İran ile Türkiye ‘kaçınılmaz’ savaşa mı gidiyor?

0
28

Washington merkezli düşünce kuruluşu Newsline Institute for Strategy and Policy’den doğan Newlines Magazine, “İki bölgesel güç merkezi arasında yükselen bir soğuk savaş kaçınılmazdır” başlıklı geniş bir analize yer verdi.

Ulusal güvenlik ve dış politika uzmanı ve akademisyen Kamran Bokhari imzalı analizde, özellikle şubat ayındaki Garê hezimeti ardından Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “kontrol ettikleri alanlarda ne kadar gerekiyorsa o kadar kalacakları” yönündeki açıklaması hatırlatıldı.

Bu açıklamanın Irak’ta İran destekli bir milis gücünün Türk güçlerini hedef alacakları tehdidinden iki gün sonrasına denk geldiğine işaret eden Bokhari, “Bu İran-Türk çatışması, iki bölgesel güç arasında soğuk bir savaşın habercisi” yorumunda bulundu.

Analizde, “Şimdilik Türkiye ve İran, rekabetten çok iş birliğinde oldukları izlenimini veriyorsa da iki ülke arasında bir çatışma kaçınılmazdır, çünkü Tahran, Suudi Arabistan’a karşı kırk yıldır bir savaşı kazanmanın eşiğinde” denildi.

Petrol monarşisi Suudi Arabistan’ın büyük bir direniş gösteremeyeceğini, İran’ın da 1979’dan beri bölgedeki etki alanını genişlettiğini belirten Bokhari, “Ve şimdilik, İranlılar Arap dünyasının Türklere erişimini hala engelliyor, ancak Ankara’nın uzun vadede Tahran’dan daha fazla kaynağı var” iddiasında bulundu.

Bokhari, Türkiye ile İran arasındaki bu kapışmanın “özellikle Washington ve Ankara’nın İran’ın nüfuzunu azaltmak sözkonusu olduğunda ortak çıkarları olduğu için uzun vadeli olarak bölgenin dengesini yeniden belirleyeceğin” işaret etti.

SUUDİ ARABİSTAN SAVAŞI KAYBETTİ

İran ile Suudi Arabistan arasında birkaç on yıldır süren rekabetin ise gerçekte İran destekli Suriye güçlerinin Halep’i almasıyla bundan dört yıl önce sona erdiğini belirten Bokhari, “Suudi Arabistan’ın Esad rejiminin çöküşünün İran’ın bölgedeki konumunu zayıflatacağı umutlarını boşa çıkardı. Bundan kısa bir süre sonra Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen’de Tahran destekli ve Husi liderliğindeki muhalif güçleri yenmeyi başaramadı. Suudi-İran çatışmasının İran lehine sona ermesi şaşırtıcı değil” diye yazdı.

Türk devletinin Müslüman Kardeşler aracılığı ile nüfuzunu genişletme çabalarına dikkat çeken Bokhari, “Pek çok yönden Türkiye, yaklaşık bir asırdır Ortadoğu oyununun dışında kaldığı göz önüne alındığında, Arap Baharı’ndan bölgesel ölçekte yararlanmaya hazır değildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden ve Erdoğan rejiminin yükselişine kadar Türkler Batılı bir güç olmaya odaklandı. Erdoğan’ın İslamcı kökenli AKP’si iktidara geldiğinde, Türkiye dış politika odağını Ortadoğu’ya çevirdi” diye yazdı.

İRAN İÇİN BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ FIRSAT

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye ile Güney Kürdistan’daki işgallerine değinen Bokhari, şu yorumda bulundu: “İran, Türkiye’nin 1980’lerden beri Tahran’ın bölgede yaptığı akınlara ciddi bir tehdit oluşturmasının an meselesi olduğunun farkında. Bu iki güç son kez jeopolitik bir rekabete hapsolduğunda, Türkler Irak ve Suriye’yi kontrol etti. Mevcut durum, talihin eşi görülmemiş bir şekilde tersine dönmesidir. Dolayısıyla İranlılar mümkün olduğunca kendilerini sağlamlaştırmaya çalışıyorlar çünkü bu fırsat yüzyıllar boyunca bir daha gelmeyebilir.”

İRAN ARAP DÜNYASINDA 30 YILLIK AVANTAJA SAHİP

Birçok faktörü hatırlatarak, tüm bu faktörlerin Türkiye’yi doğrudan İran’ın hedefine yerleştirdiğini ifade eden Bokhari, şöyle devam etti:

“Tahran, çıkarlarına tehdit oluşturabilecek bir aktör varsa onun da Ankara olduğunun farkında. İran’ın stratejik bakış açısına göre, mevcut durum eşsiz bir tarihsel andır. Yedinci yüzyılın başlarından bu yana ilk kez, Mezopotamya ve Levant’ta Persler egemen durumda. Dahası, kendilerini Osmanlı-Safevi mücadelesinde olduğu gibi, kendi kendilerini bloke etmek yerine Türkleri Arap dünyasından alıkoymuş gibi görünüyor. İslam Cumhuriyeti Arap dünyasında nüfuz yaratmada 30 yıllık bir avantaja sahipken, Türkler hala Suriye’nin kuzey periferisinde mücadele ediyor.  Ancak İran bu durumu hafife alamaz, çünkü Türkiye bölgede hem güçlü hem de hırslı. İran’ın Suriye’deki konumu (ve buna bağlı olarak bölgesel etki alanı) bu nedenle oldukça savunmasızdır. Bunun anlamı, İranlıların Türkiye’nin ülkede bir yer edinme kapsamını sınırlamak için çok çalışacaklarıdır.

“(…) Şu anda Türkler ve İranlıların birbirleriyle iyi oynadıkları doğrudur, ancak bunlar geçici anlardır; onların ilgili zorunlulukları, öznel tercihlerine bakılmaksızın birbirleriyle çatışmalarına yol açacaktır. İran kendisini Şii çıkarlarının savunucusu ve bölgenin ‘Direniş Ekseni’nin öncüsü olarak görüyor ve Türkiye de kendisini Sünni Müslümanların şampiyonu olarak görüyor.”

SAVAŞ KAÇINILMAZ

Türk devletinin Azerbaycan ile birlikte Yukarı Karabağ işgali kapsamında elde ettiği avantajlara da işaret eden Bokhari, şu tespitlerde bulundu:

“Şii çoğunluklu bir millet olmasına rağmen, Azerbaycan’ın laik karakteri onu İran’ın nüfuzunu genişletme çabalarından izole etti. Aksine, İranlılar uzun süredir kendilerini sınır ötesi etnik Azeri (bir Türk halkı) dinamiklerine karşı savunmasız buldular. İran, Dağlık Karabağ ihtilafında müttefiki Ermenistan’ın üstünlüğü ve durumu Rusların yönetiyor olmasından en uzun süre rahatladı.

Ancak artık Ankara ve müttefiki Bakü sağlam bir zeminde olduğuna göre, İranlılar Türkler için sadece batıda değil kuzeylerinde de endişelenmek zorunda kalacaklar.”

(…) Güney Kafkasya, bölgedeki devletlerin sağlam kalması nedeniyle İran ve Türkiye için ikincil bir arena olmaya devam edecek. Irak ve Suriye, tam tersine, silahlı, devlet dışı aktörlerin birincil güçleri temsil ettiği ve önümüzdeki yıllarda Türk-İran savaş alanı olacak parçalanmış devletlerdir.

“Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler, büyüyen rekabeti görmeyi zorlaştırıyor. Türkiye-İran uyumu algısı, sık sık diplomatik girişimler, ikili anlaşmalar ve görünüşte ortak düşmanlara karşı bazı müttefiklerin desteğiyle pekiştiriliyor. Bu, başka türlü konudan çok haberdar insanların bile Suudi Arabistan, BAE, İsrail ve Mısır’ı içeren bloğa karşı neden Türkiye, İran ve Katar ekseninden bahsettiğini açıklayabilir.

Siyaset çevrelerinde İran’ın bölgedeki nüfuzunu geri alma ihtiyacı hakkında sık sık konuşuluyor. Ancak asıl soru, İran ve vekilleri bir dış gücün müdahalesi olmadan Arap dünyasından ayrılmayacağından, bu çabaya kimin öncülük edeceğidir. Amerika Birleşik Devletleri, özellikle Orta Doğu’da başka bir büyük askeri harekata kesinlikle girişmek istemiyor. İsrail, yalnızca İranlıların Yahudi devletini tehdit ettikleri yerde fazla rahat olmamalarını sağlamakla ilgileniyor. Bu da Türkiye’yi İranlılarla yüzleşmek için hem niyeti hem de kabiliyeti olan tek güç olarak bırakıyor. Bu bir süre gerçekleşmeyebilir ama kaçınılmazdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here