Kuveyt’in İran kararı: Bölgesel çatışmanın habercisi

    0
    157

    Katar krizinde arabulucu rol üstlenen Kuveyt’in, İran elçiliğinin 48 gün içinde sınır dışı etme kararını “krizin derinleşmesi” olarak gören Vecih Cuzdan, “Bu hamle, Katar’a ‘İran ile olan ilişkilerini sınırlandır’ mesajı taşıyor. Son gelişmeler, daha büyük bir bölgesel çatışmanın da habercisidir” dedi.

    Katar’a yönelik diplomatik ve ekonomik ambargoyla başlayan Körfez krizi gittikçe derinleşiyor. Krizde arabuluculuk rolü üstlenen Kuveyt’in İran büyükelçisi ve diplomatlarına yönelik aldığı sınır dışı kararı Ortadoğu’da yeni bir krizin habercisi. Bölgeyi yakından takip eden Sendika.org yazarı Vecih Cuzdan, Kuveyt’in, İran’a karşı hamlesini Doha yönetimine mesaj olarak değerlendirdi.

    ‘SIKIŞTIRABİLDİĞİNİZ KADAR SIKIŞTIRIN’

    Körfez krizini birkaç dinamik üzerinden okuyan Cuzdan, “20 Mayıs’ta Trump Suudi Arabistan ile çok büyük kapsamlı bir anlaşma imzaladı. 350 milyarlık bir anlaşma. Bu aslında göreve gelen ABD başkanına Körfez ülkelerinin rüşvetidir. Birçok Körfez ülkesi bu şekilde anlaşmalar yaptılar. O dönemde Katar ABD ile herhangi bir anlaşma yapmadı. Bu bir krizin yaklaştığının habercisiydi. Akabinde Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap ülkeleri Katar’a ambargo uyguladı” diye belirtti. O dönem ABD’nin bu meseleyi aile içi olarak değerlendirdiğini hatırlatan Cuzdan, “Dahil olmayacaklarını söylediler ama alttan altta ‘ben size yol veriyorum sıkıştıra bildiğiniz kadar sıkıştırın’ dediler” diye konuştu.

    ‘KÖRFEZ ÜLKELERİNİN ARASINDA 3 ÇELİŞKİ VAR’

    Körfez monarşilerinin Suriye, Libya ve Yemen gibi yakıcı savaşların yaşandığı bölgede bir ayrılığa düştüklerini kaydeden Cuzdan, şöyle devam etti: “Bunlar daha önce burada Sünni bloklar olarak birlikte hareket edeceklerini deklare etmişlerdi. Suudi Arabistan’ın Katar için ‘teröre destek veriyor’ demesi bu ayrılığın göstergesidir. Destek veren sadece Katar değil, bu monarşiler Suriye, Lübnan, Yemen’de bir bütün halde hareket ediyorlardı” diye ifade etti. Körfez’de üç çelişki olduğunu belirten Cuzdan, “Bunlardan ilki tarihsel çelişki olarak nitelendirdiğimiz Selefiliktir. Selefiliğin iki önemli temsilcisi Suudi Arabistan ve Katar’dır. Ancak Suudi Arabistan sürekli bir ağabeylik rolü üstlenmeye çalışıyor. İkinci önemli çelişki bölgesel enerjidir. Doğalgaz bunun başıdır. Üçüncü çelişki politik olarak bunlar her ne kadar bir arada duruyor gibi görünseler de Katar, İhvani Müslümine yani Arap coğrafyasında monarşileri dahi yıkıp bir İslami düzen amacı güden bir örgüte, açık kapı uyguluyor. Teröre destek veriyor demelerindeki kasıtta buradan şekilleniyor” diye ifade etti.

    ‘İHAVININ HAMİLİĞİNİ TÜRKİYE VE KATAR YAPIYOR’

    “Suudi Arabistan’ın göndermiş olduğu 13 maddelik taleplere bakıldığında, Türk üssünün kapatılması, El Cezire’nin yayınlarının kısıtlanması, teröre desteğin kesilmesi, Müslüman Kardeşlere verilen desteğin kesilmesi yer alıyor. Türk üssünün kapatılmasının istenmesi Türkiye’nin bu krizde en aktif pozisyon ve taraf olarak gördüklerinden dolayıdır” diyen Cuzdan, Erdoğan’ın Körfez devletleri ilişkilerine bakıldığında hepsi ile ilişki içinde olduğunu gördüklerini ifade etti. Cuzdan, Katar ile ilişkinin bir tık daha fazla olduğunu belirterek, bunun nedeninin Türkiye’deki yönetiminde ihvancı bir karakterinin olması olduğunu vurguladı. Cuzdan, “İhvanın hamiliğini üstlenen iki başat ülkeden biri Türkiye diğer ise Katar’dır” diye savundu.

    Körfez ülkelerinin Türkiye içerisinde ciddi ekonomik yatırımlarının olduğunu hatırlatan Cuzdan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlar ile Türkiye’yi sıkıştıracaklar. AKP iktidarı bölgesel politikalarının ekonomiye yansımalarını kestiremiyor. Son Körfez ziyareti bunu ılımlaştırması olarak görebiliriz. Türkiye’ye karşı bir savaş da olabilir. Bunu Suriye’de bulunan cihatçılar eli ile yapabilir. El Kaide menşeli grupları Türkiye üzerine salabilir.”

    ‘KRİZİN DERİNLEŞMESİ İÇİN HAMLE YAPACAK’

    ABD ve İsrail’in bu krizleri ile bölgede rahat hareket etme manevrası kazandığına dikkat çeken Cüzdan, şunları dile getirdi: “Suriye’nin güneyi bunun en somut örneğidir. Bu bölgedeki bu iki gücün hesabı İran’ı sınırlama yönündedir.” İsrail’in, İran destekli her gruba karşı saldırı hakkını ellinde saklı tutuğunu ifade eden Cuzdan, bunun son örneklerinden bir tanesinin ise Katar krizi ile ayyuka çıktığını belirtti. Körfez ülkeleri arasında Sünni ittifak, Sünni koalisyon denilen yapı içerisindeki krizin derinleşmesinin hem İran’ın hem de Rusya’nın işine geldiğine işaret eden Cuzdan, “Bunun Suriye’ye yansımasından da faydalanacağı için bu krizin derinleşmesinde bir beyis görmüyorlar. Tersine bu krizin derinleşmesi noktasında o an hamle yapmaktan da geri durmuyorlar” dedi.

    Hem Rusya’nın hem ABD’nin aslında bölgede 2 başı çeken süper güç olarak bir yere geldiğini sözlerine ekleyen Cuzdan, şunları ifade etti: “Bu iki güç eş güdümlü olmasa da İŞİD’e karşı savaşı bir yere iliştirdiler. YPG ve YPJ’nin başı çektiği Demokratik Suriye Güçlerinin Rakka kenti içerisindeki operasyonu sürüyor. Belli bir yere gelinmiş durumda. Öte yandan Rusya’nın desteği ile birlikte Suriye ordusu ve müttefikleri de çöl bölgesinde Dera Zor a doğru ilerleyen bir operasyon yürütüyor. Bu operasyonların birbirini çizmeyecek şekilde, bir süreçten gittiklerini gördük. Ancak daha sonra çeşitli çatışma ve çıkar hesapları devreye girerek bir çatışma düzlemine gelindiğini de gördük.”

    ‘TÜRKİYE EFRİN KANTONUNU BOĞMAYI HEDEFLİYOR’

    Türkiye’nin sadece ABD ve Rusya’nın iznini alarak bölgede bir operasyon yürütme durumuna geldiğini anımsatan Cuzdan, Türkiye’nin bölgedeki tutumunu şöyle değerlendirdi: “Bu süper güçlerin olurunu almadan, bu süper güçlerin çizdiği sınırları dışına çıkarak, herhangi bir savaş yürütemiyorsunuz bölgede. Bunun en son görünür şeyi Türkiye açısından Fırat Kalkanı operasyonudur.” Türkiye’nin sınırlarının Bab, Cerablus ve Ezaz hattı olduğunu hatırlatan Cuzdan, Türkiye’nin daha sonra Minbic’e girme hesaplarının olduğunu ancak bunun Minbic ile sınırlandırıldığını söyledi. Türkiye’nin Rakka’ya girme gibi bir hesabının daha olduğuna da değinen Cuzdan, bunun için Telabyad ve Akçakale sınırlarına yığınak yaptığına dikkat çekerek, “Telabyad’ın sınırlarına kadar getiren Amerikan zırhlıları ve ABD özel kuvvetlerin varlığı ile çekilen ABD bayrakları ile yine önlendi, sınırlandırıldı. Aslında bu iki süper gücün ‘bizim çizdiğimiz çizginin dışına çıkamazsın’ dediğini anlıyoruz” diye belirtti.

    Türkiye’nin cihatçıların garantörü durumuna düştüğünü de sözlerine ekleyen Cuzdan, şöyle dedi: “Türkiye aslında yine güdümündeki cihatçıları, cihatçıların garantörü olma meselesini bir fırsata dönüştürme şeklinde ad ediyor. AKP iktidarı; İdlib’de inisiyatif alırım ama sınırlarımda terör istemiyorum, terör örgütü istemiyorum. Bu tanımlamayı yaparken de hedef aldığı güç aslında YPG ve PYD. Ve aslında Efrin Kantonu’nu boğma hedefi söz konusu.” “Efrin’i hedef alacak bir AKP-cihatçı koalisyonu zaten Efrin’in içinde dengeleri bozacağı için Rusya ve ABD tarafından sınırlandırıldı” diye devam eden Cuzdan, Efrin’e karşı İdlib’inde bir maddi gerçekliği olmadığını gördüklerini söyledi.

    ‘DAHA BÜYÜK BİR ÇATIŞMANIN HABERCİSİ’

    Kuveyt’in İran arasındaki krize de değinen Cuzdan, şunları dile getirdi: “Kuveyt’in bu adımlarının, Körfez’de yaşanan krizden ayrı düşünülemeyeceği aşikar. Ancak bu kararın, ABD’nin, İran’ın ‘teröre en fazla destek veren ülke’ olmaya devam ettiğini açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekiyor. Kuveyt yönetiminin, ‘teröre destek’ iddiasıyla İran Büyükelçiliği’ndeki diplomatların sayısını düşürme ve elçiliğe bağlı ataşelikleri kapatma kararı da Washington’un bu açıklamasıyla gayet örtüşüyor. Trump yönetiminin, ‘İran’ı sınırlama’ politikası ekseninde Körfez monarşileri hizaya gelmişti. Başrolde Suudiler varken, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt de üzerlerine düşeni yerine getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak Katar krizinde arabulucu rol üstlenen Kuveyt’in, İran’a karşı böyle bir adım atarak Doha yönetimine de mesaj verdiğini söyleyebiliriz. Bence bu hamle, Katar’a ‘İran ile olan ilişkilerini sınırlandır’ mesajı taşıyor. Dolayısıyla son gelişmeler, daha büyük bir bölgesel çatışmanın da habercisidir.”

    Sadiye Eser / Sadık Topaloğlu – dihaber

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here