Demokratik Tutum HDP’yi Sahiplenmektir

Toplumsal iradeden koparılmış bir demokrasi, toplum üstü kılınmak istenen iktidar gücünün, egemenliğini meşrulaştırması için önemli bir fırsattır. Egemen iktidarın devletin bütün kurumlarıyla özdeşleşerek, benimsemiş olduğu tahakkümcü siyaset anlayışı, bugün yaşamakta olduğumuz anti demokratik sistemin varlık nedenidir. AKP iktidar sisteminin bu yönetim modeliyle, sorunları çözen değil, sorunları üreten bir anlayışa sahip olması; devlet, birey ve toplum arasındaki bütün çatışmaların nedenleridir. AKP iktidarıyla birlikte, Türkiye yönetiminin Erdoğan’ın amaçlarıyla bütünleştirilmesi, AKP iktidarını yıllardır demokrasinin tasfiyesi konusunda hukuksuz müdahalelere yönlendirmektedir. Erdoğan rejiminin anti demokratik yönetim anlayışının, demokrasi ve adalet konusunda kararlı duruşundan ödün vermeyen HDP üzerinde yoğunlaşması, AKP hükümetinin hedef olarak neden HDP’ye odaklandığını çok iyi izah etmektedir.

2 Mart 1994 tarihinde dokunulmazlıkları kaldırılmış DEP milletvekillerinin,TBMM çıkışında polis tarafından saldırgan bir şekilde tutuklanmaları, hâlâ

hafımızdaki canlılığını koruyan anti demokratik Türkiye’nin gerçeklerinden bir karedir. Yıllar sonra herhangi bir yasak gerekçesi bulunmayan bir tweet nedeniyle, Sayın Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, Türkiye’nin 1994’ten beri demokrasi konusunda bir adım dahi ileriye gitmediğini gösteren önemli bir dönüm noktasıdır. Sayın Gergerlioğlu’nun etkili ve güçlü siyaset yapmasına engel olunmak için, Erdoğan tarafından emri verilmiş bu tutuklama, AKP ve küçük ortağı MHP’nin, Türkiye siyasetindeki akıl almaz gidişatını hızlandıran derdest hamleleridir. AKP-MHP iktidarının pozisyonlarını koruyabilmek için HDP’yi siyasetten tasfiye çabaları, inandırıcılığı olmayan iddianemelerin hazırlanmasına neden olan yaptırımlar olarak devam ediyor. Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını ispatlayan HDP’ye yönelik saldırılar; toptancı suçlamalar ve delillerle birlikte suç üretme mantığı etrafında şekillenen Türkiye’nin siyasi gündemini, oldukça itibarsızlaştıran gelişmelere konu etmektedir. HDP eş başkanlarının, milletvekillerinin tutuklanması ve HDP’li belediyelere kayyum atanması, AKP-MHP iktidarı tarafından siyaseti kuşatma maksadıyla yapılan hukuk dışı operasyonlardır. Bu süreç zarfında Erdoğan ve AKP

sözcülerinin devamlı parti kapatmaya karşı olduklarını söylemeleri ve bunca anti demokratik yaptırımları, suçun şahsiliğine dayandırarak, kendilerine siyasi bir haklılık payı çıkarmaları, Türkiye ve Avrupa kamuoyunda, inandırıcılığı olmayan totaliter yönetimin bir parçası olarak kabul görünmektedir. Erdoğan’ın gerçek ile tüzel kişiyi ayırt etme bağlamında yapmış olduğu açıklamaların, hukuksal bir dayanağının olmaması, Türkiye ve halkının gözünden kaçmamaktadır. Erdoğan’ın rejimini koruyabilmesi için muhalefeti dağıtmayı istemesi, ilerde Erdoğan tarafından muhalefete yönelik daha sert hamlelerin olacağına işaret etmektedir. Türkiye’de siyasetin artık karanlık bir yolda ilerlediğini gösteren bu gelişmeler, Türkiye halklarının Erdoğan’a bir cevap olarak, son sözü sandıkta vereceği kuşku götürmez bir eylem olacaktır. Erdoğan’ın Kürt sorununu çözerek güçlenmesi gerekirken, Kürt sorununu daha çok derinleştirmesi, Erdoğan’ın siyasette, demokrasiyi bölerek tek adam iktidarını yaratmasının asıl nedenidir. Özellikle Erdoğan’ın sağ kolu olan Bahçeli’nin uzun bir süredir, HDP’nin kapatılmasını diline pelesenk etmesi, Cumhur İttifakı’nda oluşabilecek çatlağı önleme adına Erdoğan

tarafından uygulanmıştır. MHP’ye bir kongre sürprizi olarak Erdoğan tarafından Bahçeli’ye iletilen HDP’nin kapatılma davası, MHP tarafından kongrenin amacına ulaştığına kanaat ettiren bir haber niteliğindedir. Çözüm masasının dağıtılmasından itibaren, Erdoğan ve yandaşlarının HDP’yi kapatma niyetleri, yıllardır hukukun sınırlarını zorlayarak, yargının siyasal egemenlik altına alınma planlarının önemli bir parçasıdır. AKP iktidarıyla birlikte Türkiye hukukunun siyasallaşması, hukuk dışı yasaların üretilmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Hukukun egemen iktidar olan Erdoğan rejimiyle ayaklar altına alınması ve hukuksuzluğun meşrulaşması için her türlü baskının uygulanması, AKP iktidarının varolan hukuki yasalar karşısında bağlayıcılığını ortadan kaldırmıştır. Böylelikle, yasanın özünde egemen olana ait olması, özgürlüğü ve adaleti egemen iktidarın iki dudağı arasına sıkıştırmaktadır. Erdoğan iktidarının temel sorununun neden sadece hukuk ve demokrasiyle olduğu bu gerçekliklerle daha kolay anlaşılmaktadır. AKP iktidarının küçük ortağı MHP ile birlikte şimdiye kadar idealize edilmiş hukuku temsilden uzaklaşmaları, toplumsal alanda olması gereken demokrasi alanını ortadan kaldırmaktadır. Hukukun ve adaletin Erdoğan tarafından

maskelenip, totaliterlik şeklinde halka sunulması, hukuksuz bir Türkiye yönetiminin kurumlaşmasına neden olmaktadır. Türkiye anayasasında bütün kanunların iktidarın haklılığına dayandırılması, demokrasinin manipüle edilmiş bir yöntemidir. Hukuk kurallarıyla yönetilen hiçbir hukuk devletinin yasalarının egemen iktidarla sınırlandırılmaması, Erdoğan iktidarının hukuku ve demokrasiyi kendi yönetim gücüyle nasıl bir şekilde tasfiye ettiğini çok iyi göstermektedir. Toplumsal iradeye, demokrasiye karşı büyük bir tehdit olan Erdoğan rejiminin, HDP’ye yönelik başlatmış olduğu tasfiye savaşı ve Sayın Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi, salt toplumsal tektipleştirmeyi değil aynı zamanda, modern devlet sisteminde, Türkiye halklarının AKP-MHP iktidarı karşında;  teba-efendi-köle ilişkisini normalleştiren bir politikanın vücut bulmasıdır. Bu yüzden tüm bu olağanüstü gerçekler karşısında, Türkiye toplumunun demokratik ve hukuksal taleplerini daha güçlü bir iradeyle istemeleri zorunludur. Bunun yanında demokrasi ve özgürlükler konusunda tüm sağduyulu kesimlerin HDP’yi daha çok sahiplenmeleri, adalet isteyen Türkiye demokratik toplumunun en doğru tutumudur.