Çatışmaların bedelini dar gelirliler öder

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Vergi zammını ve ekonomideki gidişatı değerlendiren Ekonomist Aziz Konukman, ‘Çatışmalar sürecekse savaş harcamaları da artacak. Bu sefer yeniden vergi artışlarına hazır hale geleceğiz. Bunun bedelini toplumun orta sınıfları ve dar gelirli gruplar ödeyecektir’ dedi

AKP hükümetinin Orta Vadeli Program (OVP) ile ekonomideki yeni hedeflerini açıklamasının ardından yurttaşlar tepkili. Ekonomi makro göstergelerde kırmızı alarm verirken, ekonomist Aziz Konukman, vergi zammını ve ekonomideki çalkantılı gidişatı değerlendirdi.

Orta Vadeli Program (OVP) gecikmeli de olsa açıklandı, nasıl değerlendirdiniz?

OVP’nin başladığı 2006 yılından bu yana bakarsak, hiç biri tutmuyor. Tutmadığı bilindiği halde inatla uygulanmaya devam ediyor. Bir kere yaptırım yok. Diyelim ki tutmadı; ‘Tutmuyorsa, tutmuyor ne yapayım kardeşim’ diyorlar. Bunun hükümete bir yaptırımı var mı? Bütçede yaptırım vardır mesela. Bütçesi reddedilen hükümet istifaya zorlanabilir. Aslında mesaj veriliyor, uluslararası sermaye çevrelerine, sıcak para sahiplerine diyor ki; ‘Ben bir yol haritası hazırlıyorum, buraları başıboş bırakmadık, önümüzü görüyoruz, bunu önemse…’

Geçen yıl açıklanan OVP’de, 2017 yılı için yüzde 4,4 büyüme tahmini var. Müjde! Yeni açıklanan OVP’de ise; 2017 büyüme hedefi yüzde 5,5. Müthiş! Kimse şunu tartışmıyor, geçen yıl neden 4,4’tü de şimdi 5,5 oldu. Hedeflediğinizden yüksek bir gerçekleşme varsa tartışmazsınız bunu. Ama biz sonuca odaklandığımız için bunu tartışmıyoruz. Geçen yıl OVP’de büyüme rakamları 2018 ve 2019 yılı için yüzde 5 büyüme tahmini var. Yeni açıklanan OVP’de peş peşe yüzde 5,5 büyüme hedefleri konulmuş. Bunun bir ciddiyeti olması lazım.

Hükümet büyüme rakamlarıyla övünüyor. 2017 yılı ikinci çeyrekte yüzde 5,1 oranında büyüme sağlandı. Gerçekliği nedir?

Büyümelerin yüksek çıkmasında net ihracatın katkısı olduğu söyleniyor. Net ihracatın büyümeye katkısı varsa, cari açığın küçülmesi lazım. Burada bir tuhaflık yok mu? Cari açık kaleminde göremiyoruz. 2016 yılında 32 milyar dolar cari açık veriyormuşuz. Aaa! 2017 yılında 39,2 milyar dolar olmuş. Biliyoruz ki, cari açığın en önemli kalemi dış ticaret dengesidir. Bu cari açığı büyük ölçüde etkiler. Bu büyüme tablosu küçülmesi lazımken daha da büyüyor. Bu bile 2017 büyümesinin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor. Ekonominin içsel tutarlılığında sıkıntı var. 2018 yılında net ihracatın büyümeye katkısı 0,8 olacakmış. Daha sonraki yıllarda yüzde 0,7 ile devam edecek. Ama cari açık 39 milyar dolardan, 41 milyar dolara çıkması bekleniyor. Bu çok basit; Net ihracatın büyüme katkısı pozitif ise, bunların cari işlemler dengesinde küçülmeler yaratması lazım. Bu durum büyüme rakamlarıyla ilgili soru işaretini beraberinde getiriyor.

Ekonominin en belirleyici verileri olarak işsizlik ve enflasyonu dikkate aldığımızda gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Geçen yıl OVP’de TÜFE için 2017 yılında yüzde 6,5 hedeflenmiş. Şimdi bakıyoruz yüzde 9,5 hedefleniyor. Yine aynı hükümet… Geçen seneki OVP’de ‘Söz veriyoruz biz bu enflasyon rakamını 2019 yılının sonunda yüzde 5’e indireceğiz’ denilmiş. Şimdiki hedef yüzde 6. Bu da neden yüzde 5,5’leri sıraladıklarını gösteriyor.

 

Türkiye, hem cari açık hem de bütçe açığı yaşıyor. Özelikle bu günlerde dillendirilen savunma harcamalarını dikkate aldığımızda, ikiz açığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

2016 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomi küçülmüştü. Hemen tedbirler alındı. Bunların bir kısmı Kürtlerin bulunduğu yerler, yani yerle bir edilmiş bölgelere cazibe merkezleri kurun dediler. Aynı dönem bankalar kredi vermeye çok isteksizdi. Ama hükümet ‘Merak etme sen, krediyi ver ödeyemezse hazine garanti ediyor’ dedi. 250 milyar TL’ye kadar rakamı yükselttiler. Mega projelere performans kredileri verildi; yolcu sayısı, hasta sayısı yetmezse farkı hazine ödeyecek. Performans kredileri tutmadı ama bunun daha hazineye yükü söz konusu değil. Bunlar ileride ciddi yükler getirecek. Bütçe de ödenekleştirilecek. Sermayeye destek için işçilerin primleri ödendi, işsizlik sigortası fonu ödendi. KOBİ’lere kredi verildi. Referandum öncesi bol kepçe harcamalar yapıldı. Sonuçta muazzam bir bütçe açığı çıkıyor.

Savunma için bütçeden yapılan harcamalar, savunma sanayi fonundan yapılanlardan küçük. Savunma sanayi fonu iç denetime tabi değil, Sayıştay denetlemiyor. Bilemiyoruz neler harcandı. Fakat anlıyoruz ki, savunma sanayi fonu da dolaylı vergiler üzerinden kaynak bulan bir yer. Savunma giderlerimizde sıkıntı var diyorlar. Bunların bir kısmı bütçeye gitmeyecek. ‘Savunma harcamaları için bunu getirdik’ dediler. Daha şimdiden yağmur gibi geldi vergiler. Bir kısım vergiler de 2018 yılının sonunda gelecek.

Vergi zamları açıklandı, büyük tepki toplayınca da Erdoğan devreye girdi. Nasıl bir süreç işler?

Esas soru şu; eğer büyüme bu kadar yüksekse ve önümüzdeki dönemde de yüzde 5,5 büyümeyi otomatiğe bağladıysanız, vergi paketini neden açıklıyorsunuz? Ama büyüme hedeflerinin inandırıcı olmadığı için gerek vardı, mesele bu. Büyüme bir yandan iç tüketim bir yandan da net ihracatın katkısıyla artıyordu. İnsanlar harcayınca hem dolaylı vergiler çok kazanandan çok, az kazanandan az alırsan doğrudan vergiler artar. İthalat yapıyorsan bizim ihracatımızın artması demek. Çünkü Türkiye’nin ihracat ve üretimi, ithal girdilere bağımlıdır.

‘Milli gelir arttı, zenginleştik’ deniliyor ama TÜİK’in bile gelir eşitsizliği rakamları tersini söylüyor. Siz nasıl görüyorsunuz?

Neo-liberal politikaların uygulandığı bütün ülkeler de sonuç bu. AKP döneminde de bu iyice derinleşti. Üst sınıf gruplar pastayı alıyor. İnşaat sektörü üzerinde büyüyoruz, Mustafa Sönmez’in dediği gibi ‘betondan sermaye birikimi’ var. 2017 yılı için açıklanan 5.1 büyümede yatırımlar arttı diyor. Ama hangi yatırımlar, inşaat-bina yatırımları. Sermaye mallarında çok ciddi gerileme var. Bu aslında yatırım yetmezliğidir.

Bu arada dış borç, milli gelirin yüzde 50’sini aştı. Önümüzdeki süreçte nasıl bir durum yaşanır?

Risk şu; devlet olsa iflas etmezdi. Ama özel sektör ne olacak. Borçların üçte ikisi özel sektöre ait. Çok ciddi. 12 ay içinde döndürülmesi gereken borç stoku 170,5 milyar dolar. Buna cari işlemler açığını da eklersen 200 milyar doları geçen bir rakam var. Borcu olan sektör, finans dışı özel sektör. Ama asıl olarak bu borç Türkiye ekonomisinin borcu, bunun altını çizmek gerekli. Amerikan Merkez Bankası, (FED) faiz arttırımına gideceğini kısa süre önce açıkladı. Dört defa da faiz arttıracağız denildi. Bu durumda faizler yükselir, sıcak para mecrasına yani ABD’ye gönderilir. Yani özel sektörün dış borç stoku yükselecek. Özel sektör pimi çekilmek üzere olan bir bombanın üzerinde oturuyor.

Ekonomik göstergeler, politik riskleri yeniden gündeme getirdi. Kürt sorununda ısrar edilen çözümsüzlük, ekonomideki gidişata nasıl etki ediyor?

Yeni dönem bu sorun rafa kaldırılmış pozisyona geldi. Irak’taki referandum sonrası film tamamıyla koptu. Tam bir güvenlik ve bölünme paranoya ile birlikte gündem arkalara itildi. Çatışmalar sürecekse savaş harcamaları da artacak. Bu sefer yeniden vergi artışlarına hazır hale geleceğiz. Bunun bedelini toplumun orta sınıfları ve dar gelirli gruplar ödeyecektir. Kürt sorununda açılım önemli. Ama bir önceki gibi değil. Sanıl bir iyimserlik yaratılmamalı. Sağcı iktidarlar bu tür açılımları sağlayabilir mi? Yani demokrasi kültürü olmayanların bir etnik barışma, birlikte iş yapma durumu olur mu? Bunun adresinin AKP olduğuna inanmıyorum. Hele tek adam rejiminde hiç inanmıyorum.

Ekonomideki gidişat işçi ve emekçileri hareketlendirmesi gerekirken büyük bir suskunluk var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani Cumhurbaşkanı sermaye çevrelerine ‘Ben sizin için grevleri erteliyorum’ dedi. İLO’nun sessiz sedasız toplantısı oldu. Dünyanın en büyük iki konfederasyonu katılmadı DİSK ve KESK. Kimseden çıt çıkmadı. Oysa yer yerinden oynardı. Sınıf muhalefetinde çok ciddi bir hareketlenme gerekiyor. Tam da zamanı.

Bilinçli olarak yapılıyor

“Enflasyon rakamlarını neden küçük yazıyorlar? Bunun nedeni Toplu İş Sözleşmeleri (TİS), ben ‘toplu görüşme’ diyorum. Her sezon küçük enflasyon hedefleyerek toplu görüşmelerde memurlara ve kamu işçilerine düşük zam yapılıyor. Sonra da ‘aaa enflasyon farkı’ deyip, geç telafisini yapıyorsunuz. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor. Bu tahmin hatasından kaynaklamıyor, bilinçli olarak yapılıyor.”===

Toplumda karşılığı yoktur

Türkiye’de iki kişi olsun, Ankara da Türkiye olsun. Biri Çankaya’da biri de Çinçin Bağları’nda otursun. Kişi başına 10 bin dolar milli gelir düşsün. Çankaya’da oturan 20 bin dolar alıyor, Çinçin’de oturan 0 dolar. Hatta hayatında doların yüzünü görmemiş. Sonra da bir televizyon sunucusu çıkıp, ‘müjde’ diyor; ‘Kişi başına düşen milli gelir 2020 yılında 13 bin dolara çıkacak.’  Şapkaları fırlatıyoruz! Matematik bize bir dip not düşüyor; bu tür hesaplar sadece gelir dağılımı adilse geçerlidir. Bozuk ise sağlıklı değildir, toplumda karşılığı yoktur.

İyi polis, kötü polis oyunu

“İyi polis, kötü polis oyunu… Kötü işler hükümetten, iyi işler Erdoğan’dan. Böylece tek adam rejimi de meşrulaştırılıyor. Haberi yokmuş gibi bir izlenim yaratılıyor. Yüzde 40 iken yüzde 20 olacak. Eşeğini kaybettiriyor sonra bulduruyor. Kazık yine kazık! Çok ilginç, başbakan açıklama yapıyor, ‘Makul bir orana indireceğiz’ diyor. Peki neden ilki makul bir oran değildi?”

Deniz Nazlım-Selman Güzelyüz/MA

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR