Yoleri: BM, AİHM ve CPT hak ihlallerine karşı işlevsiz kaldı

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Dünya İnsan Hakları Günü öncesi Türkiye’deki tabloyu özetleyen İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, OHAL kararıyla birlikte hak ihlallerinin inanılmaz boyutlara vardığını belirterek, BM, CPT ve AİHM gibi uluslararası kurumları ise işlevsiz kalmakla eleştirdi.

10 Aralık, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilişinin 69’uncu yıldönümü. Resmi rakamlara göre, 65 milyon insanın yaşamını yitirdiği 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya devletleri “Bir Daha Asla” sloganıyla bir araya gelerek savaş karşıtı bir pozisyon aldıklarını duyurdu. 1948’de Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”, 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul edildi. Bununla birlikte 10 Aralık, “Dünya İnsan Hakları Günü” olarak takvimlerdeki yerini aldı.
İnsan hakları konusunda mücadele veren örgüt, kurum ve aktivistler ise, bu günü Türkiye’nin içerisinde yer aldığı kara tabloyla karşılıyor. Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, hiçbir dönem olmadığı kadar hak ihlallerinin arttığını söyledi.
Ülkedeki hak ihlallerinin her dönem yüksek boyutlarda olduğunu ifade eden Yoleri, özellikle sokağa çıkma yasakları ve sonrasında ilan edilen OHAL ile beraber bu yüksek olan hak ihlallerinin inanılmaz bir boyuta vardığını kaydetti. Yaşam hakkından, işkence ve kötü muameleye, düşünce ve ifade özgürlüğünden kadına yönelik şiddete ve işçi haklarından sağlık ve eğitim hakkına kadar yaşamın her alanında hak ihlallerinin artış gösterdiğini paylaşan Yoleri, “Herhangi bir alanda nispeten iyi diyebileceğimiz bir hak kategorisi ne yazık ki yok. Hak ihlalleri bugün her alanda devasa boyutlara ulaşmış durumda” diye vurguladı.
‘KENDİNİ SAVUNACAĞI HERHANGİ BİR MEKANİZMA YOK’
Yoleri, ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’ler ile pek çok hakkın kullanılmasının önüne geçildiği üzerinde de durdu. Yoleri, bu konuda “Toplumda neredeyse çaresizlik diye tarif edilen bir ruh hali ortaya çıktı. Çünkü kendisine karşı yapılan haksızlığı telafi edebileceği ve hakkını savunabileceği herhangi bir mekanizma yok. Bugün iktidarın özellikle yaklaşımı ve uygulamaları tamamen istikrarsızlık ve kaos üzerine kurgulanmış durumda. Toplumun doğal olarak ‘biz ne yaparsak yapalım, bu adamlar nasıl isterlerse öyle yapıyorlar’ diye düşünüyorlar. Hakkını arayabileceği bir yol, yöntem yok diye düşünüyor. Toplumun böyle düşünmesinde haklılık payı var. Dolayısıyla bugün toplumsal mücadelenin de olumsuz etkilendiği bir süreçten söz ediyoruz. Bu çaresizlik duygusu, umutsuzluk ve kaosun süreceğine dair bir takım düşünce ve duygular var. Bu da aynı zamanda toplumsal mücadelenin de yükselmesi önünde önemli bir engel oluşturuyor” dedi.
‘BİZLER DE YAŞANAN BELİRSİZLİK İÇİNDEYİZ’
Bu süreçte insan hakları savunucuları ve avukatlar olarak kendilerinin de zorlandığını sözlerine ekleyen Yoleri, şunları ekledi: “Yaşamın her alanında hak ihlalleri yaşandığı için başvurularda önemli derecede bir artış var. Ancak bizler bu başvurular karşısında onlara sorunu nasıl çözebileceğimize dair önermeler getirirken zorlanıyoruz. Bu sorunun mutlaka şu noktada çözülür diyemiyoruz. Çünkü biz de bugün iktidarın yaratmış olduğu o belirsizliğin içindeyiz. Bu belirsizliğe karşı mücadele etmek, bugün aslında önemli alanlardan biri haline geldi. Hak ihlalleri ile ilgili ya da Türkiye’nin insan hakları fotoğrafı ile ilgili maalesef iyi şeyler söylemeyeceğimiz bir dönemdeyiz.”
Yoleri, bu tablo içerisinde dernek olarak belirsiz olmalarını ve sorunun çözümü noktasında öneri geliştirmemelerinin nedeninin ise kanun, yasa, kuralların olmaması olduğunun altını çizdi. Yoleri, bunu da “İşkence mağduru bize başvurduğunda biz buna karşı suç duyurusu yaptığımızda bundan sonuç alınacağından emin olamıyoruz” sözleriyle açıkladı.
Türkiye’nin önemli sorunlarından birinin “cezasızlık” olgusu olduğunun altını çizen Yoleri, hak ihlalleri yapan kamu görevlerinin her koşulda korunduğunu ifade etti.
’19 ARALIK VE CİZRE’DE SESSİZ KALDILAR’
Yoleri, bunlarla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi farklı başvuru mekanizmalarının misyonlarına dair de değerlendirmelerde bulundu. Yoleri, bu konuda şunları dile getirdi: “Geçmişte de bu mekanizmalar çalışırken problemli bir çalışma seyirlerinin olduğunu söylemek mümkün. Sokağa çıkma yasaklarındaki Cizre bodrumlarında yakılan insanlara baktığımda, burada bu kadar yaşam hakkına yönelik açık doğrudan ve herkesin gördüğü ve bildiği saldırı yaşanırken, bu uluslararası mekanizmalar maalesef ki suskun kaldılar. Aradığımızda ulaşamadık. Başvurulara tepki verilmedi. Bugün hala bu etkinin devam ettiğini söyleyebiliriz. Ama ara dönemlerde biraz daha etkin oldukları süreçleri görüyoruz. Ancak ne zamanki devlet ile toplumun daha fazla karşı karşıya geldiği, iktidarın kendini korumak için daha saldırgan, daha şiddete yöneldiği dönemlerde maalesef bu bahsettiğimiz mekanizmalar kendisini oluşturan ana unsurların yani devletlerin etkisine geri çekiliyorlar.”
‘DEVLETLERİ KORUMAK İÇİN SUSUYORLAR’
Devlet denilen olgunun ihlal odağı olduğunu ifade eden Yoleri, bugün de OHAL’in olduğunu ve her türlü hakların ihlal edildiğine işaret etti. Yaşam hakkının hiçbir şekilde güvence altında olmadığı, evrensel boyutta yasak olan işkencenin çok daha artarak devam ettiği bir dönemden bahsettiklerini vurgulayan Yoleri, buna rağmen ne CPT’nin etkin bir müdahalesini görebildiklerini ne de AİHM’in kararlarında işkence yasağını ya da insan haklarını koruyan bir yaklaşımını göremediklerini söyledi. Yoleri, bu nedenle de bugün AİHM’in bir mekanizma olarak insan haklarını savunmak noktasındaki zayıflığını tartıştıklarını kaydetti.
Yoleri, “BM ve AİHM’den kaynaklı başvuru mekanizmaları bugün olabildiğince insan haklarını korumak adına işlevsiz. Ancak devletlerin insan hakları noktasında yarattıkları ihlalleri gizlemek, hafifletmek, noktasında da çok daha etkin bir rol aldıkları bir süreç yaşıyoruz” diyerek iyi kararların da olduğunu, ancak Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulanmadığı için bugün hala hak ihlallerini işlediğine dikkat çekti. Bu mekanizmaları çalıştırmak gerektiğini aktaran Yoleri, “Ama onların bizi kurtarmayacağını da bilmek gerekir. Türkiye’deki halkların öz gücünü ortaya çıkarması gerektiği bir süreci ortaya çıkarma zamanıdır” dedi.
‘GÖREVİNİ İHMAL EDİYOR DEMEKTİR’
Yaşanan bütün hak ihlallerinden devleti sorumlu tutma nedenlerini de açıklayan Yoleri, “Kadın karşı şiddet konuşulurken, neden sorumlusu devlet? Çünkü devlet bu ülkede yaşayan kadınların şiddetten korunmasını sağlamak zorundadır. Bu aynı zamanda çalışma yaşamından ve iş kazalarının yanı sıra bütün alanlar için geçerlidir. Buralarda yaşanan ihlalleri eğer önleyemiyorsa görevini ihmal ediyor demektir” ifadelerini kullandı.
Bugün artık insan hakları ihlali, demokrasi ve Kürt sorununun iç içe geçtiğini vurgulayan Yoleri, “Kürt sorunu çözülmeden bu ülkede demokrasiden söz edilebilmesi imkansız. Kürt sorunu çözülmeden bu ülkede insan hakları var demekte mümkün değil. O yüzden bugün Türkiye’de topyekûn bir mücadeleye ihtiyaç var. Çünkü bunların hepsi iç içe geçmiş sorunlar. Dolayısı ile beraber çözülebilecek sorunlardan söz ediyoruz” diye konuştu.
MA / Sadiye Eser 
- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR