Ghobashi: Araplar kendini savunmazsa Türkiye her yeri işgal eder

0
323

AKP-MHP iktidarı ile yönetilen Türkiye’nin Suriye, Irak ve en son Libya’yı işgal etme saldırılarını başlatması Arap ülkelerinden tepkilere neden oldu. İşgalci Türk devletinin Kürtleri gerekçe göstererek Suriye ve Irak’a saldırmasının ardından Libya’yı da Müslüman Kardeşler’e bağlı silahlı çeteler ile işgal etmeye çalışması Arapları harekete geçirdi. Arap ülkelerinin başını çeken Mısır, Türk işgal saldırılarını durdurmak için Arap ülkeleri arasındaki birliğin sağlanması, Arapların ortak bir savunma yapması ve işgale karşı çıkması için çalışmalar başlattı.

Türk devletinin başlattığı işgal saldırılarının bölgede yarattığı gerilim, Mısır ile Yunanistan, İtalya ile Yunanistan arasında yaşanan yakınlaşma, Arap ülkelerinin kendi aralarındaki çelişkilerin işgale imkan sunması, Mısır’ın bu sorunları gidermek için başlattığı girişimleri Arap Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı ve Ceza Hukuku Doktoru Mukhtar Ghobash’ye sorduk.

‘ÖZ SAVUNMANIN OLMAMASI İŞGALİ KOLAYLAŞTIRIR’

AKP iktidarı, Arap dünyasında işgal harekâtı başlattı. Neden?

Arap dünyası 1945 yılında 7 devletten oluştu ancak bu devletler bağımsız değillerdi. Daha sonra bu devletlere katılımlar oldu, 22 devlete ulaştı.

Türkiye ABD, Rusya, İtalya ve birçok ülke gibi Arap ülkelerini işgal etmek istiyor. Elbette bunun nedenini de Arap ülkelerinde aramak gerekir. Bu işgal planı, amaç ve saldırıları Arap ülkelerinin ülkesini yurtsever bir şekilde koruma, savunma mekanizması olmamasından kaynaklıdır.

1950 yılında Arap ülkeleri arasında bir antlaşma imzalandı ancak bu antlaşma şu ana kadar da pratikleşmiş değil.

Tabii sözünü ettiğimiz yıllarda, Filistin davası, diplomasi, siyasi ve birçok alanda yok olma noktasına geldiğini söyleyebiliriz. Bu durum günümüze dek sürdü. Günümüzde şimdi Suriye’ye bakalım. Suriye adeta bölgesel ve uluslararası güçlerin ellerine, vicdanlarına bırakılmış durumda, yani Suriye ile ilgili kararları Suriye halkı almıyor, Rusya, İran, ABD veya bir sürü devletin kararlarıyla yaşananlar olup bitiyor. Yine Lübnan ve Irak’ın durumuna bakın, buralarda da aynı Suriye’deki gibi devam ediyor. Libya’ya bakın, söz konusu durumun devamı olarak idare edilmek isteniyor. Aynı şekilde Sudan ve Cezayir’e de bakıldığında yarın öbür gün belki de sözünü ettiğimiz Arap ülkelerden daha beter olacağı kaçınılmaz olacak gibi gözüküyor. İran için deniliyor ki kaderi 4 Arap ülkesinin başkentine bağlıdır. Onun için bu 4 başkent için konuşulması gerekiyorsa mecburen İran ile konuşmak zorundasın. Şimdi de beşinci başkent olarak Katar’ın başkenti de Türkiye ve İran’a bağlanmış durumda.

Tabii Türkiye’nin Arap ülkelerini işgal istemi veya girişimine sıradan bir sorun gibi bakamayız, bu bölgesel ve uluslararası bir sorundur. Yine aynı şekilde İran’ın işgal planları da çok tehlikeli. Onun işgal araçlarına veya kullandığı güçlere bakın, Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Suriye’de Baravaniya Şoreş a Suriyê güçleri, Yemen’de Husiler Hareketi gibi devam ediyor. Türkiye de İran gibi birçok bölge güçlerinin eliyle işgal etmek istiyor. Onun için diyorum, Arap ülkeleri ve bölgelerinde kendini savunma, öz savunma tecrübeleri veya mekanizması çok zayıftır. Arap bölgesi kendi güvenliklerini kolayca başka güçlerin eline bırakabiliyor. İşte Türkiye, diğer devletler gibi Arap bölgelerinden bir parçayı işgal ederek hakimiyet kurmak istiyor. Türkiye’nin Suriye ve ardından Libya’yı işgal girişimleri büyük sorunlar ve sıkıntıları beraberinde getirdi.

‘KÜRTLERİN OLDUĞU HER YERİ HEDEF ALIYOR’

Türkiye’nin işgal ettiği yerler nereler ve buraların önemi nedir? Türkiye, işgal ettiği yerlerde hangi araçlar veya güçleri kullanıyor?

Türkiye kendi ulusal güvenliği için Suriye’yi işgal ettiğini söylüyor. Bu söylem yalandır. Çünkü bu bir işgaldir, zaten kendisi de bunu açık bir şekilde ilan ediyor ve herkes de bunu biliyor, görüyor. Suriye’nin Türkiye ile sınırı var. Ama bu işgal etme gerekçesi olamaz. Ama Türkiye bunu gerekçe yaparak işgal saldırılarını başlattı ve bazı bölgeleri işgal etti. Türkiye, İran ve Rusya ile hareket ederek bunu yapabildi. Elbette Suriye’de ve Türkiye’de önemli bir sorun var; yani Kürt sorunu. Türkiye bu sorunu etsizleştirmek için sınırın her iki tarafında yani Suriye tarafında da Türkiye tarafında da saldırılar geliştiriyor. Türkiye, Kürtlerin olduğu, yaşadığı tüm topraklara hükmetmek istiyor.

Arap ülke veya bölgelerinde birlik ve güvenlik mekanizmasının olmaması ya da çok zayıf olması, Türkiye ve İran gibi devletlerin Arap bölgelerinde istediği gibi at koşturmasına neden oluyor. Aynı durum Kürtler için de geçerlidir ve Türkiye Kürtlerin irili ufaklı tüm taleplerini bastırmaya çalışıyor ve topraklarının tamamında hüküm sürmek istiyor. Suriye’yi işgal etme gerekçesi olarak da Kürtleri gösteriyor. Kürtlerin otonomi veya bağımsız, devlet gibi talepleri sadece Suriye toprakları içinde değil, nerede olursa olsun, Türkiye bunu engellemek için her şeyi yapıyor. Türkiye ile PKK arasında savaş var ama Türkiye’nin askeri üssü Başika’da da var, Irak kentlerine yakın yerlerde de var, Suriye’de de var ve bunlara bakıldığında gerekçenin sadece PKK olmadığı görülüyor. Arap bölgeleri ve toplumu da bundan zarar görüyor. Tüm bunları bilerek Türkiye ile nasıl ilişki kurabilirsin ki, Arap dünyası Türkiye’nin bu tehlikesinin farkına varmış ve artık görüyor.

Yani demem o ki buraları işgal eden Türkiye ile Araplar nasıl bir ilişki kuracak, nasıl konuşacak, dost bir devlet olarak mı, rakip bir ülke olarak mı, diğer güçlerle savaşan bir ülke olarak mı konuşacağız, ama en nihayetinde girdikleri yerler ona ait değil ve buna da işgal deniliyor. Yarın öbür gün bize dönmeyeceği ne malum… İşte bu belirsizlik nedeniyle Arapların hangi dilli kullanacakları çok netleşmiş değil. Türkiye önce Suriye’yi işgal etti, sonra Irak ve şimdi de Libya’yı işgal etti.

Türkiye’nin Libya işgali bizi çok kızdırdı, öfkelendirdi.

Türkiye ve Mısır arasındaki sorunun nedeni budur ve bu şekilde devam etmesi halinde çözülmeyecek bir soruna dönüşür.

Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında 2008 yılında askeri, ekonomik ve eğitim ittifakı ya da anlaşması vardı. Suudi Arabistan ile Türkiye, Suudi ile Katar arasındaki var olan sorunlar nedeniyle Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile yaptığı anlaşma farklı yere çekildi ve bozulma aşamasına geldi. Ama yine de bir düzeye kadar Türkiye’nin Kuveyt ve Umen Sultanları ile ilişkileri var.

Arap dünyası, Arap toplumunun kendi ulusal güvenliğini, öz savunmasını yapabilmek için iyi bir mekanizmaya, ortak bir mekanizmaya ihtiyacı vardır.

Diğer Körfez ülkelerinin üç devleti Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi devletler ile ilişkisi fazla iyi değil hatta birbirlerine karşıt bazı arayışları da olduğu bir gerçektir.

‘TÜRKİYE LİBYA’DA HIRSIZLIK PEŞİNDE’

Türkiye neden özellikle Libya’yı işgal etmek istiyor? Uluslararası güçlerin Türkiye’nin Libya’yı işgali ile ilgili tutumunu nasıl görüyorsunuz, bu tutumlarda bir değişiklik görecek miyiz?

Bana göre çıkar oyunlarıdır. Çünkü uluslararası güçler özellikle de ABD tarafından Türkiye’ye yeşil ışık yakılmadan Libya’ya girmiyordu veya giremiyordu. Elbette ABD, İran, Türkiye, Fransa, İtalya ve diğer güçler yani Arap bölgelerine el koymak, işgal etmek isteyen güçler, yeraltı kaynakları ile zengin olan Arap bölgelerinden pay alma adı altında işgal etmek istiyorlar.

Doğu Akdeniz’deki sahaları kendileri için diğer Avrupa ülkelerinin sahil veya açılma kapısı olarak gerekçe yapmaya çalışılıyor. Yani herkes kendi çıkarları çerçevesinde Libya üzerinden oynuyor. Tabii Türkiye’nin Libya işgali ABD’nin ona yeşil ışık yakmasının yanı sıra Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve gaz rezervelerinden pay almaya çalışıyor, buna pay denilmez, hırsızlık denilir.

Ancak şu da bilinmelidir ki Libya ile Mağrip, Sudan ve Cezayir gibi Arap ülkelerine de el konulmak istenecek çünkü bu yerler de Libya gibidir.

Doğu Akdeniz konusunda İtalya ve Yunanistan ittifak yaptı. Mısır ile Yunanistan ittifakı da oldu.

Türkiye’nin ilk başta etkili işgal girişimi Ankara ile Sarac arasındaki hem deniz hem de güvenlik anlaşması-ittifakı oldu. O zaman da İtalya ve Yunanistan arasında deniz üzerindeki sınır çizgisi anlaşması yapıldı. Tabii bu anlaşma Türkiye ile Sarac arasında yapılan anlaşmadan sonra imzalandı. Tüm bu imzalanan anlaşmalar Doğu Akdeniz üzerindeki yeraltı rezervler üzerinde gelişiyor.

Her ne kadar İtalya Libya’da Türkiye’nin yanında yer alıyor görünüyor olsa da Doğu Akdeniz petrol ve gaz rezervleri konusunda Türkiye’nin yanında değildir.

Ruslar ise petrol ve gaz rezervlerin korunması ve güvenliği için Hafter’in yanında yer alıyor. Onun için ABD istese de istemese de Ruslara karşı olmak için Türkiye’nin yanında yer alıyor. İtalya ve Yunanistan arasındaki bu anlaşma Türkleri çok tedirgin etti veya kızdırdı. Libya’da günlük 300 milyon varil petrol çıkartıyor.

Yani demek istediğim o ki; bu uluslararası ve bölgesel güçlerin Libya konusundaki tutumların hepsi kendi çıkarları çerçevesindedir, yani hiç kimse Libya halkını düşünmüyor.

Basın ve medyada her ne kadar Rusya ve Türkiye karşı taraf olarak gözüküyor ya da gösteriliyorsa da herkes de biliyor ki Türkiye ve Rusya’nın, Suriye alanında birçok konuda karşılıklı çıkarları var ve birlikte hareket ediyorlar. Çünkü Rusya bir daha Türkiye’nin ABD tarafına kaymasını istemiyor. Mesele sadece Rusya ile Türkiye arasında yapılan silah anlaşması, ABD ile Türkiye arasında bu konuda çıkan sorunlar değil, daha genel ve geniş bir sorun, tamamen dengeler ve alanlardaki çıkar, çatışma çelişki, kazanımlar çerçevesinde gelişiyor.

Bundan kaynaklı da Türkiye’nin Libya’yı işgal girişimini engelleyecek ya da geri çekilmesini sağlayacak açık ve net tutumları uluslararası güçlerden göremiyoruz. Açık ve net tutum koyan bir Fransa var. Belki de Fransa’nın tutumu sadece Libya ile ilgili değildir. Çünkü daha öncesi var, bunun birçok nedeni de var. Çünkü Türkiye’nin AB’ye girmesine izin vermeyen ya da engelleme çalışmasını yapan Fransa’dır. Elbette her iki devletin birbirine karşı açıklamaları bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.

Onun için Libya’daki bu uluslararası güçlerin girişimleri, işgal girişimleri çıkar çatışmasıdır ve aynı zamanda yukarıda altını çizdiğim Arap ülkelerin savunma ve birlik mekanizmasının zayıflığından kaynaklıdır.

Tabii Fransa yetkililerinin, ‘Türkiye’nin çöküşü ve Rusya’nın yenilgisi Libya üzerinden olacaktır’, şeklindeki açıklamaları önemlidir. Libya üzerinde söz sahibi olduğunu iddia eden güçlerin amacı Rusya ve Türkiye’ye karşı olmasıdır. Bu açıklamalar kaynağını bundan alıyor.

Libya’ya girme çabalarında ABD, Türkiye ve diğer güçlerin yanı sıra İran’ın da girişimleri olduğunu biliyoruz ve hatta İran’ın bir vekilinin de Libya’da olduğu bilgileri geldi bize. Yine Rusya ve Türkiye’nin karşılıklı çıkarları vardır.

ARAPLARIN TEPKİSİ NEDEN SINIRLI?

Arap Birliği ve Arap ülkelerinin Türkiye’nin Libya işgaline fazla tepkileri yok, sadece bazı açıklamalarla sınırlı. Neden?

Arap toplumunun genelinin, Arap Birliği’nin şu ana kadar bu işgale karşı verdiği tepkiler çok zayıftır.

Arap Birliği arasında çelişkiler de vardır. 1960’lı yıllarda Mağrip ve Cezayir arasında savaş çıkacak kaygısı yaşandı. Ancak Arap büyük ülkelerinin araya girmesiyle yatıştı.

Bunun dışında Arap Birliği, toplulukları arasında kaygı verici çelişkiler vardır ve bu çelişkilerden dolayı dış güçlere karşı güçlü bir tutum içine giremiyor.

Yine Arap topluluğunun 1976 yılında aldığı bir karar ile Suriye ordusu Lübnan’daki iç sorunları çözmek için Lübnan’a girdi. Ama Lübnan’daki sorunlar çözülmedi. Demek istediğim Arap topluluğu, Birliği arasında yaşanan iç çelişkilerden ötürü dış güçlerin saldırılarına karşı aynı tepki ve tutum gösterilmiyor, yeterli düzeyde bir tepki ortaya çıkmıyor. Bunu Filistin ve birçok Arap devletine yapılan dış güçlerin saldırılarında gördük, görüyoruz.

Maalesef dış güçlerin elinin içinde olduğu Libya, Filistin, Lübnan, Suriye ve Irak’taki sorunlar çözüme kavuşmadı, kavuşamıyor. Çünkü Arap topluluğunun tepkileri zayıf ve bu zamanla iç sorunların çözümünde de giderek zayıflıyor. Bu durum sadece biz Arapları ilgilendiren davalarda bile karar sahibi olmamızı engelliyor.

Arap ülkelerine saldırı ve işgal girişimlere yönelik Arap basının rolü nedir? Özellikle Türkiye’nin Libya işgali ile ilgili Arap basını nasıl bir rol oynamalı?

Tabii bu işgal ile ilgili doğru bir şekilde yazıp çizdiklerinde bu işgalin uluslararası ve bölgesel güçlerin Arap bölgelerine yönelik işgal ve tutumları ile bağlantılı olduğu ortaya çıkacaktır. Yani örneğin, ABD işgali, Fransa, Rusya işgali, İtalya işgali, İran işgalleri de görülecektir. İşte basın doğruları iyi araştırıp, iyi analiz ettiğinde deşifre rolünün önemi ortaya çıkacaktır.

Tabii biz bölge halkının çıkarları doğrultusunda ilişkilere karşı değiliz, ancak ilişkiler sırf işgal için oluyorsa ya da karşıt güçlerin bir tarafını seçmek ise bu doğru olmaz.

Bir uluslararası güç veya bölgesel güç ya da Arap topluluğu üzerinden gidelim, eğer işgale karşıysak bütün işgallere karşı olunması gerekiyor, birinin işgaline doğru ya da yanlış deyip diğerine karşıyız demek doğru bir tutum değil ki bu hiçbir şeyi çözmez, çözmüyor. Arap basını içinde parçalılık var, dış devletler tarafından Arap bölgesine geliyorsa birine işgal deyip diğerini ‘ülkeler veya güçler arasında ilişki’ şeklinde adlandırmak doğru değil. Bugün Türkiye’den acizseler yönlerini Türkiye’ye, İran’dan acizseler yönlerini İran’a veriyorlar, ama diğer işgalleri de yumuşatmak ve bir ilişki olarak göstermek doğru değildir. Arap bölgesinde olan tüm güçler kendi çıkarları için varlar ve buna da işgal deniliyor.

Sirte ve Cefra üzerinde Mısır ile yapılan bir ateşkes var. Bu ateşkes Türkiye’nin Libya işgalini nasıl etkiliyor? Türkiye kendisine bağlı çeteleri hâlâ Libya’ya göndermeye devam ediyor mu?

Mısır, Libya’daki Sirte ve Cufra’yı kendi kırmızı çizgisi olarak belirledi ve açıkladı. Diğer taraftan ulusal bir karar ile Sirte Cefra’nın geçici başkent olarak ilan edilme tartışmaları var.

Ateşkes İnisiyatifi Sirte ve Cufra üzerinde yoktur. Sarac, Sirte ve Cufra’nın önemli olduğunu söylüyor ama Hafter’in de tasfiye edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Ateşkesin burası üzerinde garanti olması gerektiği söz konusudur. Çünkü ondan sonra bir yol haritası çizilmesi gerekiyor. Çözüme kavuşması için de seçim olması gerekiyor, bu seçim olacak mı onu göreceğiz.

Doğu Libya Hükümeti Meclis Başkanı Xalid Al Mişri Sirte ve Cufra’nın başkent olması için bazı çalışmalar yürüttü. Gelecekte bu Ateşkes İnisiyatifinin rolü nasıl olacak, Libya savaşındaki etkisi olacak mı, inisiyatifi tam eline alabilecek mi, onu göreceğiz.

‘KÜRTLERE SALDIRI ARAPLARI DA ETKİLİYOR’

Arap dünyasının Kürt davasına bakışı nasıl? Özellikle Türkiye’nin Arap bölgesine işgal girişimi ile bu konuyla ilgili tutumlarında bir değişiklik oldu mu?

Şüphesiz ki Kürt davası en önemli davadır, biliniyor ki Kürtlerin çoğu Türkiye denilen bölgenin sınırları içinde yaşıyorlar. Türk devletinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile savaşının asıl sebebi uzun süreli Kürt davası ve sorunundan ötürüdür. Türkiye’nin Efrîn, Minbic etrafı ve Kuzey Suriye’deki Kürtlere karşı savaşı biliniyor. Kürtlere yönelik işgal saldırılarının Araplar üzerinde, bölgesel ve uluslararası açıdan etkisi vardır. Bunu belirtmekte fayda var. Kürtlerin Arap ulusal güvenliği açısından önemli bir yeri olduğu ve bunun böyle ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Türklerin Arap ülkelerine yönelik işgal saldırıları konusunda Kürtler önemli bir rol oynayabilir elbette. Kürtlerin bulunduğu yerlerde özerklik haklarının garanti altına alınacak şekilde Arap ulusal güvenliği çerçevesinde tanınması gerekiyor.

Mısır’ın bölgedeki ulusal güvenliği aynı zamanda Arap topluluğun güvenliği. Mısır Türkiye’nin işgal saldırılarına karşı Arap bölgelerini savunabilir mi?

Elbet Mısır var olan ordusu ile kendi ulusal güvenliğini sağlayabilir, çünkü Mısır dünya çapında en güçlü 9. orduya sahip bir ülkedir. Türkiye’ye karşı kendi ulusal sınırlarını savunabilir, çünkü Mısır birçok savunma mekanizmalarına sahip bir devlet gücüdür.

Tüm Arapları savunma meselesine gelecek olursak, bunu çok geniş çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Yani tüm Arap birliklerinin ulusal kongresi çerçevesinde Mısır ordusu başat rol oynayabilir. Arap ülkelerin güvenliğini ve idaresini dış güçlerin elinden yeniden almak ve ona göre Arap Birliğinde bir düzenleme yapmak, birçok kongre, yasal düzenlemeler ile uzun bir süreyi kapsayacak bir durumdur.

Bunun için Araplar genelinde herkesin razı olabilecek bir düzenleme olması gerekiyor. Arapların Ortak Ulusal Güvenliği için kurulan Birlik var ama bu ortak kuruluş nerede kaldı? Bakın, şimdi herkes Türkiye’nin işgalinden söz ediyor, bu ortak güvenlik birliği daha bunu çözememişken, bunların yanında bir de ABD’nin, İtalya’nın, Fransa’nın, İran’ın işgali, Rusya’nın işgali de var. En başta bunu sormak gerekiyor, acaba Arapların ulusal güvenliği için ABD’nin işgali iyi midir? Ya da ne bileyim, mesela Rusya’nın veya başka devlet güçlerinin işgalleri Arapların güvenliği için iyi midir? Tabii ki değil, bunlar tepki verilmesi ve karşı çıkılması gereken durumlardır.

Sarac’a verilen destekler hangi düzeyde? İhvanlar yani Müslüman Kardeşler’le yapılan bu darbe saldırıları bölgesel midir?

Xelife Al Xiwel, Xalit Al Mişrip ve Feyyaz Sarac bu üç şahsiyet Libya’nın batısında önemlidir. Her ne kadar Farac ile aralarında bir çatışma olsa da benim görüşüme göre bu bölgesel bir durum değildir. Diğer tarafta da yani Libya’nın doğusunda da Abdullah Sani Aqila Salih ve Halife Hafter, üçü de önemli şahsiyetlerdir. Libya açıkça ikiye bölünmüş bir durumu yaşıyor. Bu durum bizi üzüyor.

Daha önce de Halife Hafter ile Akila Salih arasında küçük çelişkiler yaşanmıştı ancak bu tüm Arap topluluğunu fazla etkilemedi. Ancak şu an mevcut duruma uluslararası ve bölgesel güçler bulaştığı için etkisi büyüktür. Tabii bizi çok üzdüğü kadar da yaşanan durum bir “hançer” gibi tüm Arapların sırtında saplanmış kalmış gibi Arapları sarsıyor.

ANF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here