Alevilikte Hızır İnancı

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

ADİL ALİ ATALAY – Vaktidolu

“Bütün canlara yetesin
Mazlum elinden tutasın
Dertlere derman katasın
Yetiş ya Bozatlı Hızır.”

Bu ay Şubat olduğundan Hızır kültürünü yazayım diye düşündüm. Ancak bir başlarsam ve düşündüklerimin hepsini yazmaya kalksam gazetenin sayfalarını doldurmam gerektiğini, yine de sığmayacağını bildiğimden, özet olarak değiniyorum.

Ta Adem’den bu deme bir Hızır, Hazır çağrışımı mevcuttur. İkibinli olarak yaşadığımız bu yıllarda, bu ister Bozatlı Hızır olsun, ister güçlü kuvvetli bir Hazır olsun.

Hızır ab-u hayat içmiş, ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Tüm düşkünlere yardım eden, darda kalanlara, zorluğa düşenlere, her çağırana anında ulaşır. Temiz bir inançtır. Car diyenin carına yetişen, o gördüğü zat Hızır’dır. Hızır demek hazır demektir.

İnsanoğlu doğduğu günden öldüğü güne kadar yardıma muhtaçtır. Doğunca annesi, babası, bakıcısı onun Hızır’ıdır. Biraz büyür, öğretmeni onun Hızır’ıdır. İlim tahsil eder, ilmi onun Hızır’ıdır. Bir Mürşit bulur, intisap eder, Mürşid’i onun Hızır’ıdır.

Anadolu Aleviliğinde Hızır üzerine çok sayıda söylence vardır. Bunların başlıcaları şöyledir:

– Nuh Peygamber büyük tufanda gemisiyle su üzerinde bir süre dolaştıkdan sonra üç gün üç gece süren bir afet başladı. Fırtınaya ve dalgalara tutulan gemideki halk feryat ve figan ederek “Ya Hızır, sen bizi kurtar!” diye dua ettiler. Gemi her taraftan su almaya başlayıp batacakken, bu sırada bir yeşil el gelip gemiyi batmaktan kurtardı. Bu olaydan sonra sular sakinleşti, fırtına durdu. İşte o zamandan beri insanlar, Dergahı Hakk’a üç gün oruç nazır etmişler. Böylece her yıl üç gün oruç tutarak Hızır Aleyhisselam’ın yardımını dilerler.

– Hazreti Muhammed devrinde, bir gün torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin hasta olurlar. Fatıma anamız, nezir olarak “yavrularım iyileşsin, üç gün oruç tutacağım” der. Dileği kabul olur ve çocukları iyileşir. Hz. Ali ve Fatıma anamız üç gün oruç tutarlar. İlk gün Hz. Ali çalışır, bir akşamlık yiyeceklerinitemin eder, getirir. Tam oruçlarını açacakları anda kapıda bir sail görünür “Ya Ali ben garibim, üç gündür açım” der. Hz Ali ve Fatıma anamız hiç tereddüt etmeden yiyeceklerinin tümünü verir, oruçlarını külle açarlar. İkinci gün gene Hz. Ali günlük yiyeceklerini kazanır, getirir. Akşam yine oruç açacakları anda, yine bir sail gelir. “Çok yoksulum Ya Ali, üç gündür ağzıma bir lokma bir şey koymadım” der. Gene Hz. Ali ve Fatıma anamız hiç tereddüt etmeden o akşam yiyeceklerini de ona verir ve oruçlarını külle açarlar.

Üçüncü gün yine Hz. Ali gider, akşama yiyecekleri bir şeyler kazanır, gelir ve akşam oruçlarını açacakları sırada, gene kapıya bir sail gelir ve kapıyı vurur. “Ya Ali ben bir yetimim, üç gündür açım. Ağzıma tek bir lokma girmedi” der. Gene Hz. Ali ve Fatıma anamız hiç tereddüt etmeden, üçüncü gün yiyeceklerini verirler ve yine külle oruçlarını açarlar. Hz. Muhammed gelir, vaziyeti öğrenince kızı Fatıma’ya sorar: “O gelenleri tanıdın mı?” Kızı: “Siz söyleyin ya Resulullah” der. Peygamberimiz, “Üç gün size gelen garip, yoksul, yetim olarak size görünenin üçü de Hızır idi” diye cevap verir.

İşte Anadolu Alevileri o günlerin anısına üç gün oruç tutarlar. O günü kutlarlar, Cem’le, kurbanla, lokma ile…

Anadolu, kışların uzun ve çetin olduğu bir coğrafyadır. Özellikle Aleviler bu uzun kışları Cem, Cemaat, Sorgu, Görgü yaparak değerlendirirler. İşte Hızır inancı da Anadolu’da o kadar benimsenmiştir ki, azami üçer, beşer gün arayla Hızır orucu tutulur, ve akabinde kurbanı, Cemi yapılır olmuştur. Eskiden bir Dede bir köye gelir, o köyde Hızır Cemi olacaktır. Salı, Çarşamba, Perşembe oruç tutulur, o gece Cem yapılır. Dede takip eden hafta öbür köye gider, o hafta da orada yapılır. Şimdi ise köyler, kentlere taşındı. Kentlerde de Cem evleri yapıldı. Dernekler, vakıflar takvim çıkararak ortak Hızır günleri belirlediler. Artık günümüzde 13-14-15 Şubat günleri Hızır Orucu olarak kabul edilmektedir.

“Dert gezer derman gezer, itikattadır nazar”

İnancı, güvenci olmayan insanın yaşantısı yoktur. Çok denemişim bu dünyada yaşadığım müddetçe; gün olmaya ki Hızır’ı çağırmamış olalım. Doğumdan göçüşe kadar her muhtaç oluşun ve muhtaç oluşunun gereğini yerine getiren hep Hızır Aliyhisselam’dır. Nakliyecilik yaptığımız yıllarda, bir ağır parçayı bir türlü arabaya yükleyemediğimiz anda, içimizden biri “Ya Hızır” veya “Ya Ali” der, hepsi birden konsantre olup o ağır yükün yüklendiğini görüyoruz.

Hızır inancı üzerine yazacak ve anlatacak o kadar çok şey var ki… Ancak ben bu kadar özetten sonra, bu noktadan itibaren konuyla ilgili yaşadığım ve tanık olduğum bir takım örneklere kısaca değinmekle yetineceğim.

Hızır yoldaşın ola, seni Hızır mı yolladı?

Bir gün eşim “Emiş (Emine)“, Gebze Şekerpınar’daki çiftliğimizde iş yapıyor, çok yoruluyor. Yaptığı malzemeleri çatıya çıkaracakken, torunumuz Mustafa Cengiz tesadüf anneannesinin yanına geliyor; seviniyorlar. Derken torun o yapılan malzemeleri çatıya çıkarıyor. Emiş de “Vay yavrum, Hızır yoldaşın ola, seni Hızır mı yolladı?” diyor. Torun da “Yok anneanne, ben kendim geldim” diyor. Evet, işte burada torun kendi gelmiştir ama “beklenen yardım Hızır’ı, Hazır’ı gelmiştir”.

Hızır olmaya Hızır’sın, sırtındaki yanlış donu at da sohbet edelim…

Başımdan geçen bir olayı olduğu gibi size anlatacağım. 1982 yılında, annem Sultan 96 yaşlarında ne hikmetse oldu bitti romatizmalı bir hali vardı. Dizleri çok ağrı yapar ve yürüyebilmek için baston kullanıyorsu.

Doktorlara götürürüz, doktorları getiririz, iğne, ilaç; bir süre sonra artık iğne ileç ta kar etmiyordu. Yaşlılık deyip Tanrı’ya bırakmaktan başka bir düşüncem kalmadı. bir gece rüyamda, saçı sakalı birbirine karışmış bir derviş gördüm. Geldi annemin ağrıyan yerlerine elini çaldı, şifa diledi.

Sabahleyin bu rüyayla uyanarak hayırdır inşallah dedim. Günlerden cumayı cumartesine bağlayan bir geceydi. Sabahleyin Sarıbal evlatlarından İsmail Günel (İsmişeh) ile sohbet ederken kapı tıkladı. Açılınca, rüyamda gördüğüm derviş içeri girdi. Hayretler içinde kaldım. giyimi, kuşamı, cemali, şekli, şemali tıpkı o idi. Yalnız hal ve hareketleri değişikti. Pek kamil görünüşlü değildi. Buyur ettim, oturttum. Ben de yanına oturup elimi dizine vurarak dedim ki: “Dinime imanıma sen Hızır’sın! Amma şu hınzır donunu üzerinden at ki seninle muhabbet edek…”

Adını bile sormadığım derviş durumunu düzeltti; hayli muhabbet ettik. Giderken ona dedim ki:

“Erenler, ben senin Hızır olduğunu biliyorum ve de inanıyorum. Ama sen dışarı çıkar da ‘Ben Hızır’ım’ dersen, sana kimse inanmaz; belki bir araba dolusu da sopa yersin. Şunu bilmiş ol ki, bizim felsefemizde iyi huylu ve yoksula, düşküne yardım eden her kamil indan Hızır’dır. Ve işte burada da ‘Hazır’dır. Ne mutlu olana, bulana…”

İşte biz Alevi ve Bektaşiler, Hızır’ımızı daim içimizde hazırda biliriz. Kış ayı olan Şubat’ın 13, 14, 15’inci günleri, sonu perşembeye gelen salı, çarşamba, perşembe günleri oruç tutarız. Üçüncü gün lokmalar yapılır, kurbanlar kesilir, cem cemaat toplanır, sabaha kadar “Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, ya Hızır” diye çağırır, bunların isminin geçtiği deyiş ve düvaz imamlar söyleriz. Hiç de zararını görmedik; sabahleyin yola çıkarken “Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, ya Hızır, ya Hüseyin” deyip yola çıkan kişinin en azından yemek yiyip tok karın ile yola çıkanla, aç karnı ile yola çıkan kadar farkı vardır.

 

 

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR