Dersim Soykırımına Giden Süreç ve Dersim Soykırımı 04

“Tarih okuyanlar bilir ki, itaatsizlik insana özgü bir erdemdir! Toplumsal ilerleme, ancak itaatsizlik ve isyan sayesinde gerçekleşir”  Oscar WİLDE.

Dersim’e (1938) Tenkil Harekât Başlıyor

Başbakan İsmet İnönü’nün 18 Eylül 1937 tarihinde Meclis’te yaptığı konuşmada anlaşıldığı üzere 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararıyla başlatılan, I. Dersim harekâtına Eylül ayı (1937) ortalarında “ara” verilir. Devlet, 15 Kasım 1937’de Seyid Rıza ve yedi yoldaşının idam edilmesiyle ve diğer yoldaşlarının cezaevlerine gönderilmesiyle yetinmez, çünkü devletin derdi, Dersim’i topyekûn “tedip ve tenkil” etmektir. Dersim’in ikinci kez ve daha şiddetli ve daha planlı bir şekilde vurulmasıyla ilgili yürütülecek olan askeri harekâtın plan ve diğer hazırlıkları yapılmaya başlanır. Yapılan planların sonucunda yaklaşık bir buçuk ay sonra Reisicumhur M. Kemal Atatürk ve Başbakan Celal Bayar, Dersim üzerine yapılacak askeri harekâtı onaylarlar ve 2 Ocak 1938’de de Dersim üzerine ikinci tenkil harekâtını başlatırlar.

Bizzat M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla yapılması planlanan askeri harekâtın ‘gerekçesi’ devletin resmi belgelerinde şu sözlerle ifade edilmektedir: “1937 Tunceli Harekâtı sona ermekle Dersim’in asayiş durumu mahalli idare ve kuvvetlere bırakılmış oldu ve kış ayları süresince hükümete muhalif olan aşiretler ve hatta silahla karşı koyan asilerden yakalanamayanlar çoğunlukla sindiler. Bu hal, yapılmış olan tenkil harekâtı ile Dersim sorununun esasta halledilmiş olduğunu ifade etmiyordu. Zira fırsat bulan eşkıya kolları zaman zaman ve yer yer soygunlara devam etmekte ve aşiretler arasında gizli ve yıkıcı propaganda faaliyetleri, silahlanma ve hükümet aleyhinde ittifak etme çabaları sürüp gitmekteydi.” Devlet, bu süreçte (1938 yılında) Dersim’e yönelik olarak daha güçlü, daha organizeli ve daha kapsamlı askeri bir harekât yapmayı düşünmekte ve büyük bir gizlilik içinde bunun hazırlıklarını yapmaktadır.

1938 yılının ilk günlerinde başlayarak meydana gelen olaylarla ilgili olarak, halk arasındaki anlatıma göre, jandarmalar, köyde bir kadına tecavüz ederler. Bunun üzerine bir araya gelen köylüler de, tecavüzde bulunan jandarmaları baltalarla öldürürler. Bu olaylardan sonra Kör Abbas, Keçel, Bal aşiretlerinin mensupları Mansul Uşağı köyünde topluca öldürülür. Burada iki asker de öldürülür. Mansul Uşağı köyünde öldürülen 2 asker, 1937’deki Kahmut Köprüsü olayı gibi bu olayda, bazı çevreler tarafından 1938 soykırımının “bahanesi” olarak gösterilmektedir. Mansul Uşağı köyündeki topluca öldürülmelerin ardında, hepimizi kıracaklar korkusuna kapılan aşiretler direnme kararı alırlar.

Dördüncü Genel Müfettişlik, 6 Ocak 1938’de, durumu bir rapor halinde, üst makamlara şöyle bildiriyor: “Mansul Uşağı olayının maalesef Külhan Mezirası, Hazerikuşağı, Gülşen Kamu’na fiilen sirayet etmek suretiyle sahasını genişlettiği düşüncesinde olduğunu belirtmekte ve bu düşünceye göre de, Munzur, Merho ve Mercan dereleri arasındaki bu geniş sahaya, Kalan Deresi yukarı havzasını eklemenin doğru olacağını ileri sürmekte ve böyle bir sahada kararlaştırıldığı üzere bir boşaltma yapabilmek için de Pülümür, Mameki, Sin, Pülür, Hozat ve hatta Erzincan garnizonlarının kuvvet getirerek belli bir yerde toplamak gerektiğini, zira bu bölgenin açık tarafı kaldığı takdirde suçluların ve taraftarlarının kaçıp dağılacaklarını belirtmekte ve böyle küçük bir kuvvetin bir ay çalışmasının erzak ve ikmalinin muntazaman temininin zaruretine değinerek bu icaplara (gereklere) her dakika şiddet ve müşkülatı artan mevsimin ve henüz bitmemiş yolların yetersizliğinin ayrıca bu sahadaki çalışma sırasında buraya celbedilecek kuvvetlerin boşalttıkları bölgelerdeki durumları da hesaba katmaları gerektiği üzerinde durulmalı.” Raporun devamında Tunceli’nde 5076 silahın toplandığını, bunun yararlı olduğunu, etkisinin olumlu bulunduğunu ve birde bundan sonra askeri harekâtın zorunlu olduğu belirtilmektedir. 1937 yılında bölgenin tümüyle silahtan arındırılması amacıyla, Erzincan ve Bingöl illeri de dâhil olmak üzere, Tunceli bölgesi tümüyle taranmış, sonuçta Tunceli’nden 5076, Erzincan’dan 789, Bingöl’den 126 tüfek olmak üzere toplam 5991 tüfek toplanır. Raporda bahsi geçen, yararlı olduğu söylenilen mevzu budur!

İçişleri Bakanlığı, (19 Şubat 1938’de) Dördüncü Genel Müfettişliğe verdiği emirde; “muhalefet gösteren aşiretlerin çabalamaları ve kendilerine taraftar kazanmak için yapmakta oldukları toplantı ve propagandaları nitelik bakımından bölge üzerinde uyanık bulunmanın önemini ortaya koyduğunu, özellikle ilkbaharda daha çok uyanık bulunmanın ve tasarlanan harekâtın plan ve programlarının şimdiden hazırlanması gerektiğine işaret etmekte ve müfettişliğin bu konudaki düşüncesini ister.” Dördüncü Genel Müfettişlik ise, konuyla ilgili olarak düşüncesini soran İçişleri Bakanlığına, “Dersim’e yönelik olarak yeni bir askeri harekâtın yapılması gerektiği” şeklinde yanıt verir.  İki makam (İçişleri Bakanlığı ve Dördüncü Umum Müfettişlik) arasında sürüp giden yazışmalarda, askeri harekâtın yapılması konusunda mutabık kalınır ve bu konular bir tezkere olarak Başbakanlığa sunulur. 1938 bütçesinden de, bu harekât için 979.007 liralık bir ödenek ayrılır.

Başbakan Celal Bayar, 23 Şubat 1938 tarihinde İçişleri Bakanlığının tezkeresine verdiği yanıtta; “Dördüncü Genel Müfettişliğin raporunda bildirilen ahval, Tunceli bölgesinde şekavet erbabının kaynaşma hareketlerinin devam ettiğini göstermekte olduğundan, mevsimin müsait zamanında bir sürprizle karşılaşmak ihtimal ve olanağını önlemek için Genel Müfettişliğin işarı üzere çok uyanık davranılması lüzumunun kendilerine tekrar bildirilmesi” gerektiğini ifade eder. Dördüncü Genel Müfettiş, 21 Mart 1938’de yayımladığı bir gizli genelge ile birliklerin Haziran ayında, yeni bir tedip harekâtına girişeceklerini, buna hazır olmalarını emreder. Birde bu genelge de 1938 yılında, Tunceli’nde yapılmak istenenlerin neler olduğu dokuz madde halinde sıralanır. Bu genelgenin amacının, içeriğinin ve politikasının öncekilerden hiçbir farkı yok, özetle Dersim’in boşaltılması ve Dersimli’lerin asimilasyonu isteniyor.

Tedip-tenkil (harekât) planlanaları ve hazırlıkları bittiği sırada Dördüncü Genel Müfettişlik, tarafından 8 Haziran 1938 tarihinde Ovacık İlçesinin Lertik, Mercan ve Birman bölgelerinde bir bildiri yayınlayarak, halkın devlete itaat etmesi istenir. 9 Haziran’da iki ayrı kararname çıkartılıyor. 9 Haziran’da onaylanan 8164 sayılı kararname de; “Bir aydan fazla devam edeceği tahmin edilen Tunceli harekâtının muharebe ve müsademeleri istilzam edecek mahiyet ve ehemmiyette olduğu” belirtiliyor ve 881 sayılı kanunun 1’inci maddesine göre onandığı yazılıyor. Aynı gün çıkartılan 8446 sayılı kararnamede de; “Kara, hava ve jandarmanın Tunceli’ye yapacağı harekâtın sefer mahiyetinde mühim bir harekât” olduğu belirtiliyor ve 1176 sayılı kanunun 2’inci maddesine göre onandığı yazılıyor. Bu iki Kararname’nin altında da Reisicumhur M. Kemal Atatürk, Başbakan Celal Bayar ve kabine üyelerinin imzaları bulunuyor.

Bu kararnamelerin yayınlanmasından kısa bir süre sonra, “11/12 Haziran 1938 gecesinden itibaren birlikler harekete geçerek tedip-tenkil bölgesine girer ve aynı gün ve tarihte harekât başlar. Bu harekâtın hedefinde öncelik olarak Kalan-Merho-Mercan vadilerinin boşaltılması vardır. Bu bölge, Buyer Bava-Mahmunut Gediği, Birman Gediği-Keller Komu-Katır Tepe- Koçgölbaşı- Badikan Karasakal noktaları arasındaki bölgedir. Zel ve Kırmızı Dağ hattının kuzeyi de harekâtın kapsamına alınır. Dersimliler, tam bir zulüm cenderesinin içindedir. 19- 22 Haziran 1938 tarihlerinde boşaltılmak üzere harekâtın kapsamı içerisine Ali Boğazı ve çevresi de alınır. Burada bulunan Koçan grubu aşiretleri de (Koç, Şam, Resikuşağı) direnişe geçer. Kanlı çatışmalar olur. Sonuçta Koçan aşiretleri, çoluk çocuklarıyla Ali Boğazı’na sığınırlar. Uçak filoları, Ali Boğazı’na bomba yağdırır. Ali Boğazı’nda tam anlamıyla bir “can pazarı” yaşanır.

Ali Boğazı’ndaki katliam, Kureyşan ve Yukarı Abbasan aşiretlerinin de ayağa kalkmasına neden olur. Bütün Dersim, bir ölüm-kalım direnişinin alanı haline gelir… Dersimliler yerlerini-yurtlarını, köylerini, ocaklarını, topraklarını, hayvanlarını, dağlarını, ormanlarını, ziyaretlerini, atalarını, tarihlerini, inanç ve ibadetlerini terk edip kendilerine reva görülen kanlı “medeniyet”e gitmek istemezler. Silahları toplanmıştır bu nedenle çaresizdirler. 24 Haziran’da iç Dersim’deki Tujik Dağı işgal edilir. Ordunun köylerini ateşe verip bölgeden sürmek istediği Kırgat, Baduk, Mirdik, Mitgel, Hotar, Arıki, Tenkali, Meraş, Keçeler köylerindeki silahsız savunmasız halk, balta ve kürekleriyle askerî birliklere karşı direnişe geçer. Bu baltalı kürekli mücadele, halkın toplu katliamıyla son bulur. Bu kırımdan sağ kalanlar sürgün kafilelerine dâhil edilir, köyler ve ormanlar ateşe verilir. Hayvanlara “ganimet” olarak el konulur. Resmi kaynaklarda söz konusu tarihler arasında bu bölgede 60 köyün boşaltıldığı yazılmakta…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Haziran 1938 günü düzenlenen oturumunda, Başbakan Celal Bayar, meclisin tatile girmesi dolayısıyla bir konuşma yapar. Konuşmasında Dersim sorununa değinir! Bayar bu konuşmasında şunları söyler: “Bu yıl meselelerde bir konu dikkatinize sunulmaya değerdir, bu Dersim sorunudur… Bu yıl programımıza göre Askeri harekâtın sürdürülmesi gereklidir. Geçen yıla kıyasla şimdi oraya daha fazla kuvvet yığmış bulunuyoruz. Dersim’de bu programın uygulanması, Dersim meselesini kesinlikle ortadan kaldırma gerekliliğinden kaynaklanıyor.”  Aynı günkü oturumda Bayar bir konuşma daha yapar. Bayar bu konuşmasında da “Dersim meselesini kökünden halletmek için Ordu Manevrasında orduya görev verileceğini ve böylelikle takip kuvvetlerine tarama harekâtında yardım edileceğine işaret eder.”  Celal Bayar, bu konuşmasında sadece Dersim meselesi’nin radikal bir şekilde “halledilmesi”(!) gerektiğini vurgulamakla yetinmez. Sonraki günlerde, Dersim meselesi’nin ‘halli’ ile ilgili ve stratejik öneme haiz bir takım kararların alınmasında da Başbakan sıfatıyla önemli rol oynar.

Başbakan Celal Bayar’ın deyimiyle “Dersim meselesini kökünden halletmek için başlatılan harekât kapsamında,  silahlarını teslim eden Karaballı, Ferhat, Pilvank, Şeyh Memedan, Karaca Seyit, Mazgirt ve Kureyşan aşiretlerine bağlı ailelerin çoğu katledilir. Katliamdan sağ kurtulanlar da batı illerine sürgüne gönderilir. Köyleri de, bir daha geri dönüşe imkân vermemek için yakılıp yıkılarak imha edilir. Evlerin nasıl yakılıp-yıkılacağı konusunda, bir el kitabı bile bastırılarak askeri birliklere dağıtılır. Tunceli bölgesinde yapılan eşkıya takibi hareketleri, köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz, 1938 isimli bu kitapçıkta “evlerin nasıl yakılacağı” dahi ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

Kitapçığın “köyde eşkıya araması” başlıklı bölümün ilk üç maddesinde köye nasıl yaklaşılacağı ve etrafının nasıl sarılacağı anlatıldıktan sonra yapılacaklar maddeler halinde şu şekilde sıralanır: “Yukarıdaki tertibat ile köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur. Ondan sonra etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. Bu esnada bir, iki makinalı tüfek yüksek damlarda mevziye sokulur. Bir dam (bina, ev, ahır) içinde sığınıp mukavemet eden eşkıyayı imha için yakından kuşatılmalı, pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. Müfreze yanında top varsa askere ateş eden köy top ile tahrip edilir. (Az ve isabetli atım ile.)  Silah atan köy (kuşatan birlikler emniyet ödevlerine devam etmek suretiyle) yakılmalıdır.  Damlar taş ve topraktan ibaret olup, yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dallar vardır. Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünde bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. O da, kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir.”

Bu kılavuz, 1938 isimli bu kitapçıkta tarif edilen yakıp yıkmaların ardından Dördüncü Genel Müfettişlik bir rapor yayınlar! Dördüncü Genel Müfettişlik’in verdiği resmi rapora göre, her iki tarafın kayıpları şöyledir: Tenkil kuvvetlerinde (devletin tepeleme, öldürme güçlerinde): 33 şehit, 60 yaralı: Haydutlardan: 163 ölü ve yaralı; Dehalet edenler (sığınanlar): 866 kişi, yakılan köyler: 60! Dersim’deki tenkil harekâtını yöneten Dördüncü Genel Müfettişlik bir yandan bütün gücüyle askeri harekâtı sürdürürken, bir yandan da insanların üzerine bomba yağdırırken, bir yandan da, (1 Temmuz 1938) direnişçilerin teslim olmalarını sağlamak amacıyla uçaktan bildiri attırır. Bu bildiri de, hükümetin güzel işler yaptığı, Tunceli’ndeki yoksul halka ekmek ve iş vermek için çalışıldığını, bu çalışmalardan dolayı çıkarı bozukların halkı aldattıkları ve ayaklanmaya katılmayanların ya da zorla katılıp da masum olanların hükümete teslim olmalarını, hükümete teslim olanların adaletin şaşmaz ölçüsüne bırakılacağını anlatmaktadır.

Bildirinin bir başka yerinde şu ifadeler yer alıyor: “Gözünüzle görüyorsunuz ki, askerlerimiz, Bobyazbaba, Koz dağı, Dolubaba, Azizbaba ve Zel dağını tutmuş, her taraftan ve yakından sizi çember içine almıştır” denilmektedir. Buradaki üsluba bir bakın, Dördüncü Genel Müfettişlik,  devlet güçlerini, “askerlerimiz” diye nitelerken, dağlara sığınmış halk için “sizi” demektedir. Bildirinin devamında, “bu yerlere sığınarak takipten kurtulacağınızı sandınız. Kahraman askerlerimiz güvendiğiniz dağları aştı ve her tarafa girip çıktı, en son güvendiğiniz yerlere girmeye hazırdır” ve “uçaklarımız üstünüzde uçmakta ve ne yaptığınızı görmektedir” diyerek halkı tehdit ediyor. Bu bildiri de yazılanlarda anlaşıldığı üzere, devlet, Dersim halkını, yabancı bir halk gibi görüyor…

Askeri birlikler 2 Temmuz’da, Ahpanos, İksor ve Tujik Dağı’na saldırır. Tujik’in zirvesi ele geçirilir. Bütün kaçış yolları tutulur, tek çıkış yolu olarak Kalan Deresi bırakılır. Buraya yönelen insanlar. Uçak bombardımanı ve yoğun ateş altında kırıma uğrar. Askerlerin eline geçmek istemeyen insanların kendilerini uçurumlardan aşağı attığı, Genelkurmay kayıtlarında yer alan bir bilgidir. 14–16 Temmuz 1938’de Kalan ve Demenan aşiretlerinin “imhasına” başlanır. Askerlerden kaçan insanlar mağaralara sığınmıştır. Mağaralar abluka altına alınır. Kalan Deresi ve Demenan mıntıkası ateş altına alınır. Her tarafından kuşatılan, ateşe boğulan Laç Deresi, Dersimlilerin son sığınağıdır… Direniş sonuçta kırılır. Mağara ve kayalıklar makineli silahlarla taranır, tahrip kalıplarıyla, içerisindekilerle beraber “imha” edilir. Ateş altında kurtulanlar askerin eline geçmemek için Laç Deresi’nin sarp ve keskin uçurumlarından kendilerini Munzur Suyu’na atarlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar adlı kitapta bundan sonraki olaylar, 15 Temmuz’da başlanarak gün be gün tarihler verilerek, muhtelif yerlerde yapılan çarpışmalarda kaç şehit verilmiş, kaç asker yaralanmış ve kaç kişi öldürülmüş hepsi tek tek aktarılıyor. Bu kitabının 437’ci sayfasında, 19 Temmuz’da Laç Deresi civarında meydana gelen çatışmalar, sonraki günlerde eskiye göre, daha da şiddetlenerek devam ettiği, 21 Temmuz’da yapılan ileri harekâtta Laç Dersi’nde “imha” edilenlerin sayısının, 216 olduğu ayrıca, 12 cesedin de Munzur suyu üzerinde görüldüğü, 24 Temmuz’da yapılan mutad (belirli bir düzende devam eden) mağara taramalarında 42 kişi de sağ olarak ele geçirilmiştir deniliyor. Bu kitapta harekât hakkında verilen bilgiler, Dersim’de yapılan kıyımın boyutlarını açık bir şekilde gösteriyor. Ayrıca harekâtı yürütenlerin gözünde Dersimli’lerin “can” olarak bir kıymetleri bulunmadığı anlaşılıyor. Bir de Dersim’de yapılanların ve kullanılan dilin, ne tür bir anlayışın ürünü olduğu yorumunu siz değerli okuyuculara bırakıyorum!

Dersim soykırımının sonrasındaki yıllarda Kemalist kalemşörler ve kimi siyasi kişilikler yıllarca Dersim soykırımı konusunda toplumu sürekli manipüle ettiler ve yanlış algı operasyonlarıyla toplumu yönlerdiler. Bunların başlıca tezleri şöyleydi: Efendim, “Dersim halkı feodaldi ve cahildi, Dersim’de ağalık vardı. Devlet, “aşiretçi-feodal” yapıya karşıydı, bölge halkının geri kalmasını istemiyordu, “aşiretçiliği, feodalizmi ve cahilliği” ortadan kaldırıp Dersim’e “medeniyet” götürecekti ama Dersim ileri gelenleri bu medeniyet vasıtalarına karşı çıkıp isyan ettiler. Halkı devlete karşı kışkırttılar, karakollara saldırdılar. Devlet ne yapsın? Bütün bunlara karşılık verip Dersim üzerine askeri harekât düzenledi.  Tekçi-inkârcı Kemalist kalemşörlerin yazdıkları ve kimi siyasi kişiliklerin söyledikleri koca bir yalandır ve de manipülasyondan (hile’den) başka da bir şey değildir. Zira hakikatlerin günü geldiğinde ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır! Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER

12 Mayıs 1938 tarihli Reisicumhur Atatürk’ün ve vekiller heyetinin imzasını taşıyan kararname!   Günümüzde bu kadar belgeler ortaya çıkmış iken, halâ Dersim Soykırımı’nda M. Kemal Atatürk’ün dahli olmadığını savunanlar var. Bu Kararname de Atatürk’ün Dersim’lilerin tepesine yağdırılacak savaş bombalarının alımı için onay verdiğini rahatlıkla görebiliyoruz.

9.06. 1938 tarihli Reisicumhur K.Atatürk imzalı kararname, bu kararnamede de şunlar yazmaktadır. “Tunceli harekâtına iştirak edecek kara, hava ve jandarma birliklerine mensup erata kuvvetli tayın verilmesi için bu hareketin sefer mahiyetinde mühim hareket olduğu; Genelkurmay Başkanlığının iş’arına aften Milli Müdafaa Vekilliğinin 3.6.938 tarih ve 8446 sayılı teskeresile yapılan teklifi ve Maliye Vekilliğinin 9.6.938 tarih ve 13182/3055 sayılı mütaleanemesi üzerine, 1776 sayılı kanunun ikinci maddesine tevfiken, İcra Vekilleri Heyetine 9.6.938 tarihinde onanmıştır.” 9.6.938, Reisicumhur K. Atatürk, Başbakan Celal Bayar ve diğer yetkililerin İmzaları”

9.06. 1938 tarihli Reisicumhur K.Atatürk imzalı kararname, bu kararnamede de şunlar yazmaktadır. Bir aydan fazla devam edeceği tahmin edilen Tunceli harekâtının muharebe ve müsademeleri istilzam edecek mahiyet ve ehemniyet olduğu; Milli Müdafa Vekilliğinin 26.5.938 ve 8164 sayılı tezkeresile yapılan teklifi ve Maliye Vekilliğinin 9.6.938 tarih ve13182/3053 sayılı mutaleanamesi üzerine, 881 sayılı kanunun I’inci maddesine tevfiken, İcraVekilleri Heyetince 9.6.938 tarihinde onanmıştır. 9.6.938, Reisicumhur K. Atatürk, Başbakan Celal Bayar ve diğer yetkililerin İmzaları”

Dersim’e uçakla bomba atan ve bununla övünen M. Kemal Atatürk’ün manevi kızı Pilot Sabiha Gökçen ve M. Kemal Atatürk!

Kefensiz toprağa düşenleri unutma, mermi pahalı diye çocukların, kadınların meşe kütükleriyle dövülerek katledildiği yerdir DERSİM… Unutma UNUTTURMA!  Seyid Rıza ve yoldaşlarını ve tüm Dersim mazlumlarını sayıyla anıyorum. Devirleri daim, mekânları gönüller olsun. Zalimleri kınıyorum ve lanetliyorum.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1 – 18.  Dönem SHP Milletvekili, yazar, insan hakları savunucusu, Av. Kamil Ateşoğulları’nın sözlü anlatımı.

2-Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık.

3- Reşat Hallı-Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar.

4- Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap Yayın, 1991.

5- Cafer Solgun, Dersim… Dersim Timaş Yay, 2010.

6- Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık.

7- Cumhuriyet Gazetesi, 30–31 Haziran 1938.

8-  Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar.

9- Hıdır Göktaş, Kürtler İsyan-Tenkil, Alan Yay.

10- Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap Yayın.

11- Reşat Hallı-Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar.

12- Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi.

13- Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık.

14- Kozmopolit Perspektif, Haber Sitesi, 18. 10. 2012.

15- Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.