Eşit yurttaşlık

  “Özgürlük ölümsüz bir düşüncedir, hiçbir zaman yaşlanmaz, özgürlük ve insanlık onuru hiçbir zaman yenik düşmez!” Mehmet UZUN.

Osmanlı döneminde din, devletin şeriat hukuku, ulemanın fetvaları ile toplumu denetim altına alma ve Padişahların koltuklarını (iktidarlarını) koruma aracı olarak devamlı istismar edilmiştir. Kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyeler hakkında yayınlanan ferman, hüküm buyruk ve fetvalar bu durumu apaçık bir şekilde gösteriyor. Cumhuriyet döneminde ise 429 Sayılı Kanunla (03 Mart 1924) Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, bu kurum eliyle “Din” devletin denetimine alınmış. Yetmemiş 18 Mart 1924 tarihinde 442 Saylı Kanunla da Köy kanunu çıkartılmış. Bu iki kanunla tekçilik esas alınmış, devamında da her dönem çıkartılan yasa ve kanunlar tekçilik temeli üzerine inşa edilmiştir.

Tekçileştirmenin bir başka ayağı da 30 Kasım 1925 tarihinde çıkartılan Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıkla bir takım unvanların men ve ilgasına dair 677 Sayılı Kanundur! 677 Sayılı Kanunla başta Pir Hünkâr Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere Alevi birçok dergâhı kapatılır. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi’lerin mürşidlik, dedelik, babalık ve çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklanır… Bu yasakla birlikte Alevi’lere inanç olarak “Müslümanlık-Sünnilik-Hanefilik”; ibadet yeri olarak da Cami adres gösterilerek Kızılbaş-Alevi-Bektaşi inancı (öğretisi) ortadan kaldırmak istenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasa’nın 2. Maddesi’ne “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” hükmünü koymuş! Anayasa’nın 10. maddesinde ise, “herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” demiş! Peki, Anayasa’nın 2. Maddesi’nde kendisini “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” diye tanımlayan ve yine Anayasa’nın 10. Maddesinde “herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyen devlet,  tüm yurttaşlarını eşit bir şekilde kucaklaması gerekmiyor mu? Cevap, tabii ki devlet kendi Anayasa’sındaki hükümler gereği tüm yurttaşlarını kapsayıp kucaklaması gerekiyor. Her şeyden önce inançları eşit bir şekilde güvenceli yasal statüye kavuşturmak laik, demokratik bir düzenin vazgeçilmez görevidir.

429 442 ve 677 Sayılı Kanun’lar da görüldüğü gibi devlet gerçek manada eşit yurttaşlık temelinde tüm yurttaşlarını eşit görüp kucaklamamış. Peki, ne yapılmış? 429 sayılı kanunla Diyanet kurularak Din devletin kontrolüne alınmış, yurttaşa tekçilik dayatılmış. 442 sayılı kanuna dayanılarak bütün köylere cami yapılması mecbur kılınmış, devletin asimilasyon politikasına uygun olarak Alevi köylerine Cami’ler yapılarak asimilasyon politikaları yürütülmüş. 677 sayılı kanuna dayanılarak ve de gerekçe gösterilerek Alevi dergâhları yasaklanıp, vakıflarına, mülkiyetine, arazisine el konulup, açık artırmalarla satılmış. Yetmemiş Alevi Yol önderleri (dedeler-babalar) sürgün edilmişler. Görüldüğü gibi devlet, “Müslüman-Sünni-Hanefi” inanç kimliği dışında kalan inanç kimliklerini yok saymış ve tekçiliği benimsemiş ve de laikliği kendi dünyasına (kendine özgü) göre yorumlamıştır.

Bizler resmi ideoloji tarihçilerinin ve kalemşorlarının bizlere öğrettikleriyle yüzleşmek ve bütün bunları akıl ve mantık süzgecinden geçirip sorgulamak zorundayız.  Laik ve demokratik bir devlette hem siyaseti hem de sosyal hayatı dizayn eden, dönem dönem 6-7-8 hatta daha fazla bakanlığın bütçesinden fazla bir bütçeye sahip Diyanet gibi dinsel bir kurum ve zorunlu din dersleri gibi bir ders olur mu? Özünde çoğulculuğu inkâr eden ve yasaklayan bir düzene laik ve demokratik denilemez.  Diyanet tekçiliktir, zorunlu din dersleri zulümdür ve asimilasyondur, asimilasyon ise bir insanlık sudur… Diyanet gibi bir kurum ve 40 yıldır uygulana zorunlu bir şekilde uygulanan din dersi var iken laiklikten söz edilir mi? Diyanet bir devlet kurumu olmaktan, din dersleri ise zorunlu olmaktan çıkartılmalıdır.

Alevi Köyüne yapılmış bir Cami! Ülkenin birçok bölgesinde bu görüntüye benzer örnekler var. Alevi geleneğinde Cami yoktur, yıllardan beri Alevi köylerine zorla Cami yapılmaya çalışılıyor. Köylerine Cami yapılmasına karşı çıkıldığı için Alevi köylerine hizmet götürülmek istenmiyor, “hizmet istiyorsanız köyünüze önce Cami talebinde bulunun” deniliyor.

Toplum olarak yıllardır yaşadığımız bütün sorunlar tekçi-inkârcı ve asimilasyoncu anlayıştan kaynaklanmaktadır! Günümüzde yaşadığımız ve karşılaştığımız sorunları çözmek için bütün sorunları temelinden ele almak gerekir. Adaletsizlik ve eşitsizlik bu toplumun en temel sorunudur. Adaletsizliğin en temel göstergelerinden biri de eşitsizliktir ve ayrımcılıktır. Adaletsizlik ve eşitsizlikten kaynaklı olarak Alevi toplumunun büyük bir çoğunluğu asimilasyon ve manipülasyon (hileli yönlendirme) tehdidi altındadır. Yaşadığımız sıkıntıların ve sorunların bütünsel olarak çözümü yurttaşlarını eşit yurttaşlık temelinde kapsayan ve kucaklayan gerçek manada laik, demokratik bir Anayasa’nın inşasından geçer. Demokratik Anayasa tartışmalarının yürütüldüğü günümüzde Alevi kurumları bu konuya müdahil olup, laiklikten, hukuk devletinden, adaletten, demokrasiden, eşit yaşamdan ve barıştan yana olan kesimlerle güç birliği yapmalıdırlar.

Sonuç: din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün teminatı olan laik, demokratik, evrensel değer ve ilkeleri savunmak evrensel hukuk çerçevesinden her inanç grubunun kendini tanımlama, kendi inancını öğrenme hakkını, eşit yurttaşlığı ve de özgürlüğünü savunmaktır. Laik demokratik, eşitlikçi, savaşsız ve sömürüsüz bir düzeni savunmak insanlık görevidir. Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER