Çöktürmeye niyetlendiler ama…

0
113

ALİ SİNEMİLLİ

2014 güzünde karar altına alınıp 2015 baharıyla birlikte yürürlüğü konulan ‘Çöktürme eylem planı’, devletin son beş yıllık Kürt politikasına yön verdi. Özyönetim ilanlarının gerçekleştiği şehirlerin bombalanmasıyla başlayan bu süreçte, Kürt halkı görmediğini gördü, yaşamadığını yaşadı. Çokça ifade edildiği üzere, bu günlerin 90’ları da aştığı dile geldi, değerlendirildi. Şüphesiz, gerçekte böyleydi. Kürdün öncüsü başta olmak üzere, ayakta olan her ferdini hedefleyen bu saldırı dönemi büyük acılar yaşanmasına, bedeller ödenmesine neden oldu. Sadece Kuzey’de değil Güney ve Batı Kürdistan’da da bu süreçte Kürt halkı, devletin kaba zoruna maruz kaldı, katliamlara uğradı. ‘Kürt sorununda askeri çözüm’ olarak değerlendirilen bu planın, bugün itibariyle Gare’ye gelip dayandığı görülüyor.

Devlet aklı, son beş yılda, bırakalım elinde silah olan güçleri, legal demokratik sahada siyaset yapan Kürt politikacıları, sivil toplum temsilcilerini, kadın ve gençleri, kısacası Kürdün hak ve hukukunu savunan kim varsa hepsine yöneldi ve tam bir tasfiye konsepti ile hareket etti. Tüm diyalog kanallarının kapatıldığı bu süreçte, devletin özel savaş dairesi oldukça aktif bir şekilde çalıştı ve ‘bitirdik, bittiler’ sözleri hiç eksilmedi. Zaten! Bir özel savaş üyesi, bu işlerin öncülüğünü yapıyordu ki, ona göre 2017 Mart’ında PKK’nin adı artık anılmaz olacaktı. Her altı ayda bir bu sözlerini tekrarladığı düşünülürse, bu bakan şahsında planı yapanların motivasyonu anlaşılmış oluyor. Amaç öncelikle PKK’yi fiziken yok etmek, bağlantılı olarak özgür Kürt iradesini kırıp, teslim almaktı.

Şüphesiz, bu planı uygularken desteksiz de değillerdi. Uzun yıllara dayanan NATO desteği burada da devredeydi. Gerek özyönetim direniş alanlarına yönelik hunharca saldırılarda gerekse de sonraki tüm saldırı süreçlerinde devlet dostlarıyla birlikteydi. İçerde zaten tam bir milli mutabakat oluşmuş durumdaydı. Kürde vurmayı sürdürdükçe ‘hayır’ diyen, karşı çıkan yoktu. Bir nevi iç ve dış konjonktür oldukça elverişliydi, bu konuda iyi bir hazırlık yapılmıştı.

Tabi ki, bu planı hayata geçirirken güven veren başka unsurlar da mevcuttu. Devlet uzun yıllardır yatırım yaptığı silah sanayinde belli mesafeler almış, sonuçlara ulaşmıştı. Ağırlıklı montaj biçiminde olsa da, oradan buradan alınan parçaların birleştirilip silaha dönüştürülmesi, devlet aklını fazla heyecanlandırmış gibiydi. Ondandır ki, sadece Kürtler değil, hemen herkese kafa tutar bir hal söz konusuydu. En üst perdeden ‘Misak-ı Milli’ tartışmalarının yapılması, Osmanlı’nın tarihi sınırlarının her daim gündeme getirilmesi, dünya lideri tanımlamalarına gidilmesi, bu maksatlaydı. Özcesi kendine güven zirve yapmıştı.

Fakat kafa karıştıran gelişmeler de olmuyor değildi. Olup bitenler, hem içerde hem de dışarda belli tartışmaları beraberinde getiriyor fakat son noktayı koyan olmuyordu. Bu tartışmaların ilkin TSK’nin Bradost bölgesine dönük operasyonda yapıldığı söylenebilir. Xakurke alanına ‘allah allah’ naralarıyla saldıran TSK gelişen direniş karşısında ilk şoku yaşadı. Normalde, içerdeki propagandaya bakılsa üç günlük Kandil yolu vardı. Fakat sahadan gelen haberler işlerin hiç de öyle olmadığını gösteriyordu. Peşi sıra Haftanin’e yönelik bir operasyon gerçekleşti, bir nevi yeni bir deneme yapıldı fakat burada da umulan olmadı. Operasyona karşı direniş hem büyük kayıpların verilmesine yol açıyor hem de ordunun ilerlemesine izin vermiyordu. Hakeza ülke içindeki çatışmalar, eylemler devam ediyordu. Hal böyle olunca, askeri çözüm planı yani ‘Çöktürme eylem planı’ daha fazla tartışılmaya ve sorgulanmaya başlıyordu.

Elbette, bu tartışma açıktan yapılmıyordu fakat kendisine özel bir rol verilen SS’nin cepheden cepheye koşması, gittiği her yerde öfkeyle konuşup, asker ve polisi motive etmeye çalışması, yine devletin başı olarak Erdoğan’ın sürekli bir biçimde bu planı savunur açıklamalar yapması, çözümün burada olduğunu dillendirmesi, perde arkasında yapılan tartışmanın dışa yansımasıydı. Devlet aklı, ne kadar gizlemeye çalışsa da işlerin yolunda gitmediği görülüyordu.

İşte Gare’ye saldırı tam da bu zeminde gerçekleşmiş oldu. İfade edildiği üzere bir kumar oynandı ve kaybedildi. Gare’de sonuç alınsa bu plan daha da genişletilip sürdürülecek, işgal yeni bir boyut kazanacaktı. Fakat tersi oldu. Gare, son beş yıldır yürürlükte olan ‘Çöktürme eylem planı’nın deyim yerindeyse ruhunu darbeledi ve işlevsiz kıldı. Kürt sorununu askeri yöntemler ile çözme, daha doğrusu çözümsüz bırakma siyaseti Gare ile tarihi bir darbe alarak yenilgiye uğradı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here