Diyarbakır Cezaevinin tanıkları: Direnişten başka çaremiz yoktu

Post date:

Author:

Category:

İşkence uygulamalarıyla adını duyuran Diyarbakır 5 No’lu Cezaevinde, ölüm orucuyla cevap vererek tarihe not düşen Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ın eylemi bugün de kitleler üzerinde etkisini sürdürüyor. O günün tanıkları, zulme karşı direnişten başka çarenin olmadığını dile getirdi.

Türkiye tarihine geçen Diyarbakır 5 No’lu Cezaevindeki işkence ve insanlık dışı uygulamalara karış bedenlerini açlık grevine yatırarak cevap veren Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ın ölümünü üzerinden 35 yıl geçse de cezaevleri kanayan yara olmaya devam ediyor. Askeri darbenin baskılarına karşı 14 Temmuz 1982’de başlatılan ölüm orucunun yarattığı etki bugün de güncelliğini koruyor. Ölüm orucunun ilki 1980 yılında aralarında Hayri Durmuş ve Kemal Pir’in de bulunduğu tutsaklar ile başladı. Dönemin Diyarbakır Cezaevi sorumlusu işkencesi Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, eylemin son bulması halinde işkencenin biteceğini ve siyasi savunma hakkının tanınacağı sözünü verdi. Verdiği sözü yerine getirmeyen Oktay işkencelere devam etti.

MAZLUM DOĞAN ÖNCÜLÜK ETTİ

Bunun üzerine 21 Mart 1982’de Mazlum Doğan, insanlık dışı uygulamalara karşı Newroz gecesi üç kibrit çöpüyle bedenini ateşe verdi. Doğan’ın eyleminin ardından 18 Mayıs 1982’de “Dörtler” olarak anılan Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner kaldıkları hücrede kol kola girerek bedenlerini ateşe vererek Doğan’ın eylemini sürdürdüler.

ZULME KARŞI ÖLÜM ORUCU

Tutsakların çığlıklarına ve eylemlerine rağmen cezaevinde işkenceler artarak devam etti. Bunun üzerine Mehmet Hayri Durmuş, çıktığı duruşma salonunda mahkeme başkanın yüzüne ölüm orucuna gireceğini duyurdu. Kararını açıklayan Durmuş’un başlattığı ölüm orucu eylemine çok sayıda tutsak da katılırken Durmuş ile birlikte, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz ölüm orucu sonucu yaşamını yitirdi. Kürt siyasi hareketinin tarihinde bir halkın diriliş ve yeniden var olma eylemi olarak tarihe geçen 14 Temmuz direnişinin etkileri bugünde sürüyor. O dönem işkenceye maruz kalan ve direnişine tanıklık edenler dihaber’e konuştu.

‘5 NOLU PİLOT OLARAK SEÇİLDİ’

Kenan Evren cuntası tarafından Diyarbakır 5’nolu cezaevinin pilot olarak seçildiğini söyleyen 78’ler Derneği Üyesi tanık Hüseyin Barış, Evren’in hedef aldığı tüm kişilerin bu cezaevinde toplatıldığını belirtti. Bir esir kampı gibi işleyen cezaevi yönetiminde doğrudan Kolordu Komutanlığına bağlı bulunan Esat Oktay Yıldıran’ın bulunduğuna değinen Barış, “İrademizin kırılması için yapılan her türlü işkence doğrudan cunta hükümeti tarafından emrediliyordu” dedi.

İnsanlık tarihinde görülmemiş işkenceler yaşadıklarını aktaran Barış, “Bunu yapmalarının amacı bizi itirafçı yapıp topluma sunma isteğiydi” diye belirtti.

SUSTURULMAK İSTENENLER DİRENİŞE GEÇTİ

Baskılara boyun eğmediklerini ve büyük direniş gösterdiklerini anlatan Barış, “İnanılmaz işkenceler yapıyorlardı. Dörtlerin olayı ve ölüm orucu başlamadan önce ciddi anlamda susturulmuştuk. Söyledikleri her şeyi uygulamaktan başka çaremiz yoktu. Özellikle 35 ve 36 nolu hücrede kalan arkadaşlarımız bu direnişe öncülük ettiler” ifadelerini kullandı.

‘DİRENİŞTEN BAŞKA BİR SEÇENEK YOKTU’

Mazlum Doğan’ın eyleminin gelecek direnişleri de ateşlediğini söyleyen Barış, “Bu eylemden aldığımız mesaj: Bu zindan karanlığından çıkış yoktur. Tek çıkış Mazlum yoldaşın bize gösterdiği yoldur. Biz de bu yoldan yürüyerek aydınlığa çıkabiliriz” dedi.

‘SU DÖKMEK İHANETTİR’

Barış, Mazlum Doğan’ın eyleminin ardından “Dörtler” olarak tarihe geçen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in kaldıkları hücrede bedenlerini ateşe vererek direnişi büyüttüğünü hatırlattı. Barış, bu eylemi şu sözlerle anlattı: “Sabaha karşı yapılan bir eylemdi. O dönemde koğuşta ufak tefek el işi yapımı için verilen yağlı boya ve neft vardı. Bu yanıcı maddeleri biriktirip üzerlerine döküp kibritle kendilerini yakıyorlar. Tabii neftin patlayıcı özelliği var ateşlenmesiyle birlikte koğuşun tüm camları kırılıyor. Gürültüyü duyduk ancak ne olduğunu anlayamadık.10-15 dakika kadar sonra askerlerin ayak seslerini duymamızla birlikte önemli bir şey olduğunu düşündük. Ferhat Kurtay, ateşi söndürmek isteyenlere ‘Bu bir eylemdir. Su dökmek ihanettir’ diyordu.”

‘HALKLARIN AYDINLIK TARİHİ OLDU’

Yapılan eylemin büyük bir irade ile gerçekleştiğini söyleyen Barış, direnişin kendilerine de büyük bir irade aşıladığını söyledi. Barış, 14 Temmuz’un son nokta olduğunu vurgulayarak, yanan ateşlerden çıkan ışığın bu toplumun her şehrini ve dağını aydınlattığını ifade etti. “14 Temmuz halklar için aydınlık oldu” değerlendirmesinde bulunan Barış, “Dört yıl boyunca yapılan işkencelerin de cevabı oldu” şeklinde konuştu.

‘DİRENİŞ KARŞISINDA ÇARESİZ KALDILAR’

12 Eylül darbesinin Türkiye halkları açısından büyük bir komplo olduğunu söyleyen Yazar İrfan Babaoğlu da, Diyarbakır 5 Nolu cezaevini toplama kampına benzetti. Siyasi tutukluların şahsında bütün bir halkın boğulmak istendiğine dikkat çeken Babaoğlu, bu boğulmanın yapılması için kurulan timin başına Esat Oktay Yıldıran’ın getirildiğini hatırlattı. Devrimciler üzerinden kirli politikaların hayata geçirilmek istendiğini ifade eden Babaoğlu, Mazlum Doğan’ın “Berxwedan jiyan e. (Direnmek Yaşamaktır)” sözünü hatırlatarak, işkence politikalarının karşılaştığı direnişler karşısında çaresiz kaldığını söyledi.

‘YAPTIKLARI UYGULAMALAR BOŞA ÇIKTI’

Cezaevinde sürekli direniş içerisinde olduklarını vurgulayan Babaoğlu, bir koğuştan bir koğuşa haber vermek istenen bir mesajın bile aylar sonra ulaşabildiğini söyleyerek o dönemde örgütlü hareket etmenin zorluğuna dikkat çekti. “Böyle bir ortamda Mazlum Doğan eylemi gerçekleşti. Ardından dörtler olarak bilinen eylem ortaya çıktı” diyen Babaoğlu, o güne kadar işkencecilerin izledikleri politikalar ve yaptıkları tüm uygulamaların boşa çıktığını kaydetti.

‘ÖLÜM ORUCU GELECEĞİMİZ İÇİN ÖNEMLİDİR’

İşkencecilerin, ölüme gönderdiği insanların kendi elleriyle ölüme yürüdüğünü görünce afalladıklarını söyleyen Babaoğlu, bunun onların tüm planlarını bozduğunu vurguladı. Ölüm oruçlarının başladığı günleri mahkeme salonunda öğrendiğini kaydeden Babaoğlu, şöyle konuştu: “Mahkeme yapılıyordu ancak bir türlü savunmalar alınmıyordu. Hayri Durmuş en arka sırada sürekli olarak söz istiyordu ancak mahkeme başkanı söz hakkı vermiyordu. En sonunda dayanamayan Hayri yoldaş destur almadan kürsüdeki mikrofona geldi ve mahkeme başkanı buna müdahale etmedi. Burada söz alan Hayri yoldaş aynen şöyle konuştu: ‘Sabahtan beri söz istiyorum ancak söz hakkı vermiyorsunuz. Ben bunu kabul etmiyorum. Söyleyeceğim şeyler hem bu dava için, hem bizim için, hem de gelecek için çok önemlidir. Defalardır arkadaşlarımız kan revan içerisinde bu mahkeme salonuna geliyor. Gözlerinizin önünde işkence yapılıyor. Ben bugünden itibaren ölüm orucuna başlıyorum.”

‘DÖRTLERİN EYLEMİ UNUTAMADIĞIM BİR ANIM OLDU’

Ölüm oruçlarının tutuklularda direnişçi bir ruh hali yarattığının altını çizen Babaoğlu, “12 Eylül darbesinin hakimiyeti bu ruh ile yıkıldı. O günden bu yana çok saldırılar yapıldı. Fakat hiçbir zaman teslimiyet olmadı” dedi.

Mazlum Doğan’ın direnişinin kendilerine büyük bir başarı getirdiğini söyleyen Babaoğlu, koğuşları farklı olduğu için “Dörtler” olayından habersiz olduğunu, bunu mahkeme salonunda bir arkadaşının savunma yaptığı esnada dile getirmesi üzerine öğrendiğini belirtti. Devrimcilerin her türlü şart altında eylem yapabildiğini orada bir kez daha gördüğünü dile getiren Babaoğlu, üzerinden ne kadar zaman geçtiğini bilmediği “Dörtler” olayını mahkeme salonunda öğrenmesinin o günlerde kendisinde iz bırakan olaylardan biri olduğunu sözlerine ekledi.

- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR