12 Mart 1995 Gazi Katliamı

“Nerede zalim, nerede zulüm nerede karanlık varsa ben orada yanıyor olacağım…”
Mazlum DOĞAN

Tarihteki (son bin yıl) tüm Alevi katliamlarını alt alta yazsak, sayfalar dolusu, katliamlar kronolojisi ortaya çıkar. Bu katliamlarından bir tanesi de 12 Mart 1995’te İstanbul/ Gazi ‘de başlayıp, 12-15 Mart’a kadar İstanbul/ Ümraniye’de devam eden, İstanbul/Gazi-Ümraniye katliamıdır. Kuşkusuz tarihteki tüm Alevi katliamları, hangi dönemde ve hangi devletin egemenliğinde gerçekleşmiş olursa olsun, bir zincirin halkaları olarak,  aynı mantık ve amaç ile yapılmıştır. Bir de iftira, saldırı, taciz, kapı işaretleme ve sindirme gibi temel insan hakları ihlalleri vardır ki, bunları da unutmamak gerekiyor.

12 Mart 1995 akşamı emekçi halkın ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Gazi Mahallesi’nde üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda “kimliği belirsiz” kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle taranır. Bu saldırı sonucu Halil Kaya adlı bir can yaşamını yitirirken 5’i ağır olmak üzere 20’nin üzerinde kişide yaralanır Saldırganların olay yerinden uzaklaştıktan sonra, “gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdükten sonra taksiyi de ateşe verir ve ortadan kaybolurlar.”(1)  Gazi Mahallesi: Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, kendi inanç, felsefe ve kültürlerini yaşatmak için hızlı bir şekilde örgütlendiği ve toplumsal dayanışmanın yaşandığı bir bölgedir! 1993 Sivas katliamı sonucu hızla “örgütlenen” Aleviler, uğradıkları haksızlıklara,  hakaretlere, “faili meçhul” cinayetlere, kirli savaşa ve çeteleşmeye karşı daha duyarlı hale geldiler ve hakları için mücadeleye yöneldiler.

Birkaç soruyla bu saldırıyı irdeleyelim: 1- Bu saldırıyla bu bölgedeki ve genelde ülkenin dört bir yanındaki Alevilerin örgütlenmesinin önümü kesilmek isteniyordu? 2- Saldırıyı “organize edenler-planlayanlar” Gazi Mahallesinde yaratılan toplumsal dayanışmayı yok etmek için mi burayı (Gazi mahallesini) hedef olarak seçmişlerdi? 3- Gazi Mahallesine yapılan bu saldırıyla ve o dönemde ülke genelinde yaratılan şiddet ortamıyla toplum topyekûn sindirilmek mi isteniyordu? 4- Yoksa Gazi Mahallesine yapılan saldırı, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta olduğu gibi Alevilere, devrimcilere yönelik planlı ve programlı bir şekilde yapılan bir saldırı mıydı?

Alevilerin bilinçaltı zaten daha önceki katliamlarla doluydu. Koçgiri, Dersim, Sivas, Malatya, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını yaşamışlar çok büyük acılar çekmişlerdi. 2 Temmuz 1993 yılında “Sivas’ta, Madımak Oteli’nde 35 can’ın yakılarak katledilmesinin üzerinden daha 2 yıl geçmişti. Sivas’ın acısı tazeydi, yakılarak katledilen canların acıları yaşanırken ve Alevi toplumu ve demokratik kamuoyu bir travma (vuruk) yaşıyorken Gazi Mahallesinde, kahvehaneye ve işyerine yapılan saldırı duyulur duyulmaz, Gazi halkı hemen tepki verir ve binlerce insan sokaklara dökülür. Devamında Gazi Cemevi önünde gece boyunca bekleyen binlerce kişilik kalabalığa, sabaha karşı olay yerine gelen bir panzerin üzerinden ateş açılır. Açılan ateş sonucu, Mehmet GÜNDÜZ adlı bir can yaşamını yitirirken, çok sayıda insan da yaralanır. Halk 13 Mart sabahı tekrar toplanır. İstanbul’un farklı semtlerinden, mahallelerinden Aleviler ve Sosyalistler destek vermek için Gazi mahallesine gelir.

13 Mart günü olayı protesto etmek için İstanbul’un dört bir yanından gelenlerin sayısı15 bini aşıyordu.  Bundan sonra mahalle abluka altına alındı. Cemevi önünden Eski Karakol’a yürüyen kalabalığa gözdağı vermek için, polis barikatlarının üzerinden ateş açıldı, tazyikli su sıkıldı.  “Öğleden önce 12 kişi katledildi. İnsanlar cenazelerini almak için yürümeye devam ettikçe, polis de ateş açmayı sürdürdü, bu esnada 5 kişi daha katledildi. Hedef gözetmeden kalabalığa uzun namlulu silahlarla ateş açtılar. Hiçbir şeyi gizleme gereği duymadılar, zaten tüm bunlar kamerayla, fotoğraf makineleriyle kayıt altına alındı. Her şey, herkesin gözü önünde oldu.

Resmi kayıtlara göre 300 ama gerçekte 1000’e yakın insan yaralandı, yarısında kurşun yarası vardı.”(2) Aynı gün İstanbul Valisi Hayri KOZAKÇIOĞLU Gazi Mahallesi ile iki Mahalle de (Zübeyde Hanım ile Esentepe) daha sokağa çıkma yasağı ilan etti. Gazi Mahallesi’ne giriş ve çıkışlar polis kontrolüne alındı, bölge askere devredildi. 14 Mart günü, Gazi Mahallesi’nde konan sokağa çıkma yasağına rağmen oluşan durumun bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi. Daha sonra Cemevi önünde toplanan kitleden oluşan bir komite, 4 maddelik istekleri yerine gelmezse protestoları sürdüreceklerini açıkladılar. Bu istekler şu şekildeydi: cenazelerin verilmesi, sokağa çıkma yasağının kaldırılması, gözaltına alınanların serbest bırakılması, asker ve polisin bölgeden çekilmesi! Komitenin tüm istekleri yetkililer tarafından reddedildi, geri çevrildi.

Direniş Gazi’yle sınırlı kalmadı. İstanbul’da Nurtepe ve Ümraniye bölgelerine yayıldı, buralarda da protesto gösterileri oldu. Ümraniye İlçesi’nin Mustafa Kemal Mahallesi’nde Gazi Mahallesinde gerçekleştirilen katliamı protesto etmek için 15 Mart sabahı E-5’e yürümek isteyen yaklaşık 10 bin kişilik kitleye polisin ateş açmasıyla 5 kişi (can) katledildi, 20’den fazla kişi de yaralandı. Devamında bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Anı gün Ankara’da “Kızılay meydanında binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş gerçekleşti, burada da polis, gösterilere vahşice saldırdı 36 kişi yaralandı.” (3) Üçüncü günün sonunda, 16 Mart’ta cenazeler teslim edildi, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde, sokağa çıkma yasakları kaldırıldı.

“Bu katliamın yaşandığı dönemde Emniyet Genel Müdürü’nün Mehmet Ağar olması herhalde kimseyi şaşırtmamıştır. Gazi katliamın sorumlusu olarak sadece Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürü Mehmet Han Tokuş ilan edildi ve açığa alındı. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun, Emniyet Amiri Necdet Menzir’in, Mehmet Ağar’ın ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin istifaları istendi. Ancak istifa yerine Ağar, Kozakçıoğlu ve Menzir, bir sonraki dönemde DYP’den milletvekili oldular.”(4) Mehmet Ağar Anap- DYP’ (Anayol) hükümetinde Adelet bakanı, RP- DYP (Refahyol) hükümetinde de İçişleri bakanı yapıldı ve sonrasında DYP’ye Genel Başkanı oldu.

YARGI SÜRECİ:

Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden (can’dan) yedisinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi. Gaziosmanpaşa Savcılığının olayla ilgili fezlekesiyle, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında “müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek” iddiasıyla dava açtı. İstanbul Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan dava kamu güvenliğinin sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon’a gönderildi.

İstanbul’da yaşanan bu vahşetin Trabzon adliyesine gönderilmesinin sebebi ve gerekçesi kamu güvenliğinin sağlanamayacağı endişe simiydi? Mağdurların güvenliğini İstanbul’da sağlayamayan devlet Trabzon’da mı sağlayacaktı?  Yoksa insanları yıldırmayı mı amaçlıyordu? Nitekim öyle de oldu. Davanın Trabzon’a gönderilmesiyle katliamda yakınlarını yitirmiş insanlara 5 yıl boyunca maddi, manevi eziyet edildi. Otobüsler şehre alınmayarak yollarda adeta insanlarımıza işkence yapıldı. Gazi şehitleri aileleri ve duyarlı kitle örgütleri temsilcilerinin duruşmalara alınmaması için her türlü oyunlar tezgâhlandı.

“Trabzon’da yapılan yargılamada 20 polis memurundan Âdem ALBAYRAK dört kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet GÜNDOĞAN iki kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay hapse mahkûm edilirken, (cezaları ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatına karar verildi. Ancak Yargıtay, ALBAYRAK ve GÜNDOĞAN hakkında verilen kararı “haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozdu. Yargıtay, sanıkların Türk Ceza Kanunu 49. maddesine göre yargılanmasını istedi. Bunun üzerine dava Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başladı. Ancak aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan çekildiklerini bildirdiler. 11. Eylül 1995’te Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama süreci, beş yıl içinde 31 duruşma yapılarak 3 Mart 2000’de karara bağlandı. Tüm yargılama süreçlerinin sonunda 20 polis memurundan Âdem ALBAYRAK ve Mehmet GÜNDOĞDU’ya toplam 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Yine bu davalarda Gazi’de öldürülmeye karşı meşru savunma hakkını kullanan 100’e yakın insan suçluymuş gibi yargılandı.”(4) Bu ülkede dünde adalet yok idi, bugünde yok, böyle devam ederse yarında olmayacak!

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ: 

Kararın 11 Temmuz 2002’de Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Yargılama sonucunda mahkeme tarafından “27 Temmuz 2005’te açıklanan kararda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde düzenlenen, “yaşama hakkı” ve 13. maddesinde düzenlenen, “milli makamlara başvuru yollarının kapatılması” hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı. Mahkeme Gazi Mahallesi’nde hayatını kaybeden on iki kişi ile Ümraniye’de hayatını kaybeden beş kişinin ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Olaylarda yaşamını yitiren on yedi kişi için ayrı ayrı otuz bin avro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye’yi toplam 510 bin Avro tazminat ödemeye mahkûm etti.”(5) Yukarıdaki bilgilerden de anlaşıldığı gibi, diğer Alevi katliamlarındaki uygulama bura da aynen tekrarlanmıştır. Katliam devletin kontrolündeki güçler tarafından,  başta Aleviler olmak üzere sisteme muhalif kesimlere yönelik yapılmıştır.

4-5 gün devam eden ve 17 can’ın katledilmesi ve onlarca can’ın yaralanmasıyla sonuçlanan Gazi ve Ümraniye katliamları sonucunda “Diyarbakır BDP Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 BDP milletvekili, 1995’te meydana gelen İstanbul Gazi Mahallesi saldırılarının araştırılması amacıyla 12 Mart 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na önerge verdiler.”(6) Diğer Alevi katliamlarda (Maraş-Çorum-Sivas) olduğu gibi, sorumlular yargılamak yerine, ödüllendirilerek daha etkin görevlere getirildiler. Kimileri vekil, kimileri bakan, kimileri ise parti başkanı oldur. Kimileri de birileri tarafından “siyasal ittifak” adı altında aklandılar!

12-15 Mart 1995 tarihinde Gazi ve Ümraniye katliamında katledilen tüm canları saygıyla anıyorum. Devirleri daim olsun. GAZİ KATLİAMINI UNUTMA UNUTTURMA!

KAYNAKLAR.

(1)- Önüm, arkam, sağım, solum provakasyon! Evrim Altuğ- Müjgan Halis. 3 Ağustos 2008, Sabah gazetesi.

2- Ayça Söylemez, BİA Haber Merkezi, İstanbul, Hüseyin Ocak’la yapılan Roportaj, 10 Mart 2012.

3- Sinan Canbay, Marksist.org 12 Mart 1995’te ne olmuştu? 11.03. 2013.

4- Trabzon – Karadeniz gazetesi, 08 Kasım 2001.

5- http://tr.wikipedia.org/wiki/ Gazi Mahallesi Olayları.

6- TBMM Tutanak Dergisi. Dönem: 23 / Cilt: 16 / Yasama Yılı: 2 / 78’inci Birleşim 18 Mart 2008 Salı.

Gazi direnişinden görüntüler. (Resimler Gazeteci Ahmet Şık’a ait!)

O döneme ait Gazi’den görüntüler

 

Katliam ve katliamına dair görüntüler. (Resimler Gazeteci Ahmet Şık’a ait!)

Gazi katliamında kızı Zeynep POYRAZ’ı kaybeden Cemal POYRAZ Amca katledilen tüm Canlarımızın unutulmaması için kararlı bir şekilde mücadeleye devam ediyor.