Yüksekdağ: Celladın üzerine yürüyeceğiz!

0
101

HDP’nin rehin tutulan önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olduğu davanın duruşması, bugün Ankara Sıhhiye 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Yüksekdağ, duruşmaya tutuklu bulunduğu Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişimi (SEGBİS) ile bağlandı. Duruşmayı HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç ve HDP Muş Milletvekili Mensur Işık da takip etti.
Mahkeme, Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 10 Mart’a erteledi.

‘HUKUKLA İLİŞKİSİ KALMAYAN BİR DURUM VAR’

Yüksekdağ’ın savunmasından öne çıkan bölümler şöyle:
Çeşitli siyasi operasyonlar düzenlendi partimize. Geride bıraktığımız yıllar boyunca bu operasyonların farklı biçimleriyle karşı karşıya kaldık, ancak siyasi iradeye el koymayı özel bir teknik olarak ortaya koydular. Kendi varlığının ifadesini yargı ile sağlıyorlar. Kayyum atamalarıyla temsiliyete müdahale ediliyor. Bugün de hala devam eden süreç olarak böyle bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu da gösteriyor ki siyasi iradeye dönük gasp hareketi, siyasi operasyonlarla kendi varlığını sürdürme hareketi değişik biçimlerde sürdürülüyor.

Kayyum atamalarıyla birlikte yüz yüze olduğumuz durum hukukla ilişkisi kalmamış bir durumdur, seçme seçilme hakkının ortadan kaldırıldığı bir durumdur. Tam anlamıyla verili tüm kuralların paramparça edilme anlayışıyla karşı karşıyayız. Hukuki açıdan başkan olarak seçilmesinde sorun olmayan bir kişide iki gün sonra sorun görülüyor ve mazbatasına el konuluyor. Kriminalize edilerek ve hedef haline getirilerek bugün itibarıyla 33 belediyemize el konuldu ve belediye eşbaşkanlarımızın yerine kayyum atandı.

İktidarın hastalığı nedeniyle çok ciddi toplumsal siyasal travmalar yaşanıyor

Bu ülkede Ceren’in katiline iyi hal indirimi, gazetecilere, siyasetçilere yıllarca hapis veriliyor.

Bu iktidar kayyumlarla ikinci kez kadınların iradesine darbe yapıyor. Eşbaşkanlık sistemimize 3 ay tahammül edemedi bu siyasi iktidar.

‘CELLADIN ÜZERİNE YÜRÜYECEĞİZ!’

Bu koşullar içerisinde nerede olursak olalım içeride ya da dışarıda celladın üzerine yürümek, zulmün yüzüne haykırmak konusunda en ufak bir tereddüt göstermeyeceğiz. Bu zulmün demokratik biçimde hesabını sormak konusunda en ufak bir tereddüt göstermeyeceğiz. Halkımıza güveniyoruz, halkımız da kendisine güveniyor. Hapishanelerle, cezalarla durdurulamayacak bir seviyeye gelmiştir bizlerin, bu toplumun mücadele seviyesi. Kötülükler içinde iyilikler de yeşerir. En güzel nilüfer çiçeği bataklık üzerinde açandır. Bizlerin ve halklarımızın mücadelesi bu siyasi iktidarın bataklığının üzerinde açmış bir nilüfer çiçeğidir. O bataklığa meydan okuyuşu ifade eder. Bizler temiz siyasetle ve güçlü duruşumuzla geleceğin bizim olacağını ilan ediyoruz.

Biz içerideyiz ama dışarıdaki milyonlarca insan adı konulmamış hapishanelerde tutsak hayatı yaşıyor.

İMRALI TECRİDİ

O süreç Öcalan’ın sağlığından bilgi aldıktan sonra kesintiye uğradı. 2019’da da cezaevlerinde açlık grevleri gerçekleştirildi. Uygulanan tecrit politikasının sadece bununla sınırlı kalmadığını biliyorduk. ‘Tecrit sadece Öcalan’a uygulanan bir tecrit değildir, bu tecrit sizi tecrit eder’ demiştik. ‘İmralı’ya kapı duvar politikası uygularsanız bu sizi tecrit eder’ demiştik. Bugün siyasi iktidar bütün dünyada ‘kıymetli yalnızlık’ durumunu yaşıyor. Bu Türkiye’nin dünyadan ve bölgeden kopmasıdır. Kendi içlerinde öyle bir sistem kurmuşlar ki ‘Biz bu sistemin içinde kalırız. Bizim dışımızda ne olursa olsun biz kendimizi sürdürecek koşulları buluruz’ diyorlar.

O süreçte hapishaneler bir siyasi tutum geliştirdi. 7 bin tutsak Sayın Öcalan’ın hukuki haklarından olan ailesi ve avukatlarıyla görüşme hakkının tanınması talebiyle açlık grevi gerçekleştirdi. Dünyada bu kadar çok kişinin katıldığı bir açlık grevi örneği yok. Bu, kesinlikle siyasi iktidarın gurur duyacağı bir şey değil. 7 bin tutsağın birden açlık grevine girmesi bir ülke için gurur duyulacak bir şey değildir. Belki açlık grevi yapanlar tutumları ile gurur duyabilir ama iktidar duyamaz. 5 ay geçtikten sonra İmralı ile 4 kez görüşme yapılabildi. İmralı’daki diğer tutuklularla beraber ailesi de 1 kez görüşme yapabildi. Bu sorunun çözülebilir bir sorun olduğu göründü. Ancak siyasi iktidar, İmralı’daki tecrit meselesini bugün hala kendi siyaset tarzının aparatı olarak görmeye devam ediyor. O kadar görüşme yapıldı hukuki olarak, siyasi güvenilirlik bakımından korunması gereken bir sistem var ama siyasi iktidar ‘Canım istediği zaman görüştürürüm’ diyor. Yani bunu siyasi yönetimin bir enstrüman olarak görüyor.

3 aydır İmralı ile görüşme yapılamıyor. Yeni bir siyasi oyun kurma aşamasında İmralı’yı bir aparat olarak kullanma arayışını da açık etti. Yerel seçim döneminde çıktılar İmralı’dan yapılan açıklamayı ‘destekleme çağrısı yaptı’ diyerek yansıtmaya çalıştılar. Neresinden baksanız elinizde kalır. Ne yapmaya çalıştıkları mantıkla ve etik bir yaklaşımla açıklanabilir değil. Yani pragmatizm diye bir kavram var. O ayrı mesele ama pragmatizm biraz daha saygın bir kavram. Ancak bu oyunlar ve tezgahlar en kıdemli sahtekarlık sistemlerine bile taş çıkartır. Kirli olduğu kadar da tehlikelidir. Dün de  bugün de bu tehlikeli sulardan Türkiye’nin uzaklaştırılması gerektiğini savunduk. Siyasi iktidar en iyisini ben bilirim diyor ama bizler halkımızı uyarmak, toplumumuzu risklerden korumak gibi bir sorumluluğa sahibiz. Bugün bir kez daha uyarıyorum siyasi iktidarı; barış umuduyla oynamayın, kendi iktidarınızın aracı haline getirmeye çalışmayın.

‘ÖCALAN KAN DÖKÜLMESİNİ ENGELLİYOR’

Eğer bu ülke çatışma ikliminden çıkmayı başarabilirse, gerçek anlamda barışın önünü açacak bir demokratikleşmenin zeminini yaratması mümkündür. Türkiye barışa kavuşacaksa, savaş ikliminden kurtulacaksa bizler burada oturmaya hazırız. Ama bizden çok daha önemli bir aktör olan Sayın Abdullah Öcalan ‘Bana 1 hafta süre verin çatışma süreci 1 haftada son bulsun’ dedi. Ve bugün Türkiye Suriye’de bir çatışmanın içerisinde. Ortadoğu’da çok ciddi bir emperyalist müdahale gerçekleştiğinde bunun merkezine yerleşmek için elinden gelen her şeyi yapıyor, bu yetmiyor Libya’da savaşın tam merkezine oturmaya çalışıyor. Normal bir siyaset döngüsüyle ülkeyi yönetme reflekslerinden tamamen kopmuş bir siyasi iktidar var. Bu durumu şöyle gerekçelendirdiler hep: “Çok ciddi saldırılar var”.  Ancak geride bıraktığımız 1 yıllık süreç içerisinde herkes gördü ki bu beka tehdidini ülkenin başına açan siyasi iktidardır. Kendi bekası için bu yalanı dolaşıma sokan bir siyasi iktidar var. Suriye savaşı yetmedi şimdi Libya’da savaşın merkezine taşınıyorlar. Bu içinde bulunduğumuz savaş ve kriz durumunu gittikçe derinleştiriyorlar. Abdullah Öcalan çok net ifade etti, ‘Kürt sorununun güvenlik krizine neden olduğunu mu düşünüyorsunuz, gelin 1 haftada bu sorunu çözebilirim’ dedi. 2013-15 sürecinde de Abdullah Öcalan tarafından bu beyan edildi ve o süreçte ağırlıklı olarak tek taraflı bile olsa kan dökülmedi. O dönemde savaş yoktu, ölüm yoktu. Türkiye gerçek sorunlarıyla yüz yüze gelmeye başlamıştı.

‘KADERİMİZİ REHİN VERMEYELİM!’

Bakın Efrîn operasyonu yetmedi Kuzey Doğu Suriye’ye başka bir harekat gerçekleştirildi. 300’ü sivil 1000’e yakın insan öldürüldü. Türkiye kimyasal silah kullanma konusunda BM elinde dosyası olan bir ülke haline geldi. Kürt halkıyla kadim kardeşliği bir düşmanlığa dönüştürmek pahasına girişilen bir hareketti. Ne oldu? Kürtlerin seçilmiş siyasi iradeleri ile, tüm dünyanın diplomasi yürüttüğü güçlerle Türkiye hala savaş yürütülüyor. Bununla mı gurur duyacağız? İçişleri Bakanlığına göre terör tehdidi hiç bitmez. Çünkü terör bitse kendileri biter. Bitmeyen bir terör tehdidi 40 yıldan beri olur mu ya? Sen nasıl bir devletsin ki 40 yıldır bitiremiyorsun, bu 3 yıldır da ‘ha bitirdik ha bitireceğiz’ diye süre istiyorsun. Görevi doğrudan bunu bitirmek olan özel kadrolar bitiremediler. Ne zamana kadar? Bu olağanüstü savaş halini ne zamana kadar sürdürebilecekler?

Türkiye’de barış ikliminin gelişebilmesi, çatışmanın son bulabilmesi, faşist siyaset ortamının ortadan kaldırılması için demokrasi mücadelesinin geniş zeminlerde oluşturulması gerekiyor. HDP olarak elimizden geleni yapacağız. Bu ülkenin halkları neyi hak ediyorsa o doğrultuda hareket edeceğiz. Bizler bugün yaşama hakkına sahip çıkmazsak kaderimiz bu siyasi iktidar elinde rehineye dönüşr. Kaderimizi siyasi iktidara rehin vermeyelim.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here