Geçmez “Büyük Cemevleri, büyük toplu cemler, dede talip ilişkisini zedeliyor”

0
1009

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez Alevinet’e Türkiye, HBVAKV ve Aleviler üzerine fikirlerini paylaştı. Geçmez “Türkiye’nin en büyük sorunu demokrasi ve anayasa” derken, Alevilere yönelik ayrımcılıklara dikkat çekerek, Alevi asimilasyonu, vakıflarının Aleviler için yaptığı hizmetleri ve Alevi kurumlarının durumunu değerlendir. 

ELİF KELEŞ O.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

1966 Sivas İmranlı doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimini Sivas’ın İmranlı ilçesinde okudum. Yükseköğrenimimi Anadolu Üniversitesi İşletme ve İktisat Fakültesini bitirdim. Daha sonra sosyolojiye merak saldım bu nedenle Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Fakültesi kayıt yaptırdım; üçüncü sınıf öğrencisiyim. 2 kız çocuğu babasıyım.

Çoğunlukla aile şirketimde çalıştım.1994 tarihinde Alevi örgütleriyle buluştuktan sonra Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda çalışmaya başladım. Şu anda vakfın genel başkanlığını yürütüyorum.

ERCAN GEÇMEZ / Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı Başkanı

Alevi Hareketlerine ne zaman katıldınız ve hangi görevlerde bulundunuz?

1993 Sivas Madımak Katliamından sonra her Alevi gibi bende Alevilerin yaşadığı katliamlar ve zorluklar karşısında mücadele etmeye karar verdim. 1993’de Kırklareli’nde kendi şirketimizde çalışıyordum.

1995 yılında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na geldim; burada ilk önce işçi olarak başladım daha sonra genel başkan” Ali Doğan’ın danışmanlığını yaptım. Yıllarca vakıf yönetim kurulunda farklı görevlerde bulundum… 2007 yılında Sevgili Kurucu Genel Başkanımız ALİ Doğan’ın hakka yürüdükten sonra genel başkanlık görevini devraldım. Bir dönem ara verdikten sonra halen HBVAKV’ nın genel başkanlığını yürütmekteyim.

Alevi Hareketinde bu zamanda olumlu ve olumsuz bulduğunuz işler nelerdir?

Bu çok önemli bir soru; Alevi hareketi Türkiye’de var olan Alevi kimliğinin kabullenmesiyle ilgili olumlu bir etki yarattı. Alevi hareketiyle birlikte kendi yaşadıkları yerlerde, Alevi örgütlerinin astıkları tabelalarla, kendilerinin varlığını gösteren Alevi topluluğu, Alevilerin varlığını ve yaşam hakkını tanımayan topluluklara karşı biz varız. Buradayız dediler.

Daha önce Alevilerin yaşadıkları bölgelerde aslında herkes Alevilerin olduğunu biliyordu ama inkâr politikası vardı; Alevilere şaşı gözlerle bakıyorlardı. Bunlar kimdir? Neyin nesidir? Yunus Emre’nin de dediği gibi; ‘’ Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım’’ demesine rağmen, bazı kesimlerin aktardığı olumsuz cümleler, olumsuz eylemler yüzünden, toplum üzerinde var olan ön yargılar güçlendi. Cenazelerini kaldıramıyorlardı, cemlerini yapamıyorlardı, nefeslerini havalandırmıyor, geleneklerini yerine getiremiyor ve birbirleriyle zaman geçirecek mekân bulamıyorlardı. Daha doğrusu şehirde toplumsallaşmaları için mekân sıkıntısı yaşıyorlardı. Sivas 2 Temmuz Madımak katliamından sonra kentleşen Aleviler, bulundukları yerlerde örgütlenmenin ne kadar önemli olduğu bir kez daha anladılar. Aleviler topluluk halinde şehirlerde yeniden bir araya gelmeyi başardılar. Cemevleri, Alevi olduklarını unutmaya başlayan ve şehirde büyüyen yeni neslin; kimliklerini koruması ve hatırlanması açısından çok önemliydi. Bunun için eğitim çalışmaları ve bilimsel alan araştırmaları yaparak sözlü ve yazlı kültürün korunmasını ve yeni nesillere aktarımını sağlamışlardır.

Büyükşehirlerde insanlar kendi kimliklerini açıklamakta bir sıkıntı yaşamayabilir ama örneğin; Tokat’ın bir ilçesinde ve ya köyünde Alevi tabelasının olması orada bulunan Aleviler için büyük bir cesarettir. Bu Türkiye’de her yer için geçerlidir. Büyükşehir’e gelen biri hiçbir şey yapmasa bile Cemevine gidebilir. Kısacası başvuracakları, kendilerine ait bir adresinin olduğunun farkındalar.

Alevi hareketi, Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu zamanlarda davalar açarak ‘’Alevi’’ sözcüğü üzerinde ki yasağı kaldırdı. Aleviler örgütlerine kendi isimlerini vermeye başladılar. Örnek, Hacıbektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Alevi Kültür Derneği adını aldı. Alevi Bektaşi Federasyonu adı tescillendi.

Alevi örgütleri, Alevilerin kamuda ve toplum içinde gördükleri ayrımcılığı dile getirilmesinde öncülük edip, hukuksal anlamda davalar açarak nefret söylemlerinin takipçisi oldular. Örneğin zorunlu din dersleri, Cemevleri ve hak ihlalleri ile ilgili davalar açıldı. Alevilere uygulanan hak ihlallerinin duyurulması için kitlesel mitingler, yazılı ve görsel basın kullanılmasını sağladılar. Aynı zamanda Alevi örgütleri, eşit yurttaşlık isteyen diğer sivil toplum örgütleri birlikte hareket etmiştir.

Her olumlu hareketin getirdiği bazı olumsuzluklarda olabilir. Örneğin; Aleviliğin içinde bazı ritüellere müdahale edilerek Şiileştirmeler başlandı. Bazı kesimler siyasi çıkarları için kullanmak istedi. Bazı siyasi partilerde kendi siyasal fikriyatına ve inançsal dünyasına yakın dernekler kurarak Alevilere ve Alevi örgütlerine karşı farklı alternatifler kurmak istediler. Diyanet işler başkanlığı da, Alevi örgütlerinin varlığından rahatsız oldu ve Aleviliğe müdahale etmeye çalıştı.

Vakfın Alevi hareketindeki yeri nedir?

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Alevi hareketinde çok önemli bir yere sahiptir. Aleviler dernekleşmeden sonra, şehir içeresindeki yaptıkları binalar ve Cemevleri ile ilgi bir vakıf açma ihtiyacı duymuşlardır. Fakat bunu da yaparken bir tabakaya hizmet değil, tabanında herkesin kendisini bulabilecek noktaya getirmeye çalışmışlardır. Vakıf, bir malı vakfetmek etrafında daha çok mütevelli heyetinin kurucular kurulu dedikleri heyetlerin oluşturdukları ve daha çok onların kararlarıyla oluşan örgütlenme şeklidir. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı öyle bir vakıf değil tam tersine, genel kurullu bir vakıftır. Herkesin üye olabileceği yönetim kurulunun, genel kurulda seçilebileceği bir vakıftır.

HBVAKV Genel Merkezi / Ankara

Türkiye’de Cemevlerinin ibadethane olması ile ilgili, Alevi dergâhlarının Alevilere teslim edilmesi ile ilgili ilk davayı açmıştır. Zorunlu din dersleri ile ilgili davalar açmış, bununla ilgili ilk sivil itaatsizlik eylemini, 17 Alevi dergahından Ankara’ya yürüyüş düzenlemiştir. Büyük Alevi kurultayları düzenlemiş. Türkiye’nin değişik yerlerinde cemevlerinin açılmasını öncülük etti. Büyük Alevi kurultaylarını, ulusal ve uluslararası sempozyumlar, değişik konularda çalıştaylar, alan araştırmaları, değişik yerlerde paneller, söyleşiler, anma etkinlikleri, dinleti ve konserler, gerçekleştirmiştir. 17 adet yayınlanmış kitabı vardır. Bunlar Alevi hareketlerine kattığı önemli şeylerdir. Eşit yurttaşlık kavramını ilk defa Alevi hareketine HBVAKF’ı dile getirdi. Alevi çalıştaylarıyla ilgili raporlar hazırladı, Aleviler adına hükümete önemli raporlar sundu. Türkiye’deki diğer konularla ilgili i çok önemli raporlar hazırlayıp hem TBMM’ye hem de diğer ilgili kurumlara iletti. Aynı zamanda Hacı Bektaş Anadolu Vakfı Türkiye’de kamu yararına olan vakıflardan bir tanesidir. Kısacası vakıf Alevilerin aslında birçok saha örgütlerinin yapamadığı birçok şeyi Hacı Bektaş Anadolu Vakfı öncülük yaparak diğer örgütlerle birlikte ortaklaştırdı.

Alevi örgütlerinin önündeki işler neler olmalıdır?

Alevi örgütlerinin geçmişte yaptığı işleri bir kenara bırakmadan, şuan Türkiye’nin içerisinde bulunduğu konuma göre; daha önce Alevilerin dile getirdiği eşit yurttaşlığı güçlü bir şekilde dile getirilmesine yoğunlaşmalılar. Tabii ki öncelikli işlerinin bir tanesi Alevilerin haklarıyla ilgili yeniden hukuksal ve eylemsel, anayasal çerçeve üzerine işler yapabilmektir, bu kaçınılmaz bir şeydir. En önemli işlerinden bir tanesinde Alevilerin kendi haklarını sahiplenmeleriyle ilgili gerekli eğitim çalışmaları ve organizasyonlar düzenlemeler gerekiyor.

Alevi örgütlerinin siyasetle ilişkilenmeleri nasıl olmalıdır?

Alevilerin siyasetle ilişkilenmeleri, öğretilerin kendine öğrettiği gibi temel insan hakları üzerinde olmalıdır. Ama ne yazık ki taşıdıkları kaygılardan ötürü, doğru bir zeminde yürümemiştir. Alevi örgütleri bazen Aleviliğin gereklerini dile getirmesine rağmen, siyaset ile ilgili olarak Alevilerle ortak dili kullanmakta zorlanmışlardır. Bunun en büyük nedeni ise Alevi örgütlerinin her alanda toplumsal yüzleşmeyi gerçekleştirememesidir.

Yine bazı Alevi örgütlerindeki yöneticilerin siyasi, ekonomik ve mevki beklentileri örgütlerin söylem ve eylemlerinin dışında kalmış, toplumsal güven oluşamamıştır.

Şehirleşen Aleviler zaman içerisinde politik eğilimlerinde değişiklik meydana gelmiştir. BU DEĞİŞİKLİK hali ile Alevi örgütlerine de yansımıştır. Bence Alevi örgütleri yukarıda saydığımız gerekçeleri ne olursa olsun siyasetle ilişkilendirmeleri Alevi öğretisinin kendilerine gösterdiği temel hak ve hukuklar üzerinde gerçekleşmelidir. Yine toplumsal rızalık üzerine kurulmalıdır. Türkiye siyasetinin çeşitlendirilmesi anlamında özellikle sol siyasetin çeşitlendirilmesi anlamında Alevi örgütlerinin yapmış oldukları eylemler gösterdikleri diplomatik başarılar, siyasi anlamdaki ürettikleri politikalar toplumun bakış açısını farklılaştırma noktasında başarılı olduğunu düşünüyorum

Alevi örgütlerinin ötekilerle ilişkileri nasıl?

Sünni ve Türk olmayan bir yerde resmi devletin dili ile iktidarın dili hep şunu söylüyor; Tek devlet, tek din, tek millet hikâyesi var ya onun dışındaki herkesi ötekileştiriyorlar. Örneğin tek dil dediğinde Türkiye’nin o çeşitliliğini, dil çeşitliliğini reddediyorsunuz demektir. Tek millet dediğinizde Türkiye’nin içerisindeki diğer milletleri de yok ediyorsunuz demektir. Oysaki Alevi örgütlerinin istedikleri Türkiye’nin çeşitliliği anayasal güvence altına alsın herkes eşit yurttaşlık kavramıyla bir araya gelsin. Bu eşit yurttaşlık kavramının dışında bıraktıkları kimdir bunlar örnek veriyorum Sünniliğin, maturidiliğin grubu dışındaki gruplar Aleviliğin, Ezidiler, gayrimüslim dedikleri gruplar, eşcinseller, Kürtler, Türkler, Araplar, Türkiye’nin Ermenileri, Türkiye’nin daha farklı inançtaki ve dillerdeki insanları, ateistleri, dine inanmayan grupları ötekileştiriyor dediklerim bunlar. Aleviler bunlarla daha fazla ilişki kurmalıdırlar. Bir eşit ilişki üzerine, birlikte yaşama üzerine daha cesaretli bir araya gelmeyi başarabilmeliler. Bunu başardıkları andan itibaren iktidar olan kişilerin yapmış oldukları işin ne kadar yanlış olduklarını düşünmesine, çünkü sivil toplum örgütlerinin önemli görevlerinden bir tanesi de muhalefet yapabilme özelliğini gösterebilmesidir. Bunu başarabilirlerse bu kadar alanın boş olmadığını görürler ve hukuka ve anayasaya herkesi davet etmiş olurlar ve Türkiye daha aydınlık bir geleceğe kavuşur ötekilerle ilişkisini bu anlamda düzenlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Sizce Türkiye’de Alevilerin sorunu olarak belirtilen sorunların çözümü nasıl olur?

Türkiye’de Alevilerin sorunu olarak belirtilen sorun da sakat bir söylem var. Türkiye’de Alevilerin sorunlarını belirtenler örneğin bunu özellikle iktidar kullanıyor Alevilerin sorunları veya başkaları kullanıyor Alevilerin sorunu diye bir şey yok Aleviler ister kabul etsinler ister etmesinler kendi inançlarını gereği neyse onu yerine getiriyorlar, hayat tarzları yaşamları neyse tüm zorluklara rağmen bunları yerine getirmeye çalışıyorlar. Sorun Türkiye’nin kendisinden kaynaklanıyor. Türkiye ana yasasından zihniyetinden kaynaklanıyor sanki Alevilerin sorunu. Hayır, efendim bu Türkiye’nin sorunu. Bugün Türkiye’de Cemevi ibadethane olarak kabul edilmiyorsa bu Alevileri ilgilendiren bir şey değildir ebetteki Aleviler bununla ilgili eziyet çekeceklerdir ve Aleviler yaşadıkları ülkeyle ilgili sitemde bulunacaklardır ebetteki Aleviler çoğunluk olan Sünnilere sitemde bulunacaklardır. Ama bu sitemleri onların daha özgürleşmesi daha birlikte yaşamanın yollarını açması anlamında sitemlerdir.

1993’te yaşamını yitirenler için her yıl anılıyor… / 2 Temmuz Sivas

Bugün Türkiye’nin Alevileri zorunlu din derslerini çocukları tabi tutuyorsa, dindar birisinin vicdanı sızlamıyorsa, kendi inancını kendi dinini devlete teslim etmişse bu büyük bir sorundur. Asıl onun özgürleşmesi lazım, onun devlet dininden kurtulması lazım. Alevileri bunu istiyor. “Ya bırakın şu Diyanet İşleri Başkanlığını. Siz kendi dininizi kendiniz öğrenin” diyoruz. Bırakın şu okullardaki zorunlu din derslerini, kendi çocuklarınıza kendi dininizi öğretin diyoruz. Bırakın Alevilerden devletin yazdıklarına yâda başkalarının yazdıklarına nefret etmeyi gidin Alevilerle kendiniz konuşun diyoruz, daha doğru olur diyoruz.

Türkiye’nin Alevilerle derdi nedir? Kamudaki ayrıcalık. Örneğin ciddi bir ayrımcılık var kamuda. Bundan önceki hâkimler ve savcılar yüksek kurulunda 15 Temmuzdan önce o bahsettikleri grup yandaşları bas bas bağırıyorlardı. İşte bize destek verin “yargıdaki dedeleri temizleyelim” diye oysaki o zaman HSK’da Alevi kökenli BİR KİŞİ vardı. Şimdi tamamı Sünni. Aradan iki yıl geçmedi bu sefer başladılar “bunlar bize lanet ediyor gelin bunları temizleyin” diye. Demek ki sorun Aleviler değilmiş. Sorun temel hukuk kurallarına uymuyorsanız bu sorun orada her türlü sizi bulabilir.15 Temmuzla birlikte, 15 Temmuz’dan önce bütün kamuyu kendileri dizayn ettiler ve şimdi o ona düşman diyor. O ona düşman diyor bütün… Tarikatlar bir birleriyle kavga ediyorlar kamuya hiç bir Alevi’yi almıyorlar. Sorun Aleviler değilmiş. Sorun Türkiye’nin hukuksuzluğu, demokrasiye olan inançsızlığı, anayasaya olan inançsızlığı, inanmamasından kaynaklanıyor. Bundan beş yıl önce bana oy verin, bize destek verin kamudaki Alevileri, dedeleri, Alevileri temizleyeceğiz dediler ve temizlediler. Şimdi bize tekrar destek verin biz bilmem hangi grubu temizleyeceğiz. O grupların hiçbiri Alevi değil. Türkiye’de Alevi sorunu olduğunu belirtiyorlar ama aslında sorunun kendilerinde olduğunu belirtmeliyiz.

Asimilasyon politikaları ne zamandan beri Aleviler için uygulanmaktadır?

Yani bu çok eski Selçukluya, Osmanlıya ondan sonra cumhuriyet ve Osmanlı arasındaki o yıllara daha sonra cumhuriyet yılları olarak 3-4 kategoriye ayırmak lazım. Örneğin Selçuklu döneminden başlıyorlar. İleri yönelik asimilasyonlara Alevilerin yaşadığı bölgelere doğru saldılar. Bu Osmanlıda alabildiğince daha üst seviyeye çıkıyor. Osmanlıdaki saldırılar son dönemlerde özellikle örneğin direkt Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırı oluyor. Canlarıyla ödüyorlar Aleviler ve dergâhlarına saldırılıyor dergâhların sahipleri asılıyor. Toplu kıyımlar yapılıyor. Sürgünler yapılıyor. Osmanlı döneminde çok önemli bir asimilasyon politikası uygulanıyor Alevilere karşı. Bunu kabul etmeyenlerin tamamının kelleleri kesiliyor.

Bu asimilasyonların süreçleri cumhuriyette de devam ediyor aslında. Ama cumhuriyette de şekil değiştiriyor. Örneğin köy boşaltmalar. 1980 öncesinden. Cuntasından sonra birçok Alevi köyü boşaltılıyor ve göçlere zorlanıyorlar. Maraş, Çorum, Sivas katliamları, Dersim, Koçgiri’deki yaşanan katliamlar, buradaki Alevilere yaşatılan zulümler. Bu sadece orada da kalmamış, Malatya’da da aynı şeyler yapılıyor. Hatay’da da aynı şeyler yapılıyor. Özellikle kıyımlarla birlikte daha da fazlalaşıyor. Bu seferde direk asimilasyonlar insanların kafalarını içlerine yönelik yapılıyor. Örneğin, birçok kanun yasa Alevilerin asimilasyonuna yöneliktir. Köy kanunu aklınıza ilk gelen şey. Köy kanunu diyor ki, nüfusu 2000’den aşağı olan içerisinde camisi, okulu olan yere köy denir. Yani Alevilerin köylerini bile köy saymıyorlar. Bu bir asimilasyon politikasıdır, yok sayma politikasıdır. Zorunlu din dersleri, kamudaki var olan binaların altındaki mescitler, Alevi mahallelerine yapılan camiler, Alevi köylerine yapılan camiler, kamuda Alevilere yönelik yapılan haksızlıklar, bunların tamamı asimilasyon politikasıdır ve bunlar gittikçe de artan asimilasyon politikalarıdır.

Türkiye’nin en büyük sorunları nelerdir?

Türkiye’nin en büyük sorunu bana kalırsa demokrasi ve anayasa. Bir ülkede eşit bir anayasa, temel insan haklarını içeren bir anayasa oluşmadıktan sonra o ülkenin iflah olması imkânsızdır. Hele ki orta doğuda yaşıyorsanız birçok örneği Ortadoğu ülkelerinde vardır. Bütün herkesin yasalar karşısında eşit olduğu, herkesin doğuştan gelen haklarının temel bir anayasayla çerçevelendiği bir ülkede inşaların ne kadar mutlu olduğunu görüyoruz. İşte bugün özellikle Türkiye’den kaçanların çoğu Avrupa’ya ister Aleviler olsun, ister Kürtler olsun ister, Ermeniler olsun isterse hükümete şuan müellif olan dindarla daha önce birlikte olan arkadaşları olsun, çoğu Avrupa ülkelerine gidiyorlar. Bu Avrupa ülkelerine çok mu hayranlar, hayır orada da kapitalizmin getirmiş olduğu veya ideal demokrasinin getirmiş olduğu yurttaşlık kavramı var. Bir anayasal güvence var, sermaye artık Türkiye’ye gelmiyor. Bu anayasal güvence yüzünden, bir ülkenin anayasal güvencesi yoksa bu ülkenin sosyo-ekonomik, sosyo- kültürel kalkınması imkânsız bir şeydir. Ülkemizin en büyük sorunu anayasal güvencedir. Eşit bir anayasa temel hak ve hukuklarına dayalı bir anayasa insanların kendilerini ötekileştirmediği, başkası başkasının üzerinden zenginleşmediği, başkası başkasının dininden ötürü ayrı tutulmadığı, başkasının inancından ötürü sürgüne tabi tutulmadığı, başkasının sürekli ve sürekli ötekileştirilmediği bir anayasa kaçınılmaz bir şekilde Türkiye’nin en önemli, en acil sorunudur. Türkiye bunu gerçekleştirirse kurtuluşun burada olduğunu görecektir ve birlikte yaşamanın ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu o zaman anlayacaktır.

Dede talip ilişkilerinin gevşemiş olduğu günümüzde yeni bir Alevilik mi üretiyor?

Ben yeni bir Aleviliğin üretildiğini düşünmüyorum. Ebetteki dede talip ilişkileri köydeki gibi değil, oradaki üretim ve tüketim şekilleri ne yazık ki şehirdeki üretim ve tüketim şekilleriyle birlikte değil. Çünkü köydeki üretim ve tüketim şekilleri daha komünal bir üretim ve tüketim şekliydi. Hem dede için hem Talip için hem de Alevi toplumu için şehirde bu farklılaştı. Farklılaşınca farklılaşmaktan ziyade kopukluk oldu. Keşke bütün dedeler ve talipler o süreyi sürdürebilselerdi iyi olurdu. Büyük Cemev’leri, büyük toplu cemler bunlar bana kalırsa dede talip ilişkisi en zedeleyen şeylerden bir tanesiydi. Alevi inancında büyük büyük cemler değil dede ile talibin birbirlerinin gözyaşlarını görebileceği küçük topluluklar içerisinde olmalıdır. Çünkü bu inancın en büyük en önemli şeyi fazla kalabalıktan ziyade dara durabilmek, özünü dara çekebilmek, yılda bir defa bile olsa talibin dedesinin karşısında, dedesinin de mürşidinin karşısında durabilmeyi becerebilmesidir. Bunu şehirde beceremedi. Beceren kısmi topluluklar hala var şehirde olmasına rağmen ve evet bu önemli bir sorundur, önümüzdeki bu sorunu bence. Alevi örgütleri dedeleri ve taliplerin evlerine yönlendirerek bu sorunu çözebilecekleri cemevlerin’den ziyade, o taliplerin evlerine dedelerinin yönlendirecekleri, taliplerinde dedelerinin devlete mahkûm etmeyecek şekilde hak kulak haklarını teslim etme şartıyla bu işi yürütmeleri gerektiğine inanıyorum. Dedelerinde gelenekten gelen o tarafsız olma bu yolun ateşten gömlek, demirden leblebi olduğunu bilerek hareket etmelerini sağlamak gerektiğine inanıyorum.

1 Mayıs 2021

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here