Tanımasam bile üzülürüm yitirilmiş ümitlere…

Sinir mi olmak istiyorsun, haberleri izle, her gün aynı şey. Yalanları gerçek, gerçeği yalan gösteren ekranlarla dolu bir temaşa.Çemkiren suratlar, o onu dedi bu bunu dedi. Basit, düzeysiz, konuşmalar Konuşulan yansıtılan her şey insanların yaşamlarında önemli hiç bir yer almazken, sabah erkenden başlayan yalan haber bültenlerinden sonra hemen akabinde başlayan insan belgeselleri formatındaki kim kime kaçtı kimin çocuğu kimden çıktı hikayeleriyle heyecan yaratan az sonralarla dolu bir medya.

İnsanlara umut olmak yerine her şeyi unut’mayı nefesli müzik eşliğinde nefes almayla yetinmeyi işleyen gece yarısı programları. Bu kadar olumsuzluklara rağmen bu karmaşık düzenin farkında olmadan yaşayan insanların  gittikçe çoğalması zeki üretici bir nesli azaltıyor. Tüm olumsuzluklar diz boyu, yalanlar, yalanlar, yalanlar, maalesef çaresiz insanlar, Bu gece yine odaklandım doğrulara Yine ölümler vardı. Öyle ölümler ki aşı yalan ölümler gerçek oldu. Ama ölenler kalanların evlatları, eşleri, babaları, , amcasıydı, dayısıydı, can dostu, arkadaşıydı…

Bir süre sonra çoğumuz anımsamayacağız bile, ama yakınları ölene dek yüreklerinde taşıyacaklar o acıyı, hiç bir şey dolduramayacak boşluklarını…

Beni her ölüm etkiler. Tanımasam bile üzülürüm yitirilmiş ümitlere… Hiç gerçekleşmeyecek ideallere, yaşanmamış sevgilere üzülürüm… Bu yüzden korkarım yaşamı ertelemekten. Ne yapılması, ne söylenmesi gerekiyorsa söylenmeli yapılmalı, ertelenmemeli.

Sık sık, bir değil, birkaç sıkıntıyı artarda yaşıyoruz. . Şaşırmıyoruz artık da, adım adım gidiyoruz bir yerlere… Yine de umudu mavi tutup, şairin dediği gibi göğe bakmak geliyor hep içimden. Sonra da diyorum ki, biz göğe bakarken onlar durmadan yerlere çukur kazıyorlar. Marifet diyorum, hem göğe bakmak, hem çukura düşmemek, hatta o çukurlara, inadına, insan gibi insanlığın ağacını dikip yeşertmek.