Dersim Soykırımına Giden Süreç ve Dersim Soykırımı – 03

“Vicdanın ve samimiyetin, temel değerlerin olsun, değersiz insanlarla da arkadaşlık etme, hataya düştüğünü anladığında, onu düzeltmek için hiç tereddüt etme” CONFUCİUS.

AHLAKİ ve VİCDANİ DEĞERLER

Çok konuşulan kavramlardır, ‘ahlak ve ‘vicdan!’ Peki, ahlak ve vicdan nedir? “Ahlaklı, ahlaksız, vicdanlı, vicdansız” sözlerini günlük yaşamda söyler dururuz ama üzerinde çok da düşünmeyiz. İnsan olmanın özelliklerinin başında vicdan ve ahlak gelir. Ahlak, insanın huy ve karakterini oluşturur. Genelde ahlak, insanların toplum içindeki eylemlerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla kabul edilen ilkeler bütünüdür. Bununla birlikte “ahlak”, doğruluktur, dürüstlüktür, doğrudan ayrılmamaktır, doğrunun yanında olmaktır. Ahlak, gerçekle bağlantılıdır, ahlakın temeli de gerçekliktir. Bu nedenle de gerçeği görmemek için başını başka yere çevirmek ahlaksızlıktır. Gerçeği görüp kabul etmemek, gerçekten yana olmamak ve gerçeklerin üstünü örtmek ahlaksızlıktır. Gerçeklerin üstünü örtenlerin yanında yer almak ahlaksızlıktır. İşin özü ahlaklı insan vicdanından aldığı izinle davranışlarını düzenleyen insandır!

Vicdan, kişinin kendi niyeti veya davranışları hakkında kendi ahlaki değerlerini temel alarak yaptıklarını veya yapacaklarını ölçüp biçtiği bir kişilik özelliğidir. Vicdan, insana neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren bir iç sestir. Yani insanı iyi davranmaya yönelten bir çeşit iç mahkemedir. Vicdan; bireyi kendi davranışları konusunda bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlaki değerleri hakkında birinci elden ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan iç unsurdur. Yukarıda belirttiğim gibi; vicdan, bir yanıyla bireysel ahlaki değerler sistemi ve buna bağlı içsel yargı mekanizmasıdır. Büyük bilge Mahatma Gandhi “Kanunlara dayanan adli muhakemelerden, daha büyük bir muhakeme vardır ki, bu da her kişinin kendi vicdanıdır” der. Peki, vicdan herkeste bulunur  mu? Vicdan herkeste vardır, ancak aklı ve taşıdığı değerler doğrultusunda onu kullanır veya kullanmaz. Peki, özgür irade olmadan ahlaktan ve vicdandan bahsedilebilir mi? Tabii ki bahsedilemez! Vicdanının sesini dinlemek; karşılaşılan olayları özgür bir bilinçle akıl süzgecinden geçirmekle yapılabilir. Eğer kişinin bilinci dogmalarla kalıplanmış durumda ise, diğer bir değişle bilinci belli etkilerin altındaysa vardığı sonuç onun vicdanının sesi olmayacak, sahip olduğu dogmaların yankılarını taşıyacaktır.

Şimdi, durup dururken bu “ahlak” ve “vicdan” sözcüğü nereden gelip aklıma takıldı da sizlerle paylaşmak istedim, bakın neden? Seyid Rıza 15 Kasım 1937’de sabaha karşı gün ağırmadan (ışımadan) 6 yoldaşıyla birlikte Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edildiler. Yıllardır, Dersim soykırımı ve Seyid Rıza ve de yoldaşlarının idamı tartışılırken “Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün haberi var mıydı, yok muydu” konusu gündeme getirilir. Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün bizzat kendisinin imzaladığı kararnameler ve mecliste yaptığı konuşmalar arşivlerde olduğu halde bütün bunlar birileri tarafından inkâr edilerek toplum manipüle edilir. 1937’de çıkartılan ‘kararnamelerde’ Reisicumhur olarak M. Kemal Atatürk’ün, Başbakan olarak İsmet İnönü’nün hem de diğer devlet yetkililerinin imzaları mevcut. 1938’deki çıkartılan ‘kararnamelerde’ de Reisicumhur olarak M. Kemal Atatürk’ün ve Başbakan olarak Celal Bayar’ın ve diğer yetkililerinin imzaları mevcut. M. Kemal Atatürk’ün bizzat mecliste kendisinin yaptığı konuşmalarda da anlaşılıyor ki, kendisi özel olarak Dersim’le ilgilenmiş! Bazı çevreler bütün bu gerçekleri görmezden gelip kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtüp toplumu manipüle etmeye çalışıyor.

Dahası bu çevreler daha da ileri gidip, Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün Dersim soykırımından haberi olmadığını, “M. Kemal Atatürk yetişseydi Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı.” “M. Kemal Atatürk “Elazığ’a gelmeden idamlar gerçekleştirildi.” “M. Kemal Atatürk hastaydı, hasta olmasaydı bu katliam olmazdı”, “1938 katliamını M. Kemal Atatürk değil, Celal Bayar yaptı” yalanını yıllardır topluma yutturmaya çalışıyorlar. Hâlbuki Dersim soykırımının emrini veren, Dersim harekâtını bizzat yöneten M. Kemal Atatürk’ün ta kendisidir… Bütün bunlar bilindiği halde bazı çevrelerin bilinçli olarak M. Kemal Atatürk’ün bu katliamla ilişkisi yoktur demesi bir yalandan ve manipülasyondan (hileli yönlendirme) ibarettir. M. Kemal Atatürk, “hastaydı haberi yoktu, olsaydı izin vermezdi” diyenler, yıllardır toplumu manipüle edenlerdir, gerçeği toplumdan gizlemek isteyenler ya da bu gerçekleri görmek istemeyenlerdir.

Seyid Rıza, M. Kemal Atatürk’le Görüştürüldü Mü?

Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk yetişseydi, “Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı.” “M. Kemal Atatürk Elazığ’a gelmeden idamlar gerçekleştirildi.” “M. Kemal Atatürk hastaydı, hasta olmasaydı Dersim katliam olmazdı” gibi akla ve mantığa uymayacak söylemlerin, iddiaların ve manipülasyonların (‘hileyle yönlendirme’lerin) tersine Atatürk, Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gece (15 Kasım 1937) Elazığ’daydı. Seyid Rıza idam edilmeden önce M. Kemal Atatürk’le görüştürüldü. Bu çok önemli bilgiye nasıl ulaştık? Kırmanciya Beleke Dergisi Nisan 2011 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale yayınlandı. Makaleyi yazan Kırmanciya Beleke Dergisinin genel yayın yönetmeni Serhat Halis’ti! Halis, makalesinde Seyid Rıza ile M. Kemal Atatürk’ün görüştürüldüğünü yazmıştı.

“Reisicumhur M. Kemal Atatürk, 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel Beyaz Treni ile ‘Doğu gezisi’ne başlar. Bu gezideki ilk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal Atatürk, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde saat 14.00’de Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar, oysa Beyaz Tren Elazığ’a gidecektir, gece saatlerinde Elazığ’a gelen Beyaz Tren, Elazığ merkez tren istasyonunda kör makasta bekletilir. 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece Seyid Rıza, M. Kemal Atatürk’ün huzuruna getirilerek kendisiyle görüştürülür. M. Kemal Atatürk’ün resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıktığının söylenmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a geldiğinin söylenmesinin sebebi ne olsa gerek? Ya da niçin böyle bilinilmesi isteniyordu? O gece yaşananların gizlemek istemesinin nedeni neydi?

Bakın İhsan Sabri Çağlayangil hatıratım isimli kitabının bu konuyla ilgili bölümlerinde, konuyu birkaç kez nasıl ifade etmiş: “Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki “Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyid Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” “Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (…) M. Kemal Atatürk 14 Kasım’da zaten Elazığ’dadır. Çağlayangil, sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir.” Çağlayangil’e göre M. Kemal Atatürk 15 Kasım gecesi değil de 16 Kasım günü (1937) günü Elazığ’a gelmiş oluyor.

Varsayalım ki böyle, M. Kemal Atatürk hasta yatağında yatıyordu diyenlere cevabımız şöyledir: hasta yatağında yatan bir insan nasıl oluyor da idamlardan bir gün sonra Elazığ’a geliyor ve Singeç Köprüsünü açmaya gidiyor? Bu durumda M. Kemal Atatürk yetişseydi idamları durduracaktı diyenler sadece ve sadece kendilerini avutup kandırıyorlar. Önemli konulardan bir tanesi de 1937 Kasım ve 1938 Kasım ayları bilerek ya da bilmeyerek birbirine karıştırılıyor! Başbakan İsmet İnönü’nün 18 Eylül 1937’de Meclis’te yaptığı konuşmada anlaşıldığı üzere 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararıyla başlatılıp, Eylül 1937 tarihine kadar süren I. Dersim harekâtına “ara” verilir ve Dersim üzerine ikinci tenkil harekâtı 2 Ocak 1938’de başlatılır, 16 Eylül 1938’de tamamen sona erer. M. Kemal Atatürk’ün sağlığının bozulduğu dönemi, açık kaynaklar Eylül 1938 olarak yazıyor.

Kırmanciya Beleke Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Serhat Halis’in derginin Nisan 2011 tarihli 4. Sayısında Seyid Rıza 6 yoldaşıyla birlikte 15 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edilmeden önce M. Kemal Atatürk’le görüştürüldüğüne dair yazdığı makale de ortaya koyduğu iddiaları doğrulayan, “hiç bilinmeyen bir sır açığa çıkıyor” başlığıyla 20 Nisan 2015 tarihinde bir gazete de, daha sonra da bir birçok internet haber sitesinde yayınlandı. Eski adı MAH olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bir mensubunca merkeze sunulan bu istihbarat raporunda, 15 Kasım gecesi M. Kemal Atatürk’ün Seyid Rıza ile idam öncesi gizlice bir araya gelip görüştüğünü yazıyor!

İŞTE O RAPOR

MAH BAŞKANLIĞINA – HUSUSİ -:

MAH Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi tuttuğu görüşme tutanaklarında bu görüşmede konuşulanları şöyle kaydetmiş: “Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri Bey’le görüşülüp ve İhsan Bey’in vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporun da süratle Başvekâlet’e iletilmesi emredildi. Bunun üzerine İhsan Sabri Bey’le görüşüldü. Bize hafta sonu Seyid Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi.

Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyid Rıza ile Reisi Cumhurumuzun bir araya getirileceğini, bunun çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi. Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Beyle görüşüp, gerekli asayiş, güvenliğin ve gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık. Mahkeme heyetiyle yapılan birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı’nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve bir Çingene temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.

Gece 12.20’de Seyid Rıza ve suç ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraat ettirilirken Seyid Rıza dâhil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi “idam çino, idam tunne” sesleri salonda duyuldu. Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyid Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri Bey’in Jeep’ine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte Jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu’na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı. Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu. Reisi Cumhurumuzun Beyaz Treni kör makasta bekliyordu. 8–10 dakika bekledikten sonra trene Seyid Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhur’un yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhur’un yaveri vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu.

Reisicumhur, Seyid Rıza’ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyid Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyid Rıza’ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi. Seyid Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. Jandarmanın ve diğer devlet yetkililerinin halkı isyan ettirmek için devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırıldığını, halka saldırmak için bahane icat ettiklerini, birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadınların, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi.

Seyid Rıza Teslim Olmadan Önce Kendisine Söz Verildiğini Anlatıyor:

“Benimle erkânı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği’ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği’ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi’ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı. Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı küçültüp oğlumun yaşını da büyüttüler. Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Verilen sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim”, emin oldum ki biz Dersim’liler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak, sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Ben bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim” dedi.

Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyid Rıza’yı göstererek “götürün gereğini yapın” emrini verdi. Seyid Rıza’nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhur’a dönerek “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim, ölüme gidiyorum, Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi. Reisicumhur eliyle işaret ederek “götürün” dedi. Seyid Rıza’yı alarak kompartımandan çıktık, araçlara geçtik, trenden gelecek İhsan Sabri Bey’i bekledik, İhsan Sabri Bey gelerek öndeki jeep’e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı’na geldik. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyid Rıza gitti. Oradaki Çingene’yi iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu.

15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım günü ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi. Ertesi gün cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ve birlikte harita ile İhsan Sabri Bey’e teslim edildi.

İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekâlet, bir nüshası İhsan Sabri Beye teslim edilmiştir.”

Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MAH) ait bu rapor-belge, Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün idam kararlarında ve Dersim soykırımında oynadığı rolü ortaya koyması açısından çok önemlidir. MİT’in bu raporuyla bir kez daha ortaya çıkmıştır ki Seyid Rıza, 15 Kasım (1937) gecesi Reisicumhur M. Kemal Atatürk’le görüştürülmüş! Bu rapordaki anlatımlara göre Reisicumhur M. Kemal Atatürk, Seyid Rıza’ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bu gece infaz edileceğini, eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyler. Seyid Rıza da kendisine af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyler.  Seyid Rıza, pişman olduğunu ve af dilemeyi kabul etmeyince 5 Kasım (1937) sabah saat 05’te yoldaşlarıyla birlikte idam edilir. Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER

Özel bir yasa ile Elazığ’da kurulan mahkeme de adaletsiz ve usulsüz uygulamalar yapılır. Sanıklara iddianame tebliğ edilmez, avukat yok, yeterli tercüman yok, sanıklar neyle yargılandıklarını bilmezler… Eylül 1937’de başlatılan davaya, 14 Kasım’da son karar verilir. Verilen kararlara itiraz hakkı tanınmaz, temyiz edilemez. Seyid Rıza, oğlu Resik Hüseyin.  Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi). Fındık Ağa (Yusfanlı Kamer Ağa’nın oğlu). Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa’nın oğlu). Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye’nin oğlu). Ali Ağa (Mirza Ali’nin oğlu), olmak üzere toplam 7 Dersim ileri geleni idam edilir. 15 Kasım 1937 sabaha karşı Elâzığ Buğday Meydanında idam edilenlerin cenazeleri ailelerine teslim edilmez. İdamların ardından 84 yıl geçmesine rağmen,  Seyid Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri bilinmemektedir! Bu yiğitlerin şahsında Dersim soykırımında katledilen Dersim’in mazlumlarını saygıyla anıyorum. Devirleri daim, mekânları gönüller olsun.

Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün idamdan hemen önce Seyit Rıza ile gizlice bir araya geldiğini gösteren, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MAH) ait rapor-belge! Seyit Rıza görüşmede, “Af dilersen idam edilmeyeceksin” diyen Atatürk’e, “Af dileyecek bir şey yapmadım” karşılığını veriyor. (Nisan 2015 tarihli Yeni Şafak Gazetesi.)

Reisicumhur M. Kemal Atatürk, Başbakanlık görevini yeni devralan Celâl Bayar, Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya ve Atatürk’ün manevi kızı, Pilot Sabiha Gökçen, 17 Kasım 1937 günü Tunceli’deki Singeç Köprüsü’nün açılışını yaparken. Singeç Köprüsü, Tunceli’nin Pertek ilçesinde bulunuyor,  Pertek ile Hozat’ı birbirine bağlıyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

1 -İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, Yılmaz Yayn.
2 -Serhat Halis, Kırmanciya Beleke dergisi Nisan 2011, Sayı 04.
3 -Tanju Cılızoğlu, Kadre Bizi Una Değil Üne İtti, İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları, Bilgi Yayınevi, 2007.
4 -Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık, 2014.
5 -http://cmchaber.com/2015/11/17/dersim-isyani-ile-ilgili-bilinmeyen-bir-sir-ortaya-cikti/.
6-https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/04/20/mustafa-kemal-ataturk-ve-seyit-riza-gorusmesi-belgelendi, 20.4.2015.
7 -http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ataturk-seyit-riza-ile-gorustu-mu-30257.
8 -http://dersimnews.com/dersim38/seyit-riza-idam-edilmeden-once-atatuturkle-gorustu.html.
9 - https://www.yenisafak.com/gundem/iste-o-gizli-gorusme-212175520,
10 - 18.  Dönem SHP Milletvekili, yazar, insan hakları savunucusu, Av. Kamil Ateşoğulları’nın sözlü anlatımı.
11 -https://tr.wikipedia.org/wiki/Singe%C3%A7_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC
12 -Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları. Vesta Yayınları, 2015.