oluşturan Kürtlerin özgür yurttaş olmadığı sürece bu ülkede demokrasinin d’sinden söz edilemez. Bu nedenle şunu söylemek istiyorum. Tecrit çözümün önündeki engeldir; bu engeli kaldırın.
Kürt sorunu bitmeden savaş, savaş bitmeden yoksulluk bitmiyor.

CEZAEVLERİ

Bütün cezaevlerine ilişkin şunu söylemek isterim; pandemi konusunda şöyle bir tablo var. Pandemi fırsata çevrildi. Aslında hayatın her alanında çevrildi. Ama cezaevlerinde Covid 19 tam anlamıyla tecridi derinleştirmek, mahpusların birbirini görmelerini engellemek, aile görüşlerini engellemek, hatta telefon görüşmelerini engellemek için fırsat olarak kullanılıyor. Mahkumlar hastaneye götürülmüyor, aileleri ile görüştürülmüyor. Hiçbir sosyal haktan yararlandırılmıyor. Kandıra Cezaevini örnek vereyim. İnfaz koruma memurları ailelerinin yanına gidiyor, yemekhanede yemek yeniyor, mahpuslarla doğrudan temasları var. Covid onlar içinde bir risk ama mahpuslara ne yapılıyor. Haftalık çıktıkları spor yasaklanıyor, aile görüşleri yasaklanıyor. İletişim hakları mektup- telgraf hakları, sohbet hakları engelleniyor. Mahpuslar kendi odalarında izole ediliyor, tecrit ediliyor. Bunun Covid 19 ile ilgisi yok. Bu tamamen hapishaneleri tecrit merkezine dönüştürmek, hakları kısıtlamak için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Covid-AKP işbirliği var. Covid-AKP işbirliği hayatın her alanında olduğu gibi cezaevlerinde de uygulanıyor. İşkence ve kötü muamelede sınır tanımıyor. Üstelik hijyen koşullarına, sağlık koşullarına, tedavi koşularına dair tedbirler kesinlikle yeterli değil.
Aile görüşü yaptırmamak ve ‘biz mahpusları düşünüyoruz’ demek büyük bir ikiyüzlülüktür.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

İstanbul Sözleşmesi meselesi gündemimizde olmaya devam ediyor. Çünkü kadınlar ölmeye devam ediyor, çünkü kadınlar şiddet görmeye devam ediyor. İstanbul Sözleşmesine karşı erkeklerden oluşan bir platform kurulmuş. İstanbul Sözleşmesi neden kaldırılmalı diye garip bir çalışma yürütüyorlar. Türkiye Düşünce Platformu diye adını koymuşlar düşüncesi olmayan bir platform aslında bir görev ifa ediyor. Neyse ki kendilerini feshetmişler. Erkeklerin kadına yönelik bir şiddet konusunda etkili olması iktidarın onlara toleranslı olmasını da kamuoyunun takdirine sunuyorum.
Evet, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin çok şey söylendi, çok tartışma oldu. Biz kadınlar İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye izin vermeyeceğiz. Pandemi koşullarında Diyarbakır’dan İzmir’e Türkiye’nin her yerinde kadınlar, yaşamın her yerinde kadınlar yaşamın arkasında durmaya devam edecek. Kadınlar bu sözleşmeden çekilmeye izin verilmeyeceğini vurguluyor. Kadınlar susturulmaya çalışılıyor. Tek bir amaç var kadınlar sussun. Kadının adını silmeye, aile içine hapsetmeye ve sadece aile olarak tanımlamaya dönük bir politika var. İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetin önlenmesini devlet politikası haline gelmesini engellemeyi hüküm altına alıyor ve zorunlu kılıyor. Bunun da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sağlanması ile mümkün olacağını söylüyor. İlk dönemlerde AKP iktidarı sözleşmeyi imzalamakla çok övünüyordu, şimdi algı operasyonu ile çekilmeyi tartışıyorlar. Toplumun talebi bu, aile düzenini bozuluyor gerekçelerini ifade ediyorlar. Öyle bir aşamaya geldik ki, kadınların mücadele ile kazandığı ve kadınların kağıt üzerinde de olsa eşit hak sahibi olmasına yönelik düzenlemelere tahammülleri yok.
Kadına yönelik savaş açılmıştır, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyiz.

KÜRT SORUNU

Diğer bir mesele Kürt meselesi Türkiye’nin hiçbir zaman gündeminden çıkmadı, çıkmayacak çözüm oluncaya kadar. Ama birilerinin her gün Amerika’yı yeniden keşfetmesine acı acı gülmekten kendimizi alamıyoruz. CHP Kürt sorunu üzerine yeni rapor yazıyor. ’89’da başlamışlardı. Basından takip ettiğimize göre, toplumsal mutabakat komisyonu, ortak akıl heyeti ve gerçekleri araştırma komisyonunun kurulmasının sağlanması, Türkiye’de çözüm adresinin Meclis olarak gösterilmesi konusunda daha önce yayınlanan raporların güncellenmiş bir haliyle karşı karşıyayız. CHP kurultayında toplumun ve CHP tabanının yoğun baskısı ile bu raporların yayınladığını biliyoruz. Yine de Kürt sorununda gösterilen tüm çabaları çok önemsiyoruz. CHP bugüne kadar Kürt halkına karşı uygulanan baskı politikalarına karşı hiçbir zaman net tavır almamıştır. Her zaman ikircikli olmuştur bunu biliyoruz ve not alıyoruz. Partimize yapılan siyasi soykırım operasyonlarında yeterli bir duruş göstermekten kaçınmıştır. Yine de bu girişimi anlamlı buluyoruz.
Kürt meselesi Diyarbakır’da ‘rojbaş’ diyerek, popülist politikalarla çözülmez. Kürt halkının iradesi yok sayılarak çözüm mümkün değildir. Bunun için HDP vardır. HDP Türkiye’de herkesin temsil edildiği bir partidir. Biz 83 milyonun iradesiyle birlikteliğiyle bu sorunun çözülebileceğini söylüyoruz. Hep birlikte bu mücadeleyi yürütelim ve çözümüne ortak olalım diyoruz. Rapor yayınlamak tespit için elbette önemlidir ama önemli olan gerçek ve kurucu bir siyaset izlemektir. Korkmadan, çekinmeden “ey Kılıçdaroğlu”, “ey Babacan” sözlerine kulak tıkamaktır. Bu konuda kararlı olmaktır, çözümün yolu buradan geçmektedir.
AKP ve MHP’nin inkarcı politikalarını mahkum ederek işe başlayabilirler.Sorunun adını daha koyamadan, Kürt derken defalarca düşünenler Kürt meselesinde çözüm üretemezler. Bir kere adını doğru koymakla sorunun çözümünü doğru göstermekle işe başlayabilirler. Samimiyetsizliğin cevabını halkımız verecektir. Davutoğlu’na son bir sözüm var. Diyarbakır konuşmasını dikkatle dinledik, Kürt sorununa yaklaşımı, partimize ve Kürtlere dönük saldırılar karşısında ne yaptığını hatırlatmayacağız. Çünkü herkes bunu hatırlıyor Silopi’yi, Sur’u, Cizre’yi hatırlatmaya gerek yok. Kaldırılamayan cenazeler var daha. Taziyeler devam ediyor ve acılar çok taze. Ama hala sorunu güvenlik gözlüğüyle görüyor. Davutoğlu’na çağrımız o güvenlik gözlüğünü çıkarsın. İşe hak, adalet ve hukuk ve gerçek anlamda tarihsel arka planla bakmayı öğrensin.

‘İMRALI MUHATAP ALINMALI’

Bugün Öcalan’ın adını neredeyse kullanmayı yasaklayacaklar, neredeyse tecrit demeyi yasaklayacaklar. Kürdistan demeyi yasaklayacaklar. Bu yasakları kimse dinlemez. Bu yasaklamanın amacı çözümü engellemektir. Neticede Öcalan İmralı cezaevinden barış mücadelesi veriyorsa ve bu hükümet onunla masaya oturup konuşmuşsa bunu unutturamazlar. Biz bu noktada duruyoruz. Bunu söylemekten vazgeçmiyoruz. Bu nedenle İmralı’yı muhatap alın diyoruz. İşlerine gelindiğinde muhatap almayı, işlerine geldiğinde ismini yasaklamayı bu toplum iyi düşünsün. HDP olarak gerçekleri söylemekten vazgeçmeyeceğiz.

EKONOMİK ÇÖKÜŞ

Ekonomide uçuş modunda değiliz, çakıldık. Erdoğan uçuş moduna geçtik diyor ama bunun adı uçuş modu değil bunu adı çakılmak. TL hızla dibe gidiyor. 5 yıldır ilan edilmeyen devalüasyonlar yaşanıyor, döviz her birim yükseldiğinde bütün bunlar halklarına enflasyon, borç olarak, işsizlik olarak dönüyor. İktidar ise powerpoint sunumu yapmaktan başka bir şey yapamıyor. Bu iktidar istemediği için değil yapamadığı için olumlu adım atmıyor ve sorumlusu kendisidir. Sofralardan eksilen yiyeceklerin sorumlusu AKP iktidarıdır. Tek dertleri var; kendi iktidarları, gelecekleri ve bekaları. Enflasyon, dolar, işsizlik yoksulluk AKP iktidarı düşmeden düşmez. Gidişat onu gösteriyor. 18 yılın acı gerçeği bu.
Herkes boğazından kesilen paranın savaşa gittiğini bilsin.
Boş buzdolapları ile övünüyorlar içinde ne olup olmadığını söylemiyorlar.

KORONAVİRÜS SALGINI

Bir diğer konumuz Covid. Covid – AKP iş birliği devam ediyor. Çok vahim bir tablo var.  Hepimiz risk altındayız; 83 milyon insan her an hastalığa yakalanabilir.  AKP-MHP insanları bu salgınla yüz yüze bıraktı. Şeffaflıktan eser yok. Her şey gizleniyor. En son yoğun bakım ve entübe hasta sayısı gizlenmeye başlandı. Bazı illeri arıyorum. Topluyorum 4 il 1000 ediyor, ediyor ama 81 ili açıklıyorlar 1000 etmiyor. Niye yalan söylüyorsunuz. Siz halkı ölüme terk ediyorsunuz. Hastanelerle altyapılarla övünüyorlar. Şunu çok iyi biliyorum hastanelerde kaldırımlarda insanlar yatıyor. Siirt’e geçen hafta gittim, test yapılmıyor. Geçen hafta bir olay yaşandı skandal denildi, Hatay Milletvekili bir ayda 8 test yaptırmış, 8’incide pozitif çıkmış. Cumhurbaşkanlığı sarayında haftada 3 kez test yapılıyormuş.
Covid ile mücadele edilmiyor, AKP Covid ile iş birliği yapıyor.”

‘ÇÖZÜM ODAKLI GİRİŞİMLERİ ÖNEMSİYORUZ’

Beştaş, açıklamalarının sonunda, “Kılıçdaroğlu’nun Kürt meselesine yönelik sözlerine ilişkin ne söylemek istersiniz” sorusunu da şöyle yanıtladı:
“Biz samimi, dürüst, çözüm odaklı girişimleri önemsiyoruz. Kılıçdaroğlu’nun da bu söylemini önemsiyoruz. Ama sadece Kürtleri araç olarak gören, oy kullanma aracı olarak gören, sandıkları doldurmayı hedefleyen ve seçim bittiğinde Kürtlere en büyük kötülüğü yapan girişimleri Kürt halkı çok iyi analiz edebilir. Kürtlerin yaşadığı acı deneyimler onları inanılmaz derecede mahirleştirmiştir, politize etmiştir. İstedikleri kadar parti kursunlar. Kimin çözüm odaklı düşündüğünü, kimin halk yararına, çözüm odaklı ve demokrasi temelinde yaklaştığını analiz edebilecek güçtedir Kürtler. Biz Kürt halkına güveniyoruz.”

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here