Devlet aklı mı? Toplumsal bilinç mi?

Öyle karanlık bir zamana denk geldik ki ne oluyor, nasıl oluyor anlamak gerçekten çok zor.

Türkiye de bir iktidar, iktidara yalaka kesim. Ve onların kontrolünde olan bir medya.

Türkiye diktatörü istediğini alıyor, istemediğini atıyor, park bahçeler çalışanını TÜBİTAK’ın başına getiriyor. Diplomasızları bankaların yönetim kurulunda işe başlatıyor, kimilerini kendine danışman yapıyor ama yetmiyor başka yerlerde başka görevler vererek onları ekonomik olarak ihya ediyor.

Kimse ses çıkaramıyor, ses çıkaramıyor çünkü ses çıkaran terörist oluyor.

Ses çıkaran gözaltına alınıyor,

Ses çıkaran hapse atılıyor,

Ses çıkaran en iyi ihtimal sürgüne gitmek zorunda kalıyor.

Son bir ay’a baktığımızda dahi bunu görmek mümkün, devletin yapması gereken ama yapmaktan imtina duyduğu şeyler nelerdi.

19-26 Aralık 1978 Maraş katliamı

19 Aralık 2000 Cezaevleri katliamı

28 Aralık 2011 Roboski Katliamı

5 Ocak 2020 Gülistan Doku

9 Ocak 2013 Paris’te 3 Kürt siyasetçi kadına yapılan suikast.

Kadınlara ve çocuklara yönelen şiddet, tecavüz olaylarını yazamıyorum dahi.

Bu liste böyle uzar gider, gider gitmesine de bizler ne yapmalıyız.

Devlet ve devlete bağlı paramiliter güçler ve yine devletin silahlı güçleri yapmaları gerekeni yapıyorlar.

Onlardan, bu katliamlarla yüzleşmesini beklemek abesle iştigaldir.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti varlığını sosyal devlet olgusu üstüne geliştirmiş bir mekanizma değildir. T.C devleti tüm bedeniyle, tüm ruhu ile şovenist, ırkçı bir mekanizma ve bu şekilde kendi varlığını sürdürmeye kodlanmış durumda.

Bundan dolayı 1000 yıllık devlet geleneğiyle Osmanlı dan, Cumhuriyet’e kadar öğrendiği tüm zorbalıkları, tüm haksızlıkları, tüm hukuksuzlukları insanların, toplumların ve bireylerin üstünde kullanmaktan biran dahi tereddüt duymamıştır, bundan sonra da duymayacaktır.

Devletler, devlet olma özelliklerini hayata geçirirken, peki bizler devrimciler, demokratlar, aydınlar, Kürtler, Alevileri, Türkler, Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Çerkezler ve ismini burada sayamadığım tüm halklar bizler ne yapmalıyız ve nasıl yapmalıyız.

Bizlerin yapması gereken en önemli görev DAYANIŞMA olmak zorundadır.

İnsanın insan olabilmesinin önemli kriterlerinden biridir kendi acısının dışında başkalarının acılarını da yüreğin de hissedebilmek.

Bizler başkalarının acılarını da kendi acımız gibi hissedebilirsek dayanışma zincirine bir halka eklemeyi başarabiliriz.

Dayanışmayı geliştirirsek, örgütlenmeyi de hayata geçirebiliriz.

Özellikle Türkiye’nin dinamik, muhalif kesimleri Kürtler, Aleviler, Emekçiler, İşçiler, Öğrenciler

Dayanışma ağını geliştirerek örgütlenmek zorundadır.

Karşımızda ki devlet aklı 12 eylül faşist cuntası gibi çalışmıyor artık.

Çok daha zalimane, çok daha gaddar, hak, hukuk, adalet sadece onlar için işliyor.

AKP – MHP çetesi yaptıkları ve yapacakları her şeyi kendilerini, varlıklarını korumak üzerine şekillendiriyorlar. Bu nedenle bugün tamam dediklerine, yarın yok diyebiliyorlar.

Yüzümüze işkenceye sıfır tolerans diyen, arkasını dönünce cezaevlerinde, karakollarda, en basit bir hak alma eyleminde, sokak ortalarında insanları coplamaktan, kurşunlamaktan, panzerlerle ezmekten geri durmuyorlar.

Ve tüm bunları yaparken yasaları, yargıyı kendilerine göre şekillendirebiliyorlar.

Bu hukuksuzluklara ses çıkaranların sonuda işkence, dayak, ölüm (artık o kadar pervasızlaştılar ki yaptıkları tüm işkenceleri insanların gözlerinin içine sokarak yapmaktan çekinmiyorlar)

Bunları yapanlara karşı birlikte hareket etmeyi öğrenmek ve bunu hayata geçirmek zorundayız artık.

Bizlere reva görülen bu işkencelere, bu katliamlara, bu ölümlere karşı yapmamız gereken bir dağ gibi önümüzde duruyor aslında.

Örgütlenelim

Dayanışmayı büyütelim

Güzel günler için, aydınlık yarınlar için, karanlığa ışık olup katliamların hesabını sormak için,

ÖRGÜTLENMEKTEN VE BİRLİKTE HAREKET ETMEKTEN BAŞKA BİR ÇAREMİZ YOKTUR ARTIK.

Karşımızda ki örgütlü çete gücüne karşı kendimize ve kendi öz gücümüze güvenmek zorundayız, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanların artık bir anka kuşu gibi kendi küllerinden kendilerini yaratmaları gerekmektedir.

Ne yapacaksan, nasıl yapacaksak kendi gücümüzle, kendi benliğimizle yapacağız. Yoksa dışardan kimse gelip bizim yerimize yapılması gerekeni yapmayacaktır.

 

Yüzyıllardır birlikte yaşamayı başarmış halklar olarak Ahmed Arif’in dediği gibi kız alıp vermiş bir coğrafyanın çocukları olarak halklarımıza karşı uygulanan bu inkârcı, asimilasyoncu politikalara karşı artık dur demek gerekmektedir.

Devletin ırkçı, inkârcı, asimilasyoncu, şovenist aklına karşı; toplumsal bilincin, dayanışmanın, örgütlenmenin önemini kavramak ve bunu yaşama uygulanmak gerek.

Artık karanlıkla savaşmayı bırakmak zorundayız. Karanlığa karşı ışık olmak için her birimiz birer mum yakmayı becermemiz gerekiyor.

Bunun için örgütlenmeli,

Örgütlenip güçlenmeli,

Güçlenip sesimizi daha gür çıkarmak zorundayız. Kendimiz için olmasa bile çocuklarımız adına, aydınlık yarınlar için yapmak zorundayız artık.