Astana çözüm mü, ölü doğum mu?

Halep üzerine yapılan pazarlıklar ve tahliyesiyle taşları döşenen Astana görüşmelerine giderken; taraflar ajandalarında birçok çıkmazla masaya oturuyor

Ersin Çaksu

Suriye’de “savaşın durdurulması için” 2011’den bu yana yaşanan diplomasi çabalarının son ayağı Kazakistan’ın başkenti Astana oluyor. Ancak Astana görüşmeleri ve çıkmazlarına geçmeden önce bu sürecin taşlarının “Halep’in satılması”yla başladığını belirtmek gerek.

Halep’te ne oldu?

ABD ile Rusya arasında Suriye’de varılan son ateşkes olan Eylül ayındaki ateşkesin başarısızlığı ve ABD’de Kasım ayında yapılan başkanlık seçimleri Rusya, İran ve Suriye üçlüsüne silahlı grupların elindeki doğu Halep’i ele geçirmek için bulunmaz bir fırsat sundu. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve ABD’nin başını çektiği Batı blokunun desteklediği silahlı gruplara karşı “Büyük Halep Taaruzu” 15 Kasım 2016 tarihinde başlatıldı. Bir aylık çatışmaların sonunda 15 Aralık’ta Halep’in tamamı rejim güçlerinin eline geçti ve Halep’teki silahlı gruplar ile aileleri Îdlib’e tahliye edildi. Tahliyenin garantör ülkeleri ise Rusya ile Türkiye oldu.

İttifaklarda çatırdama

Tahliye ile birlikte İran ile Rusya blokunda yaşanan memnuniyetsizlikler ve Türkiye-Suudi Arabistan-Katar blokundaki çatırdamalar, gün yüzüne çıkmaya başlasa da bu güçlerden her biri “hesabı başka zaman görmek üzere” bunları ajandalarına not etti. Zira ne sahada binlerce milisi ve askeriyle can veren İran, Rusya’nın kendi adına her şeye karar vermesine razıydı; ne de Suriye savaşının başından beri silahlı grupların her türlü finansörlüğünü yapan Katar ile Suudi Arabistan Türkiye’nin “Fırat Kalkanı” karşılığında Halep’i satmasına tam olarak rıza gösterebilirdi.

Satışın itirafı

Nitekim 16 Aralık 2016’da çıktığı Asya gezisinde Halep’in tahliyesine ilişkin konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Halep’in satışı konusunda Ağustos ayında Türkiye ile “prensipte” anlaştıklarını itiraf edecekti. Putin’in “Bunlar konusunda, St. Petersburg’u ziyaret ettiğinde Türkiye Cumhurbaşkanı ile anlaşmıştık. Halep’te silah bırakmaya hazır olacak militanların çıkarılması için gereken tüm yardımı göstereceği konusunda anlaşmıştık” sözleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın özür mektubundan sonra 9 Ağustos’ta gerçekleştirdiği St. Petersburg ziyaretinde anlaşmaya varıldığını gösteriyordu.

Türkiye diğer elini de kaptırdı

Rusya ile Türkiye arasında yapılan ve “Al Halep’i ver Bab’ı” şeklinde formüle edilen pazarlık sonrası yine aynı ikili, İran ile birlikte 20 Aralık’ta Moskova’da bir mutabakat imzaladı. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un “çok sofistike şekilde” bir çevik kuvvet polisi tarafından öldürülmesinin hemen ardından imzalanan mutabakatla Türkiye, 2015 yılının sonunda düşürülen Rus uçağıyla bir elini kaptırdığı Rusya’ya ikinci elini de kaptırmış oldu.

Moskova mutabakatı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ve İranlı mevkidaşı Cevad Zarif’in imzaladığı mutabakatta, “Suriye genelinde ateşkes ilan edilmesi ve rejim ile silahlı gruplar arasında barış görüşmelerinin yeniden başlaması”nın yanı sıra “İran, Rusya ve Türkiye, Suriye’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor” maddesi de yer aldı. Bu madde Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin o güne kadarki tahayyüllerinden “vazgeçiş” anlamı taşıyordu. Ayrıca Rusya ile İran’ın, Suriye rejiminin, Türkiye’nin ise silahlı grupların “garantör ülkesi” olduğu anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararına dayandırıldı.

Ateşkes anlaşması

Mutabakattan sonra 30 Aralık günü gece yarısından sonra geçerli olmak üzere Suriye genelinde ateşkes ilan edildiği duyuruldu. Rusya Savunma Bakanlığı ateşkese varılan grupların listesini yayımladı. Listede; Feylaq El Şam, Ehrar El Şam, Ceyşul İslam, Suvar el Şam, Ceyşul Mücahidin, Ceyş İdlib ve Cebhe El Samiye gibi 7 grup yer aldı. DAİŞ ile adını Fetih el Şam olarak değiştiren El Nusra ise ateşkes dışında tutuldu. YPG/YPJ ve Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) ilişkin herhangi bir ibarenin yer almadığı ateşkes anlaşmasında Türkiye ısrarla bu güçlerin ateşkes dışı olduğunu dillendirmeye başladı.

İran-Türkiye sürtüşmesi

Karşılıklı ihlallerle başlayan ateşkeste taraflar birbirini suçlarken Türkiye, İran’ı suçluyor. 3 Ocak günü, aralarında Ceyşul İslam, Türkiye destekli Sultan Murat Tümeni ve Cephe Şamiye’nin de olduğu 12 silahlı grup, rejimin ateşkesi ihlal ettiğini öne sürerek, Astana’daki görüşmelere katılmayacaklarını duyurdu. 4 Ocak günü Çavuşoğlu, yaşanan ihlaller için isim vererek İran’ı suçladı. İran’dan yanıt birgün sonra geldi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, yaptığı açıklamada “Türkiye’ye, İran’ı suçlayacağına silahlı grupların yaptığı sayısız ateşkes ihlallerine karşı çıkmasını tavsiye ediyoruz” dedi ve garantör ülkelerden birinin İran olduğunu hatırlattı.

Kürtsüz Astana

ABD ile Batı blokunun dışarıda tutulduğu Astana görüşmelerinin tarihine ilişkin Çavuşoğlu, 23 Ocak’ı zikretse de Rusya ve İran’dan herhangi bir tarih açıklaması gelmedi. Rusya, İran ve Türkiye dışında Katar, Suudi Arabistan ve Mısır’ın da davet edileceğinin dillendirildiği görüşmelere Kürtlerin katılımı konusunda Türkiye dışında diğer devletlerin hiçbirinden herhangi bir açıklama yok. Türkiye, Cenevre-3’te olduğu gibi, Astana’da da Kürtlerin olmayacağını vurguluyor. 4 Ocak günü konuşan Çavuşoğlu, bu konuya ilişkin şunları söyledi: “PYD/YPG’nin Astana’da müzakerelerde yer almayacağını, yer almaması gerektiğini de Ruslarla önceden konuştuk ki sonradan aramızda ihtilaf olmasın. Yani bir terör örgütü müzakere masasında olamaz. Buraya katılamaz, davet edilemez.”

Astana’nın çıkmazları

ABD’deki yönetim değişikliğinin karambolüne geltirilmek istenen Astana görüşmelerine gidilirken ABD ve Batı blokunun dışarıda tutulması, İran ile Rusya tahayyüllerinin farkı, Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan adına Halep’ten vazgeçmesi, İran ile Türkiye arasındaki çelişkiler, Türkiye’nin üst üste yaptığı çarkların yarattığı güvensizlik, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşarak ABD ve NATO’ya yaptığı şantajlar, birçok silahlı grubun boykotu, Kürtler ile müttefiklerinin görüşmelere çağrılmaması ve Suriye rejimin Halep zaferi sonrası yaşadığı özgüven gibi birçok husus ciddi engeller olarak duruyor. Genel olarak dünyada “uzun vadeli ittifakların yerini küçük ve kısa ömürlü ilişkilere” bıraktığı bir ortamda Astana görüşmeleri ölü doğum olacak gibi görünüyor.

EN SON EKLENENLER