Kemalbay: Bakanları yargılasaydınız Zarrab sorununuz olmayacaktı

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, “Rıza Zarrab bu halkın sorunu değildir. Zarrab rüşvetleri dağıtırken, kara paraları aklarken, suç işlerken, onun rüşvetine muhatap olmuş makaracı bakanı, saat takan bakanı yargılasaydınız bugün belki Zarrab sorununuz da olmayacaktı” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.
Kemalbay, bugün Kızıltepe’de 12 yaşında babasıyla birlikte öldürülen Uğur Kaymaz’ın ölüm yıldönümü olduğunu anımsatarak, “Dün de Dünya Çocuk Hakları Günü idi. Türkiye’de çocukların ne kadar büyük acılar yaşadıklarını, ne kadar savaşın ağır yükünü taşıdıklarını biliyoruz. Raporlar çocukların her gün istismar edildiğini, sömürüldüğünü gösteriyor. Uğur Kaymaz’ın unutturulmaya çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Uğur Kaymaz, evinin önünde babasıyla birlikte kolluk kuvvetlerinin öldürdüğü bir çocuk. Yanına da bir silah koyup terörist süsü vermişlerdi, her zaman yaptıkları gibi. Uğur Kaymaz’ı unutmamak, onu öldürenlerden hesap sormak için yerel yönetimlerimiz Uğur Kaymaz’ın heykelini dikti. Yine devlet şiddetiyle öldürülen Ceylan Önkol’un da ismi parka verildi. Kayyumlar bu hafızayı yok etmek istiyorlar. Onların isimlerini parklardan kaldırdılar, heykelini kaldırdılar. Biz er ya da geç, insanlık suçunun hesabını soracağız” diye konuştu.
‘AYM KARARI BİR UTANÇTIR’
Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz hafta tutuklu milletvekili Gülser Yıldırım hakkında verdiği karara tepki gösteren Kemalbay, “Bizler bu kararın Türkiye demokrasisine uygun karar olmasını beklemiyorduk. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede sarayın tahakkümü altında bir hukuk sistemi var. Bu hukuk sistemi içinde Anayasa’yı yasaları, demokratik siyaseti koruması gerekirken ondan beklendiği gibi OHAL’i tek adam rejimini korumayı tercih etti. Gerçekten de içler acısı bir karara imza attı. Bu karar, Türkiye demokrasisi için utançtır. Hele hele kararın gerekçesi tamamen bu ülkenin AKP Genel Başkanı’nın beyanatlarından copy paste (kopyala yapıştır) yapılmış gerekçelerdir. Hukuk adına, adalet adına Türkiye’de artık tuzun da koktuğunun göstergesidir. Biz haklıyız, meşru ve haklı bir konumdayız. Türkiye demokrasisinin içinde bulunduğu bir ağır dönemi demokrasiden yana aşmak için eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz ve partililerimiz olarak asla susmadık. Haklılığımızı saraya bağlı Anayasa Mahkemesi’nden değil halkımızdan alıyoruz. Bizleri seçen milyonlara karşı sorumluyuz. Bu mücadeleyi onlarla birlikte sürdüreceğiz. Kimse umutsuzluğa kapılmamalı. Biz, bu karanlığı aşacak güce sahibiz” dedi.
‘VEKİLLERİMİZ OY KULLANAMADI NASIL MİLLETİN MECLİSİ OLACAK’
Dün gerçekleşen Meclis Başkanlığı seçimlerinde HDP adayı Hakkari Milletvekili Selma Irmak’ın tutukluluğundan dolayı seçimlere katılamadığını hatırlatan Kemalbay, “TBMM Başkanını seçti, bizim de bir adayımız vardı. Milletvekilimiz Selma Irmak. Selma Irmak’ın da söylediği gibi Meclis’in üçüncü partisinin yüzde 20’ye yakın milletvekili siyaset dışına atılmak isteniyor. TBMM Başkanı, demokratik siyasetin işleyişi açısından en ufak bir sorumluluk almamıştır. Çok lüzumsuz işlerle uğraşan bir TBMM Başkanı olarak anılacaktır. Adayımız Selma Irmak ve cezaevindeki milletvekillerimiz oy bile kullanamamıştır. Artık gelin görün bu Meclis’in nasıl bir millet meclisi olduğunu tahmin edin” değerlendirmesini yaptı.
AKP OHAL’İ KADINLARA KARŞI UYGULUYOR’
Konuşmasının devamında yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle kadınların yaşadıkları sorunları ve iktidarın kadına karşı yaklaşımına değinen Kemalbay, şöyle konuştu: “25 Kasım, her sene kadınların mücadelesini yükselttiği bir gündür. Mirabal kardeşlerin başlattığı mücadelenin yıl dönümü. Bütün dünyada diktatörler, demokrasi, barış ve özgürlük için mücadele edenlere karşı aynı yöntemleri kullanıyor. Bu özellikle kadınlara yönelen şiddetle birleşen devlet şiddeti, katliamlar, belki o an o diktatöre bir anlık nefes aldırmış olabilir. Ama dünya kadınlarını ayağa kaldıran bir tarih oldu 25 Kasım. Dünyada kadınların diktatörlere karşı sesini yükselttiği bir gündür. Bizler de, Türkiye’de kadın hareketi olarak bu günü hem erkek hem devlet şiddetine karşı dayanışarak sokaklarda anıyoruz. Aslında bir gün değil her gün kadına yöneltilen şiddetle mücadelemizi yükseltiyoruz. Türkiye’de erkek egemen kapitalist politikalar her geçen gün yoğunlaşıyor. Hele hele AKP-Saray rejiminin 15 yıldır, tam da içinde bulunduğumuz OHAL’i kadınlara karşı uyguluyor. Kadınlar AKP iktidarında OHAL yaşıyor. Bu politikalar, hayatın her alanında kadınların yaşamını kötüleştiriyor.
KADIN KAZANIMLARI OHAL BAHENESİYLE ORTADAN KALDIRILMAK İSTENİYOR
Kadınların kazanımları OHAL bahane edilerek ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu kazanımlar, KHK’larla, darbe karanlığıyla tamamen tasfiye edilmeye çalışılıyor. Kadınlara yöneltilen şiddetin AKP döneminde yüzde 1400 arttığını görüyoruz. Bu rakamların çok daha yukarıda olduğunu tahmin ediyoruz, çünkü bu şiddetin çok küçük bir parçası, yüzde 10-11’i adalet kurumlarına intikal edebiliyor. Düşünün, ne kadar karanlık bir ortamda bulunuyor kadınlar. Eğitim sisteminde kadınlara yönelik ninelerimizin bize anlattığı hikayelerdeki olumsuz politikalar, bugün müfredatın içine sindirilerek meşrulaştırılıyor. Yeni kuşaklar, tek adam rejiminin oy havuzu bu şekilde yaratılmaya çalışılıyor. Bugün eğitim sisteminin ne kadar büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Makul kadın tipinin üretildiği bir sistem olarak yaklaşıldığını da görmekteyiz. Kadınlar ev içi işlerde görünmeyen emeğinin yağmalandığı aynı zamanda yeniden üretimi hayata geçiren varlıklar olarak görülüyor.
İKTİDAR İNSANA BAKINCA YA ASKER GÖRÜYOR YA ÇOCUK DOĞURAN KADIN
Bu iktidar insani yönlerini tamamen yok etti. İnsana bakarken ya asker olarak görüyor ya çocuk doğuran kadınlar olarak görüyor. Toplumu, bu halkın çocuklarını, kadınlarını kendi siyasi amaçları için araca dönüştüren bir iktidarla karşı karşıyayız. Özellikle kadın cinayetlerinin bu kadar yaygınlaşması, iktidarın eril diline ve savaş politikalarına, kutuplaştırıcı politikalara bağlı olarak daha da yoğunlaşıyor. Bu politikalar aslında iktidarın tam da bugün kendi bekasını kurtarmak için ortaya koyduğu politikalar. ‘Türkiye’nin beka sorunu var, Türkiye tehdit altında’ diyerek kendi iktidarının beka sorununa tahkimat yapmaktadır. Türkiye’de kadınlar çalışma yaşamında yer alamıyor, erkeklerin aldığı oranın sadece yarısı kadar istihdama girebiliyor. Dünyadaki özellikle Batı’daki kadın istihdamı oranlarının yarısından daha düşük bir istihdam oranı Türkiye’de var. Kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesi, çalışmaya, eğitime erişimi ile mümkün olabilir. Bu olanakları tamamen ortadan kaldıran iktidar politikaları, kadınları eve kapatan, onları sadece aileleriyle birlikte anan iktidar politikaları aslında kadınların yaşadığı sorunların temel kaynağıdır.
İKTİDAR KADINLARI KADINLARA KARŞI KULLANMAYA ÇALIŞIYOR
İşçi sağlığından, iş güvenliğinden tutalım da eşit işe eşit ücret meselesine kadar kadınlar ağır sorunlar yaşıyorlar. Bugün istihdama yönelik istatistikler kadınların nasıl işlerde çalıştığını da bize gösteriyor. ‘Kadınlar yüzde 30 istihdam ediliyor’ deniliyor ama bunun büyük kısmı tarımdaki kadınlar. Ya da kadınlar ev eksenli işlerde çalışıyorlar, ev işçisi olarak çalışıyorlar, parça başı işlerde çalışıyorlar, taşeron işçi olarak çalışıyorlar. İşte bu işleri biz işten dahi saymıyoruz. Bunlar, kadınları köleleştiren büyük bir sömürüye maruz bırakmaktan başka bir şey değildir. Bunlar aslında sermayeye ucuz emek sağlamanın bir yoludur. Bizler diyoruz ki; kadınların istihdamı gerçekten isteniyorsa o zaman bakım hizmetlerinin ev içi emeğin kamusallaşması lazım. Çocukların parasız kreşlerde kaliteli eğitim almasını sağlarsanız ve eşit bir şekilde kreşleri yaygınlaştırırsanız, o zaman kadınlar da kendilerini geliştirme, sosyal hayata katılabilme açısından kendini daha özgür hissedecektir. Ama AKP-Saray iktidarının böyle bir amacı yok. AKP-Saray iktidarı kadınları kadınlara karşı kullanmak, kadınları kadınlara karşı konumlandırarak ırkçı politikalara yol açmak istiyor. İşte ‘Müslüman kadınlar 15 çocuk doğurun çünkü teröristlerin 15 çocuğu var’ diyerek hem Müslüman olan ve olmayan diye ayırdığını, hem de Kürtleri düşman ilen eden, Kürt kadınlarının karşısında başka kadınları düşman konumunda konumlayan politikasına kadınları alet ettiğini görüyoruz.
KURTULUŞ DAHA FAZLA KADIN DAYANIŞMASINDA
Türkiyeli kadınlar AKP-Saray iktidarının bu politikalarına karşı daha fazla kadın dayanışması diyerek kurtuluşu bulabilirler. Elbette hiçbirimiz kurtulmuş kadınlar değiliz, bir şeyler dayatacak konumda değiliz. Ancak birlikte kurtulabileceğimizi biliyoruz. Kadına yönelen erkek şiddetinde de aynı politikaları savunuyoruz. Ancak öz savunmayla, kadınları örgütleyerek, gücünü büyüterek mücadele ederek kadınlar ancak devlet ve erkek şiddetinden muaf olabilirler. Bizler siyasette kadınların katılımını en çok destekleyen parti olarak hayatın her alanında eşit temsili savunduk. Parlamento’da da eşit temsil sistemiyle yer aldık. Bugün AKP-Saray iktidarı, kadınlara yönelik saldırılarıyla kadınların Meclis’teki temsiliyetine de saldırıldı. Figen Yüksekdağ ve kadın milletvekillerimizin vekilliklerini düşürerek kadınların siyasete katılımının önünü kesmeye çalışmaktadır.”
‘SUÇLARINI ÖRTMEK İÇİN BUKALEMUN ROLÜNE GİRİYORLAR’
Türkiye’nin sıcak gündemlerine dair değerlendirmelerde de bulunan Kemalbay, iktidarın savaş politikalarını yükselttiğini ifade etti.
Kemalbay, “Bu aslında 7 Haziran’dan bu yana yükseltilen bir politikadır. Türkiye sanki kuşatılmış ve sanki Türkiye bu kuşatılmışlık altında kendi geleceğini, halkların geleceğin savunuyor. Öyle mi diye baktığımızda ‘hayır’. Türkiye aslında tek adam rejimi ile kuşatıldı. Hukuk tamamen ortadan kaldırıldı ve bir diktatörlük adım adım takip ediliyor. Tek adam rejimi, kendisini bu topluma dayatıyor. 100 yıllık sorunları savaşla, çatışma içinde güya çözmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Ne yazık ki AKP-Saray rejimi bu güvenlikçi politikalar için yanına Ergenekonuyla MHP’siyle belli bir kesimi alıp kendi ittifaklarını güçlendiriyor. Türkiye’nin nasıl bir cehenneme doğru sürüklendiğini görenler çok fazla. Ama nedense bu cenah ittifaklarını bir türlü genişletemiyor. Bugünlerde AKP-Saray rejiminin milli ve yerli politikaları yanına daha fazla milli ve yerli politikalar çekebilmek için Atatürk’e sarılmış durumda. Daha fazla tek adam rejimini tahkim etmek için Zarrab’a sarılmış, Efrîn’e sarılmış durumda. AKP-Saray iktidarı, kendi ömrünü uzatmak, suçlarını örtmek için adeta bukalemun gibi her rolü oynayabiliyor” diye konuştu.
‘BAKANLARI YARGILASAYDINIZ ZARRAB SORUNUNUZ OLMAYACAKTI’
Rıza Zarrab dosyasında hükümetin yaşadığı sıkışmışlığı da değerlendiren Kemalbay, “Rıza Zarrab’la ilgili etekleri tutuştu. Neden bu kadar eteğiniz tutuşuyor ki? Hani Rıza Zarrab’ın tutuklanması sizin için önemli değildi? Niye bu kadar telaşlısınız? Rıza Zarrab bu halkın sorunu değildir. Rıza Zarrab rüşvetleri dağıtırken, kara paraları aklarken, suç işlerken, onun rüşvetine muhatap olmuş makaracı bakanı, saat takan bakanı yargılasaydınız bugün belki Zarrab sorununuz da olmayacaktı. Ama siz bakanları yargılamak yerine, onları korudunuz, kolladınız. Şimdi de diyorsunuz Türkiye’ye siyasi bir saldırı yapılıyor. Gerçekten bu ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklim, zehirli iklim bizlerin aklıyla alay edecek bu cümlelerin kurulmasına müsaade ediyor. Türkiye’yi ırkçılıkla zehirleyerek, vatan millet diyerek  AKP saray rejiminin işlediği suçların üstünü örterek sanki Türkiye’ye karşı bir şey varmış gibi bizleri konumlandırmaya çalışıyorlar. Bu halklarımızın sorun değil, Türkiye halklarının meselesi değil bu AKP-Saray rejiminin, Erdoğan’ın sorunudur. Hesap vermesi gereken Erdoğan’dır” dedi.
‘HÜKÜMET KÜRTLER MÜZAKERE MASASINDA OLMASIN DİYE 40 TAKLA ATIYOR’
Hükümetin Efrîn’e dönük olası bir operasyonunun da Kürt karşıtlığı olduğuna işaret eden Kemalbay, “Türkiye Efrîn’e kafayı takmış durumda. Efrîn’e niye bu kadar takıyorsunuz kafayı? Efrîn, Kürt halkının DAİŞ çetelerine karşı verdiği mücadeleyle kendine demokratik bir yaşam kuran Kürt halkının yaşadığı bir coğrafyadır. Suriye, içinde bulunduğu bu savaşı demokratik yöntemlerle siyasi çözümle sonuçlandırmaya çalışıyor. Bugün bölgedeki güçler bunun için müzakere masaları kuruyorlar. Türkiye’nin yapması gereken bunu desteklemektir. Ama bakıyorsunuz Türkiye hükümeti o masada Kürtler bulunmasın diye 40 takla atıyor. Kürtler bir statü sahibi olmasın diye kendini parçalıyor. Siz Kürtlerin statü sahibi olmasının önüne bu kadar durdukça, Kürt sorununu çözmezseniz, kendi Kürtlerinizle de barışamazsınız. Kendi Kürdüyle barışamayan Türkiye bu savaş politikalarının maliyetlerini ödemek zorunda. Bugün faizler artıyorsa, dolar yükseliyorsa, işsizlik artıyorsa altında yatan bu öngörüsüz, savaşçı politikalardır” şeklinde konuştu.
‘REJİMİN SUÇLARININ BEDELİNİ HALK ÖDEMEK ZORUNDA DEĞİL’
MHP ve AKP arasında başlayan ittifak tartışmalarına da değinen ve partisinin bu konudaki yaklaşımını açıklayan Kemalbay, “Bizler demokrasi mücadelesini yükseltmek için kendi ittifaklarımızı en geniş şekilde çoğaltmak durumundayız. Atatürkçüler Atatürk’ü andı diye, ‘yerli ve milli’ dediği için milliyetçiler, mütedeyyinler ‘kazanımlarımızı ancak bu iktidar korur’ diye bu iktidarı desteklemesin. Herkes şunu bilsin ki ancak ve ancak demokrasi bizim kazanımlarımızı güvence altına alabilir. Eğer demokrasiyi inşa edersek demokrasi mütedeyyinin kazanımını da korur, bu ülkenin kurucusu olan Atatürk’e bağlı olanlar da birlikte yaşamı ortak bir geleceği kurabilir. Hangi siyasi tandanstan olursak olalım demokrasiyi kurmakla yükümlüyüz. Tek adam rejimini yıkalım, OHAL’i kaldıralım demokratik bir Türkiye için el ele verelim. Bunun için birlikte olalım. Bu hamaset nutuklarına, bu dış mihraklar nutuklarına artık halkların karnı tok. Her birimiz aslında bu kör politikaların bedelini ödüyoruz. AKP-Saray rejiminin suçlarının bedelini bu halk çekmek zorunda değil” ifadelerini kullandı.
- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR