Diktatörlerin aynalanması: Ya da üzüm üzüme baka baka kararır!

ABD’li Trump: “Başkanlığı verin bu iş huzur içinde çözülsün…”

Türkiyeli Erdoğan: “400 vekili verin bu iş huzur içinde bitsin…”

Bundan yaklaşık 2 ay önce sözde dünyaya demokrasi dağıtıcı olan Amerika Birleşik Devletlerin de bir seçim yapıldı. Ama ne seçim.

Tehditler, şantajlar, rüşvetler havalarda uçuştu.

Tüm bunlara rağmen şimdi ki Başkan Donald Trump seçimi kaybetti. Ve görevi önümüzde ki günlerde Joe Bıden’a devretmesi gerekmektedir.

Buraya kadar yaşananları kabul etsek bile dün olanlar ve ABD de yaşananlar insanların kafasında “neler oluyor” diye bir soru oluşturmadı değil.

Evet ABD de neler oluyor?

Dün Trump taraftarları ABD Kongre binasını işgal etti. Şu ana kadar 4 insan yaşamını yitirmiş durumda daha fazla ayrıntıya girmeye gerek yok aslında.

Dün ABD de bunlar yaşanırken, internetten, basından bu konu ile ilgili haberleri izlemeye çalıştım.

ABD başkanı Trump’ın koltukta kalabilmek için neler yapabileceğini, bir ülkeyi ne duruma düşürebileceğini bizlere göstermiş oldu.

Trump taraftarlarının beyaz sarayın karşısında kurdukları idam sehpasında tutunda, kongre binasından kaçırılan ya da çalınmaya çalışılan eşyaların görüntülerine kadar, duvarlara tırmanan tiplere kadar bir sürü korkunç fotoğraf sosyal medyaya düştü.

Burada olanlar aslın da bizlere biraz da olsun ırkçılığın, radikalliğin gelebileceği noktaları göstermesi bakımından çok önemli.

Ve bunları izlerken ABD de yaşanan tüm bu olaylar bana çok tanıdık geldi.

Nereden mi tanıyorum?

Türkiye de 2015 yılı 7 haziranın da bir genel seçim yaşandı. O dönem cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını hatırlayalım mı?

7 Haziran seçimleri öncesi Erdoğan çıkıp televizyonlarda “400 vekili verin bu iş huzur içinde çözüldü” demişti. Bu açıklama aslında Tayyip Erdoğan’ın bu seçimi kazanamayacağını ve tek başına hükümet kuramayacağını bildiğinin göstergesi niteliğindeydi.

Peki seçim günü yaklaştıkça istediği sonucu alamayacağına kanaat getiren Erdoğan ne yaptı?

Türkiye’yi bir kaos ortamına sürüklemekten bir an bile tereddüt etmedi.

7 Haziran seçimlerine 2 gün kala yani 5 Haziran da Amed’de HDP’nin gerçekleştirdiği mitingin de bombalar patladı. 5 insan burada yaşamını yitirdi, yüzlerce insan da yaralandı.

Secimler bitip sonuçlar açıklanınca istediği sonucu alamadığı gibi tek başına hükümeti kuramayacağını da gören Erdoğan’ın o zamana kadar sürdürdüğü çözüm süreci masasını devirerek, seçimi iptal ettirmek için elinden geleni yaptı ve iptal edilen 7 Haziran seçimleri 1 Kasım da tekrar yenilendi.

7 Haziran seçimlerine kadar tüm televizyon kanallarında, basın da Dolmabahçe Mutabakatını savunan Erdoğan, 17 Temmuz da Dolmabahçe Mutabakatını sonlandırdı.

Tam bu sıralarda Kürt halkı için önemli bir süreç yaşanmaktaydı. Rojava topraklarında insanlık tarihinin belki de en vahşi çetesine karşı YPG, YPJ öncülüğünde bir savaş verildi ve IŞID çetesi unsurları Rojava dan temizlendi. Bu yaşanan Rojava Devrimi sürecine destek olmak isteyen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) gençler Rojava da ki çocuklara oyuncak, kalem, defter götürmek isterken Erdoğan’ın tetikçiliğini yapan IŞİD’li bir canlı bomba tarafından 33 yürek aramızdan zorla koparıldı.

Tarihler 10 Ekim’i gösteriyor, Türkiye’nin başkenti Ankara da aralarında DİSK, KESK, TTB, TMMOB ve HDP’nin bulunduğu büyük bir kitle Ankara da BARIŞ MİTİNG’İ düzenliyor. Ankara’nın göbeğinde düzenlenen barış mitinginde canlı bombalar tarafından 3 bomba patlatıldı ve bilanço çok ağırdı 107 insan aramızdan alındı.

İşin en kötü tarafı ise bu saldırılardan sonra yaralılara yardım etmek isteyen insanlara devletin güvenlik güçleri tomalarla, coplarla saldırdı.

1 Kasım’a gelirken dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu canlı bombalarla ilgili açıklamalar yapmaktan geri durmadı elbette.

IŞİD’in canlı bombalarını bildiklerini ve izlediklerini söylüyordu televizyon programlarında fakat onlarla ilgili işlem yapamadıklarını söylerine eklemeyi ihmal etmeden. Ahmet Davutoğlu NTV’nin canlı yayınında, “Türkiye’de bulunan canlı bombaların isim listesi elimizde, ancak eylem yapılmadıkça tutuklayamıyoruz” demişti. Bir adım geri çekilin ve resme uzaktan bakın bu adam ülkenin ikinci ismi, başbakanlık koltuğunda oturan biri.

Bilinen canlı bombalar hakkında işlem yapamıyorlar çünkü; bu unsurlar henüz eylem yapmamışlar.

Dün olanlardan sonra Trump Twitter hesabından paylaşımlar yapıyor ve seçimi kazandığını ve zorla elinden alındığını duyuruyor. Son cümle olarak başkanlığı bana bırakın ve her şey huzurla çözülsün diyor. Twitter, Trump’ın paylaşımlarından halkı galeyana getirdiğini düşündüğü için ABD başkanının hesabını askıya alıyor. O yetmiyor, Youtube, Facebook ve Instagram da Trump’ın hesaplarını askıya alıyor.

Dün ABD de bunlar yaşanırken bizler bunların iki mislini 7 Haziran genel seçimleri öncesi yaşamadık mı?

Türkiye’nin dört bir yanında bombalar patladı, insanlar yaşamlarını yitirdi.

Tayyip Erdoğan’a siyasi hayatı boyunca en ağır darbeyi 7 Haziran seçimlerinde HDP vurdu.

Selahattin Demirtaş’ın meclis kürsüsünde “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı, Türkiye de AKP’nin siyasi yaşamına vurulan en önemli darbe idi.

Gelişmelerin kendi kontrolünden çıktığı fark eden Erdoğan o zamana kadar ılımlı davranmaya çalışmasını, yenilginin verdiği hırs ile intikam alırcasına her geçen gün davranışlarını sertleştirmeye başladı.

Tabii bu arada sosyal medya da Erdoğan için ölürüm, Erdoğan bu ülkenin garantisidir o giderse ülke batar, diyen binlerce mesaj paylaşıldı durdu. Tıpkı dün Trump için bir seçmenin söylediği gibi.

Evet tüm bunlara baktığımızda neden benzerlikler gördüğümü muhakkak ki anlamışsınızdır!

Bir Hindistan atasözünde “Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesin altına pisletmiştir.” derler.

Eğer bunlar altlarına pislemedilerse o zaman bunun altında başka bir şeyler var demektir ki zaten öyle.

Tayyip Erdoğan 7 Haziran yenilgisinden bu yana belini doğrultamadığı için sertleştikçe sertleşiyor, oturduğu makamı da bırakmak istese de bırakamıyor. Çünkü bugüne kadar yaptıkları hırsızlıklar, yaptıkları katliamların, işlediği uluslararası suçların, IŞİD çetesiyle olan bağlantısının hesabını veremeyeceğini kendisi de çok iyi biliyor.

Bu ve diğer suçlarından dolayı yargılanma ihtimalini bildiği için bırakmamak için elinden geldiği kadar oturduğu makamı işgal edecek.

Eğer ki yargılanmama garantisi alınırsa belki bir ihtimal bırakır.

Tıpkı Trump da olduğu gibi son dakikaya kadar insanları taraftarlarını galeyana getiren Trump, sonrasında muhtemeldir bir anlaşma zemini bulunmuş olacak ki taraftarlarını alanlardan çekti.

Tayyip Erdoğan da her sıkıştığında insanları, Türkiye toplumlarını böyle tehdit etmemiş miydi %50’yi sokağa dökerim diye.

Umalım ki ABD de ki bu kaos dönemi, başta ABD olmak üzere tüm dünya da demokrasinin, yargı bağımsızlığının, özgür basının, insan haklarının ve barışın ne kadar önemli olduğunu öğretebilir.