Dede Musa Kazım Engin: Hızır, bizlerin özünde saklıdır!

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Musa Kazım Engin Dede, Hızır kültürüne dair paylaştığı yazıda “Hızır, bütün inanç çağlarını, insanlığın inanç evrelerini kendi özetinde sunan bir simgedir. Zalimce davranarak insanlara baskı uygulayan, aç ve yoksul bırakan vs. her kim olursa olsun, insanlığa karanlık saçandır. Bu kötü davranışları ve uygulamaları yok etmek için mücadele eden her kişiyse aydınlık saçandır. Aydınlık saçan kişi ‘Bozatlı Hızır’dır” yorumunu yaptı.

Qureşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin Dede, Hızır ayına ilişkin yazı kaleme aldı. Dede Engin, Dersim atasözü olan; “Ya Hızır, tı esta ke esta” (Ya Hızır sen gerçeksin, sen varsın) cümleleriyle Hızır ritüelini anlatarak farklı kaynaklara göre bu inancın detayları hakkında da bilgi verdi.

Musa Kazım Engin Dede, kimi kaynaklarda “Hızır’ın “el-Hadr, el-Hıdır” olarak geçtiğini belirterek, asıl doğrunun “Hadr” olduğunu ifade etti. “Bu sözcük Türklerde ‘Hızır’ veya nadiren ‘Hıdır’, İranlılarda ise ‘Khezr’ şeklinde kullanılmaktadır” diyen Engin Dede, “El-Hadır” kelimesinin Arapçada el-Ahdar (yeşil) anlamına geldiğini, “Yeşil Adam’ın” ‘hep diri ve canlı kalan’ anlamında olduğunu ve bu kimliğin de sadece Hızır’a yüklendiğini vurguladı.

“HIZIR, BİZLERİN ÖZÜNDE SAKLIDIR” 

Musa Kazım Engin Dede, Hızır’a dair kaleme aldığı yazıda şu bilgileri verdi:

“Hızır, temiz, ak, masum, aydınlık, ışık saçan ve iyiliği temsil eden bir kişi olarak algılanır. Çünkü beyazın anlamı bu değerleri içerir.
Hızır, ölümsüzlük suyu içmiş, Ab-ı Hayat’ı bedenine akıtmış, bu anlamda da ölümsüzleşmiştir. Bilge ve hikmet sahibidir.
Hızır, hiç kimsenin yapamadığını yapandır. Suyun üzerinden yürüyen, havada yol alan, uzaklık-yakınlık kavramı tanımayan, bütün boyutlarda ortaya çıkan, her zaman her yerde bulunan bir mitolojik kimliktir.

Doğada ölüm ve yaşam birlikte vardır. Her ölüm yeniden doğum, her doğum, ölüm demektir. Bu anlamda doğada ölümsüzlük vardır. Bu ölümsüzlük anlayışı, yani doğasal ölümsüzlük, Hızır’ın kimliğinde simgelenmiştir.
Hızır, karanlığı aydınlığa çeviren, her dönem yaşayan ve her yerde insanlara hizmet eden; insanların zor olanı aşması için yardım eden bir ‘Kurtarıcı’ kişidir. Bu kişi bilinmez, görülmez ancak gerektiğinde ortaya çıkar. Bereket, bolluk sunar.

Hızır, ölüp-dirilen doğanın, sonsuzca simgeleştirildiği bir mitolojik varlıktır. ‘Bozatlı Hızır’ söylemi, çok hızlı hareket eden ve koşan at öznelinde, Hızır’ın ne kadar hızla hareket ettiğini ortaya koymak ve bu olayı bilinçte anlaşılır kılmak, bu durumu bellekte somutlaştırmayı amaç edinmek için söylenmiştir.

“HIZIR İNANCINI TEK BİR KÜLTÜRE MAL ETMEK OALANAKSIZ”

Suriye sahillerinde Hızır gemicilerin koruyucusu kabul edilmektedir. Hatay’da (Samandağ’da) 14 Temmuz’da Aleviler Hızır’a dua ederek denizde yıkanmaktadırlar.
Aslında sadece peygamberlere bile lütfedilmemiş ölümsüzlük mertebesine sahip olması bile, Hızır’ın inanışlardaki kudretine dair bir ipucudur.
‘Hızır’ ve ‘İlyas’ isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan Hıdırellez; kökü İslâm öncesi Orta Asya, Orta Doğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan Hızır yahut, Hızır ve İlyas kavramları etrafında dinî bir muhtevaya bürünmüş halk bayramının adıdır. Bu bayram, merkezini özellikle Anadolu ve Balkanların, Kırım, Irak ve Suriye’nin teşkil ettiği Batı Türkleri arasında, 6 Mayıs günü kutlanmaktadır.
Hızır inancını tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan başlayarak Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına çeşitli tören ve ayinlerin düzenlendiği saptanmıştır. Tarihi, halk geleneklerini biraz kurcalayınca Hızır’ı bir ‘Asyalı boz atlı yol tengrisi’ olarak bulmamız da hiç yadırgatıcı değildir. Uzun kış mevsimlerinden sonra toprağın ısınmasının, yeşermesinin tam gününün saptanması ve hep o günlerde bayram yapılması doğaldır.

Her din kendinden önceki kutsal günleri unutturmaya çalışır. Bunu başaramaz ise kendi kapsamına alır. Hristiyanlığın kabulünden sonra da, bahar bayramı unutturulmaya çalışılmış. Ne var ki halk öteki putperest bayramlarını unutmuş, ama içgüdüsel bir korkuyla, kışın bitişini bildiren bu bayramı bırakamamış. Sonunda bu bayram nihayet Hristiyanlık tarafından da resmi bayram olarak tanınmış.
Hızır, bugün oldukça geniş bir coğrafyada dara düşenlerin, ezilenlerin, karda tipiye tutulanların, denizde boğulmak üzere olanların, işkence görenlerin, hastaların, fakirlerin,
‘yetiş imdadıma ya Hızır’ diyerek çağırdıkları ortak bir isimdir. Ölümsüz olduğuna inanılır.

Enel-Hak felsefesini savunan Aleviler, Hızır’ı, ölümsüzlüğün sırrına ermiş İnsan-ı Kamil olarak da tanımlarlar. Hızır, bizlerin özünde saklıdır. Bize düşen özümüzdeki Hızır’ın yine bize ulaşmasını sağlamaktır.

Anadolu’nun birçok bölgesinde ‘Hıdırlık’ denilen mesire yerleri mevcuttur. (Hıdır sözü, Hızır sözcüğünün aynıdır. Ayrılış eski harflerle d/z yazılımının aynı oluşunda) Bu bölgelerde mezarlık, yatır vb. gibi çevre halkınca kutsal sayılan adak adanan yerler de görülmektedir.
Hızır ayında geceleri, Hızır’ın yeryüzünde gezindiği ve dokunduğu yerlere bereket saçacağına inanıldığından, kuru baklagiller bir torba içinde bahçede ağaçlara asılır. Hıdır Baba’nın kamçısıyla bunlara dokunması ve bereket getirmesi dileği tutulur. Evlerin kapı ve pencereleri, cüzdan ve para keselerinin ağızları kapatılmaz yiyecek içecek kaplarının, zahire ambarlarının kapakları açık bırakılırmış…

“HIZIR’IN BEREKET GETİRECEĞİNE İNANILIR”

Dersim’de Hızır Ayı, 13 Ocak’ta başlar 12-13-14 Şubat’ta sona erer. Bir ay boyunca bölgede cemler tutulur, 3 günlük oruçlar niyaz edilir, kurbanlar tığlanır, lokmalar dağıtılır ve özel şenlikler yapılır. Dersim, Erzincan, Sivas, Kayseri, Maraş, Adana, Muş, Malatya gibi bölgelerde Hızır haftasında kavrulmuş buğday, ‘eldeğirmeni’ denilen değirmenlerde öğütülüp un yapılır. Bir tepsi içerisine konularak pencere önlerine bırakılır. Hızır’ın gece gelip el süreceğine ve bereket getireceğine inanırlar.
Bu undan yapılan yiyeceğe ‘Kavut’ denir. Özellikle Hızır lokması olarak hazırlanır.
Kışın en şiddetli geçtiği dönemde yer alan Roze Xızıri (Hızır Orucu) etkinliklerini Dersim’de yaşayanlar büyük bir özlemle anımsatırlar. Çünkü kültürel ve inançsal boyutları iç içe bulunan bir etkinliktir ve Dersimlilerde böyle çok yönlü hazlar uyandırmaktadır. O yüzden her yaştan ve cinsten insanların özlemle beklediği bir aydır. Çocuklar ‘xeylas’ toplarlar, genç kızlar ve erkekler bahtını sınarlar, yoksullar ve zorda olanlar selamete erişmeyi dilerler. Cem, kurban ve niyazla topluca ibadet eder, daha çok ilahi tatmin ve huzur bulurlar. Dersim’de oruç, niyaz, kurban törenleri ve ritüeller, Hızır’ın gezişine atfedildiği anlaşılan bir plan dâhilinde her haftanın çarşamba günü bir yörede finale ulaşmaktadır.
Dersim’deki Hızır algılama ve inancı Hintliler’in aksakallı, yeşil urbalı Hâce Hızır kutsal dervişi ile nerdeyse tamamen aynıdır.

Dersim’e halk arasında ‘Hardo Dewres’ (derviş toprağı) denir. Dersimliler ise Hızır’ın kendi dillerinden konuştuğunu ve bu dile aynı zamanda ‘Zone ma zone Xızıriyo’ (Bizim dilimiz Hızırın Dilidir) denildiğini belirtirler. O yüzden ilginçtir, diğer Alevi cemlerinden farklı olarak Dersim’de Hızır yakarış, dua ve cemleri genellikle Kırmançki ile yapılır.
Birçok betimlemede ‘Hızır’, Tanrı’yla her an konuşabilen, insanları gerçeklerle buluşturmak için olağanüstü çabalar gösteren ve gerektiğinde göğe yükselen, istediği her yere ulaşabilen bir olağanüstü kimlik olarak sunuluyor.
Görüldüğü gibi, hem tarihsel, inançsal ve hem de mitolojik bir kimlik olarak ortaya çıkan, halk inancının ‘ortak değerleri’ olarak söylencelere taşınan, en güzel kavramlarla belleklere kazınan ve sürekli yaşatılan ve yaşatılmakta olan ulu kişilerin kimlikleri ‘Hızır’a yüklenmiştir.

Hızır Batın ilmini (Hakikat) temsil eder. Dört kapının son halkası hakikattir. Hızır, Ledün İlmini Musa Peygambere vermekle ona mürşitlik etmiştir. Ledün İlmi: Tanrısal gizleri ve gerçekleri kavramaya çalıştığı bilgidir. Hızır’ın temel özelliği, Abı Hayat’ı (Bengi su) içerek ölmezlik mertebesine ulaşmasında yatar.
İnsanlığın ölüm karşısındaki çaresizliğinin ve arayışının bir sembolü olan Hızır, orta doğu mitolojisinin temel unsurlarından biridir. İnanç alanında oluşturduğu bu olgu halk arasında çok canlı ve güçlü tutulmaktadır. Halk arasında ise dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılan bir peygamberler üstü kudretli bir varlık, eren olarak kabul edilmiştir.

Musa, peygamber olmasına rağmen, Hızır’ın bildiklerini bilmiyordu. Burada ilmi sınırsız olduğu, bilinmeyen çok şeyin varlığı ispatlanıyor.
Bütün bu anlatımlar, şunu kesin olarak ortaya koymaktadır: Hızır, mevcut semavi dinlerden çok eskidir ve Sümerler’in eski derya ve yer tanrıları ikilemiyle, hatta Sümerler’den önceki aynı inanç öğeleriyle ilişkilidir.

Hızır, bütün inanç çağlarını, insanlığın inanç evrelerini kendi özetinde sunan bir simgedir. Tufan’da o var, Gılgameş’in esrarengiz sularında, dağlarında ve ormanlarında o var. Ahura Mazda’da ‘Kutsal Beyaz Ruh’tur O; Supaniler’in ‘gökleri izleyen’ tanrısı ‘Haldi’dir, ‘gökteki kutsal ruhu’ Homa’dır. ‘Şimşeklere binen hız tanrısı’ Teişeba’dır. Hurriler’in ‘fırtına tanrısı’ Teşup’tur. İran’da Ab-ı Hayat içen Behrûz’dur, Hristiyanların tonton Nikolaus’udur, en nihayet O ‘Bozatlı Hızır’ olarak iyilik, doğruluk, dürüstlük ve bilgelik gibi yüksek ahlak ve erdem simgesidir. Yani O her dönemde bu doğrultuda yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Çünkü O ‘Ab-ı Hayat’ içerek ölümsüzleşen tek kutsal simgedir. ‘O’ sırdır, ama ‘her yerde hazır ve nazırdır’. Aramıza ‘tanrı misafiri’, yol arkadaşı, yoldaşı, olarak karışır.

Şah Hatai de Şöyle der;
Azattır fenadan geçen
Ab-ı Hayattan su içen
Zulmetin kapısını açan
Hızır sıfat Veli gerek!

Hatayi sözünün manisi verdi,
Yar ile ettiği ahdinde durdu,
Cebrail Musa’ya, Hızır’a var dedi,
Mürşid-i Kamile varmadan olmaz!

Muhyi’ddin Abdal’da şöyle der;
Hızır’ın suyu benem,
Ab-ı Hayat bendedir,
Kevser’den içer geçsin,
Kadr-ü Berat bendedir.

Bektaşilikte 12 posttan mihmandar postunun Hızır’ı temsil ettiği anlatılır. Alevi inancında Mürşitlerin tıpkı Hızır gibi, müritlerin her müşkülünü halledecek ve onları yanlış yollara gitmekten alıkoyacak vasıfta olması gerekir.

‘Haksın ve Hakk’ın varlığı,
Aydınlat bu karanlığı,
Zalime göster darlığı,
Yetiş ya Boz atlı Hızır.’

(Âşık İhsani)

İnsanı sıkıntıya sokan, darda bırakan, korkutan vs. her şey karanlıkla simgelenir. Bu anlamda hakkı yenen, haktan, adaletten uzak yaklaşım sergileyen, zalimce davranarak insanlara baskı uygulayan, aç ve yoksul bırakan vs. her kim olursa olsun, insanlığa karanlık saçandır. Bu kötü davranışları ve uygulamaları yok etmek için mücadele eden her kişiyse aydınlık saçandır. Aydınlık saçan kişi ‘Bozatlı Hızır’dır.

Hızır ve bu çerçevedeki inanç çok kadim bir inançtır. Adeta insanoğlunun genlerine işlemiş ve kalıtsal hale gelmiştir. İnsanoğlu çoğu kez farkında olmadığı halde yaşadığı her zorlukta, çektiği her sıkıntıda başvurduğu, yardım istediği ana kaynak Hızır’dır.
Hızır, bizler için her zaman hazır ve nazırdır. Bu doğruya inandıktan sonra bizler hiç bir sorunun, sıkıntının, zorluğun altında ezilip küçülmeyiz. Her zaman ve her şart altında Hızır’ın bizlerin carına yetişeceğine inandığımız vakit aslında birçok zorluğu yendiğimiz vakittir de.

Hızır, bazen bir Pir, derviş, veli veya deli.
Hızır bazen, bir ak saçlı bilge.
Hızır, bir hastayı acılardan kurtaran doktor,
Hızır, bir öğrenciyi sınavda başarıya taşıyan öğretmen,
Hızır, bir yaşlının elinden tutup, onu evine götüren bir çocuk,
Hızır, yangında, depremde insanı kurtaran bir itfaiyeci, görevli…
Hızır, zorda kalmışı kurtaran bir yardımsever,
Hızır bazen, sokakta kalmışlara elini uzatan bir insan,
Hızır, ağlatanları, güldüren, açları doyuran biridir. Hızır sensin, Hızır benim, Hızır biziz, içimizdeki iyiliklerin toplamıdır Hızır!
Zaman değişmiş, karanlığı aydınlığa çeviren teknoloji gelişmiş ancak Hızır’a olan ihtiyaç değişmemiştir.
Hızır, bizlerin özünde saklıdır. Bize düşen özümüzdeki Hızır’ın yine bize ulaşmasını sağlamaktır, birbirimizin Hızır’ı olmaktır.
BOZ ATLI HIZIR HEPİMİZİN YOLDAŞI OLSUN.”

PİRHA

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR