AKP-MHP iktidarı toplumsal dayanışmaya da düşmandır

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Hüseyin ALİ

AKP-MHP faşist iktidarı her olay karşısında karakterini ortaya koyuyor. Hastalıklı ceberut bir devlet olduğunu her söylem ve uygulamasıyla gösteriyor. Kürt düşmanlığıyla malul, hatta her şeyle ve herkesle düşman hastalıklı İçişleri Bakanı şahsında bu devlet tüm gerçekliğini ortaya koyuyor. Bu adamın gözünün düşman olarak bakmadığı ne var, insan merak ediyor. Patolojik bir kişilik olduğu kesin. Bir zamanlar bu topraklarda Türk’ten başkasının yaşama hakkı yok, diyenlerin burnundan düşmüş olmalı. Bu adamın Türk olduğu da şüphelidir. Zaten kim ki fazla Türklükten söz ediyorsa onun Türklüğünden şüphe edeceksin. Çünkü devşirmelerin ruh hali böyledir. Yeni kimliklerine ne kadar sadık olduklarını göstermek isterler. Yoksa kimsenin kimliğiyle bir sorunumuz yoktur. Sadece bu tür kişiliklerin ruh hallerinin nereden kaynaklandığını belirtmek için bunları belirtiyoruz.

Bu adam daha ilk günden devletin deprem konusundaki performansından şüphe edenleri hain ilan etmiştir. Depremde devletin tedbirsizliğinden söz edenleri de hedef göstermiştir. Adamın işi gücü düşman aramak, saldıracak hedef bulmak. T.C’nin nasıl bir devlet olduğu tam da bu adamın karakteriyle örtüşüyor. Herhalde devlet benim karakterim gibidir diye övünüyor.

Bu adamın toplum düşmanı olduğu toplumun yardım kampanyasına gösterdiği tutumla bir daha görülmüştür. Devlet zaten toplum düşmanı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu adamda devlet fetişizmi var. Zaten tüm faşistler için toplum hiçbir şey, devlet ise her şeydir. Devleti bu hale getirmek topluma ve toplumsal değerlere dizginsiz saldırı demektir.

Toplum demek her şeyden önce dayanışma demektir. Zaten dayanışma kültürü ve değerinin olmadığı yerde toplum da olmaz. Dayanışma kültürünü kaldır; toplumu da kaldırırsın, yok edersin. Toplumun dayanışmasına engel koymak insanlığa saldırıdır. Tüm inançlar, tüm dinler, tüm öğretiler, kültürler dayanışmaya teşvik etmişlerdir. Dayanışma yapmak insanlık tarihinin ve bu tarihin yarattığı değerlerin topluma emridir. Özellikle bir doğal afette dayanışma yapmak için etnik ve inançsal hiçbir ayrım yapılmaz. Yardımın kimden geldiğine bakılmaz. Çünkü bugün ona, yarın sana. Nasıl ki adaletin sembolü olan kadının gözü bağlıysa dayanışma yapanın da yapılanın da böyle bir yaklaşım içinde olması gerekir.

İçişleri Bakanı Soylu’nun hiçbir toplumsal değeri olmadığı için, kendisi gibi olmayan ve düşünmeyenlere düşman olduğu için ilk baktığı şey yardımların kimden geldiği olmuştur. İşte gerici soykırımcı ceberut devletin refleksi bu oluyor. Zaten giderek toplumu da kendilerine benzetiyorlar. Depremin yaşandığı ilk saatlerde Google’da en fazla Sivrice ve Elazığ’ın etnik kimliğinin ne olduğu öğrenilmek istenmiş. Halbuki buralara Kürdistan demografyasını, yani nüfus bileşimini değiştirmek için Balkanlardan ve Kafkaslardan getirilen göçmenler yerleştirilmiş, Kürt şehri olmaktan çıkarılmak için en verimli topraklara getirilip Türk, hatta Arnavut göçmenler iskan edilmiş. Burada deprem oluyor ve bazıları eğer bunlar Kürtse yardım etmeyecek! Bu kafa ile burada yaşayanların komşuları olan Kürtlerin yardım kampanyasını önleyen kafa aynı. Halbuki komşuluğun ilk şartı dayanışmadır. Komşuluk zaten budur. Ama bu faşist zihniyet Kürt’ten komşu olmaz diyor. Zaten Kürt’e Türk olacaksın dayatması ile deprem dayanışmasında gösterilen tutum aynı.

Toplum dayanışma ile toplum olur. Devletler eskiden bazı şehir merkezlerinde var olurmuş. Her şehir merkezi de devletin güçlü varlığı anlamına gelmiyormuş. Kapitalizmle birlikte her şehre, kasabaya, köye, hatta evlere ve bireylerin kafasına hakim olmak isteyen bir devlet gerçeği ortaya çıkıyor. Ama 200 yıl öncesine kadar deprem sel ya da başka bir felaket olduğunda toplumlar dayanışmaya koşardı. Zaten toplum olmanın birinci görevi de bu. Din, iman, vicdan ve ahlak sahibi olmanın birinci şartı da bu. Bir toplum bunu yapmazsa o toplum, komşu çürür, insanlığını kaybeder. İşte Türk devleti toplum ve insanlığı böyle çürütmek istiyor. Toplumun en temel özelliğinin var olmasına ve gelişmesine engel koyuyor. Tarih boyu inançların, dinlerin, öğretilerin, edebiyat ve sanatın yarattığı değerler yok sayılıyor. Bu tutum en başta da din, iman ve inanç düşmanlığıdır. Dayanışmayı engellemek insanların dinli, imanlı olmasını engellemektir. Toplumsal dayanışma olmayacaksa, bu dayanışma engellenecekse inancın ve dinin ne anlamı kalır? Dinden, imandan geriye ne kalır? Dinden, imandan söz eden bu zihniyet aslında Nemrut zihniyetidir. Tam bir Nemrut iktidarıyla karşı karşıyayız.

Topluma ve toplumsal değerlere saygılı olan bir yönetim ne der? Toplum bu durumda hemen dayanışma içine girsin, der. Hele depremde, selde toplum dayanışması çok önemlidir. Çünkü dakikalar önemlidir. Bu durumda toplum hemen devreye girebilir, komşu devreye girebilir. Çünkü bu tür afetlerde erken ve ilk müdahale önemlidir. Bunu da hızlı biçimde komşu yapabilir.

Biz devletten beklemeye karşıyız. Toplumu, toplumsal değerleri ve toplumsal yaşamı önemsiyorsak o zaman toplum örgütlü olmalı, bu tür durumlarda hemen devreye girmelidir. Tarih boyu toplumlar böyle yapmıştır.  Şimdi de böyle yapmalıdır. Aslında halktan ve toplumdan yana bir yönetim toplumu, il ve ilçeleri eğitir. Komşusunda, yakınında bir afet olduğunda nasıl dayanışma içinde olunacak, onun eğitimini ve örgütsel yapılanmasını sağlar. Çünkü böylece zararlar en aza indirilir. Ama ceberut Nemrut T.C devleti kendisi dışında kimse karışmasın, devletimizin deprem performansını eleştirenler haindir, diyor. Bu, topluma siz karışmayın, bizden önce müdahale yapmayın, demektir.

Türk devletinin bu deprem sonrasındaki tutumu, bir de toplumsal değer olan dayanışmaya nasıl baktığı, bu bakışının ne anlama geldiği çerçevesinde ele alınmalıdır. Herhalde bu kadar dayanışma düşmanlığını bir de; toplumda bu dayanışma kültürü olursa yarın iktidarımı yıkmak için dayanışma içine girerler, duygusuyla yapıyor.

özgür politika

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR