Kadınların barış mücadelesi

0
198

Dünyada yürütülen 102 barış sürecinin yalnızca yüzde 8’ini kadın katılımcılar oluşturuyor. Türkiye ve Kürdistan’da ise ‘90’lı yıllardan bu yana barış ve çözüm mücadelesi veren kadınlar, ‘Eğer barış müzakerelerine kadınlar katılmazsa; barış toplumsallaşmaz, cinsiyete duyarlı olamaz’ diyor

Dünyada 1990 ile 2012 yılları arasında yürütülen 102 barış sürecine aktif olarak katılanların yalnızca yüzde 8’ini kadınlar oluşturuyor. İmzacıların yüzde 3’ü, ara bulucuların yüzde 3,2’si, görüşmelere tanık olarak katılanların ise sadece yüzde 5,5’i kadın. Birleşmiş Milletler’in 2000 yılında aldığı 1325 No’lu karara göre, kadınlar barış görüşmeleri de dahil olmak üzere barış inşasının her evresine katılmalı. Buna göre; tüm barış anlaşmaları kadınlar ve kız çocuklarının güvenliğini sağlamak zorunda ve barış süreçleri toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamalı. Peki Kürdistan ve Türkiye’de barış sürecinde kadınlar nerede duruyor?

Savaş en çok kadınları etkiledi

Müzakere süreçlerine bizzat tanıklık eden ve müdahil olan Barış İçin Kadın Girişimi’nin (BİKG) 2013 yılındaki ‘Çözüm Süreci Raporu’na göre; çatışmalar ve savaş toplumun her kesimini ağır bir şekilde etkiledi, ancak kadınları daha çok etkiledi. Kadınlar, zorunlu göç sonucu köylerinden, kentlerinden koparılarak büyük kentlerde yoksulluk içinde yaşamaya mahkum edildi. Şiddeti en çıplak haliyle yaşayan kadınlar, cinsel işkenceye maruz bırakılanlar oldu. Çocuklarını, eşlerini çatışmalarda veya faili meçhullerde yitirdiler ancak bütün bunlara rağmen 30 yıldır barış mücadelesinde aktif bir şekilde yer aldılar.

Kadınlar müzakerelere katılmazsa…

Rapora göre, erkekler barış sürecini egemenliğin yeniden paylaşılması olarak algılıyor. Oysa kadınlar için önemli olan noktaların başında savaşın toplumsal dokularda yarattığı zararın onarılması, tazmin ve telafisi geliyor. Türkiye’de başta Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri olmak üzere kadınlar, savaş sırasında zorla kaybedilenlerin bulunması, faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkarılması, savaşın son bulması, ölümlerin durması, kadınlara ve çocuklara yönelik saldırı ve katliamların araştırılarak hesap verilmesi ile ilgili mücadele içinde yer alıyor.
Kadınların bu mücadelelerini hesaba katmayan ve taleplerini içermeyen bir barış, “güven vermez, kalıcı olmaz” deniyor: “Eğer barış müzakerelerine kadınlar katılmazsa; barış toplumsallaşmaz, sürdürülebilir olamaz, yerelleşemez. Barış süreci şeffaf ve cinsiyete duyarlı olamaz.”

Komisyonda sadece bir kadın

2009 yılında kurulan BİKG, Türkiye’de başlayan barış ve çözüm sürecine kadınların katılımını sağlamak için çeşitli eylemler yapmıştı. Dönemin Meclis çatısında kurulmuş olan ve çözüm sürecinin ikinci resmi mekanizması olarak tasarlanan 11 kişilik ‘Çözüm Süreci Komisyonu’nda ise sadece bir kadın milletvekili görev yapıyordu. Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), tarafından davet edilen Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve BİKG de bu görüşmelerde yer almıştı.

Kadınlar taleplerini sıraladı

Yine 4 Mayıs 2013’te BİKG’in düzenlediği Kadınlar ‘Barış Sürecinde Aktif Rol Alıyor’ başlıklı konferansta ise kadınlar, Birleşmiş Milletler’in 1325 sayılı kararı çerçevesinde Türkiye’nin bir ulusal plan yaparak, anayasal dönüşümü sağlamasını, demokratik katılım yollarını açmasını, kadınlara ve Kürtlere yönelik ayrımcı siyasetlere son vermesini talep ettiler:
* “Bu amaçla özellikle anadilde eğitim ve öğretim ile kamusal alanda anadilde hizmetin yasal güvence altına alınması, kadınların mağduriyetlerini giderici ve toplumsal cinsiyet merkezli sosyal politikaların benimsenmesi, devletin her alanda kadın erkek eşitliğini sağlama görevinin anayasal güvence altına alınması ve tüm siyasi alanlarda kadınlar ve erkeklerin eşit temsilinin sağlanması gerekiyor.
*

Öte yandan kadınlar geçmişte işlenen suçların ortaya çıkmadığı bir barışı güven verici bulmuyor. Savaşta, cezaevinde ya da gözaltında taciz ve tecavüz suçlarının af ya da zaman aşımı dışında tutularak faillerin bulunması ve yargılanması kadınların temel taleplerinden biri olarak ortaya çıktı.

*Köye dönüşün şartlarının sağlanması, köy boşaltmalarından kaynaklı zararların hakkaniyetli tazmin ve telafisi, tüm faili meçhul cinayetlerin, kayıpların ve çocuk cinayetlerinin faillerinin bulunması, yargılanması ve toplu mezarların uluslararası anlaşmalara uygun şekilde saptanması ve kimlik belirlemelerinin yapılması da kadınların hayata devam etmelerini sağlayacak şartlardan görülüyor.

* Kürt kadınlara, kayıplarına yönelik değersizleştirme politikası nedeniyle yaşadıkları psikolojik baskının sona erdirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalı.

*BİKG bünyesindeki toplantılarda kadınlar tüm şehir ve köylerde toplumsal cinsiyet ve çocuk odaklı güvenlik sektörü reformları talep ettiler. Bu amaçla tüm mülki amirliklerde toplumsal cinsiyet eğitimleri verilmesi, kalekolların yapımının hemen durdurularak karşılıklı güven sağlayacak adımların atılması, koruculuğun kaldırılması, askerlerin yaşam alanlarından çekilmesi, mayınların temizlenmesi, kadınların ve diğer tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması gerekiyor.

*BİKG diğer ülkelerin deneyimlerinden yola çıkarak bu taleplerin ancak, barışla ilgili kurulan ve kurulacak tüm heyetlerde kadınların yarı yarıya temsilinin sağlanması, bu heyetlerin kadın örgütleriyle işbirliğinin sağlanması ve barış görüşmelerinde söz konusu edilecek tüm konularda toplumsal cinsiyet boyutunu gündeme getirecek heyetlerin oluşması ile mümkün olduğunu iddia ediyor.”

Birçok kurum mücadele etti

Türkiye’de 1990’lardan 2000’lere kadar birçok kurum barış için mücadele verdi. 1993 yılında oluşan ırkçılığa ve gözaltılara karşı ‘Arkadaşıma Dokunma’ oluşumunun ardından 1995 yılında Cumartesi Anneleri/İnsanları bir araya geldi. 1996 yılında ise Barış Anneleri mücadeleye başladı. BİKG ilk olarak 1996 yılında, ikinci olarak da 2009 yılında kuruldu. 2004 yılında Barış İçin Kadın Buluşmaları gerçekleştirildi.
Ayşe Günaysu bianet’teki bir yazısında o günleri şöyle anlatıyor: “Arkadaşıma Dokunma kampanyası devam ederken, toplantılarımızdan birine Nadire Mater gözyaşları içinde geldi. Hasan Ocak’ın işkence edilmiş cesedi bulunmuş ve ailesi basın toplantısı düzenlemişti. ‘Bir şey yapmalıyız!’ dedi. ‘Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım’ dedik. Bir diğeri, ‘her hafta’ dedi, bir diğeri “sessiz olsun.”

Cumartesi Anneleri/İnsanları

Cumarteri Anneleri/İnsanları 27 Mayıs 1995’ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanında oturma eylemleri düzenleyerek zorla kaybettirilen, gözaltında kaybolan ve faili meçhul cinayetlerde öldürülen yakınlarının faillerini arıyor. Tıpkı, Arjantin’deki cunta yönetimi tarafından öldürülen çocuklarının hesabını sormak için Plaza del Mayo meydanında toplanan anneler gibi. 13 Mart 1999’da polis saldırısıyla oturma eylemlerine ara veren Cumartesi Anneleri/İnsanları, 31 Ocak 2009’da yeniden bir araya gelmeye başladı.
Cumartesi Anneleri 2001 yılında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’a taleplerini içeren dosya ileterek kayıp yakınlarının bulunması için komisyon kurulmasını istedi. Gelinen süreçte hiçbir yol alınamadığı gibi JİTEM davaları bir bir aklandı.

Barış Anneleri ‘96’da bir araya geldi

Barış Anneleri ise, Kürt sorununun barışçıl çözümü için 1996’da bir araya geldi. 1999’da beyaz başörtüleri ve gülleriyle Ankara’ya yürüyüşleri büyük ses getirdi. Savaşı bitirmek için yola çıkan Barış Anneleri içinde gerilla ve asker anneleri de yer alıyor ve ulusal ve uluslararası arenada barış taleplerine meşruiyet kazandırmayı hedefliyor. 2005’te Barış Anneleri’nden Müyesser Güneş, “Barış İçin 1000 Kadın” eylemi kapsamında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Ankara katliamında yaşamını yitirenlerden biri de ‘Barış Annesi’ Meryem Bulut’tu.

BİKG ile bir ilk

‘Barış için Kadın Girişimi’, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) çatısı altında 1996’ın Mart ayında bir araya geldi. 20-21 Nisan’da Taksim Keban Oteli’nde yapılan ‘Barış için Kadın Çalışma Günleri’ toplantısı, o yıllarda neredeyse bir ilk olarak Kürtçe ve Türkçe çeviri yapıldı. Türkiyeli kadınların ‘savaşı durdurmak için birlikte neler yapabiliriz’ amacıyla bir araya geldiği ilk toplantılardandı. Bölgeden Kürt kadınlar gelerek tanıklıklarını anlatmıştı. 2013 yılının Ocak ayından itibaren Türkiye’de girilen barış ‘çözüm süreci’nde aktif rol almaya çalıştılar ve raporlar hazırlayarak komisyonlara sundular. Ancak, Türkiye’de barış süreci “ikinci aşamaya” yani sorunun çözümü için somut adımların atılması aşamasına gelmedi ve savaş tekrardan start aldı. Savaşın tekrardan başlatılmasının ardından BİKG’in çağrısıyla 150’ye yakın kadın 20 Eylül Eylül 2015 tarihleri arasında Cizîrli kadınlarla bir araya geldi. Kürdistan’da ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında barışın sözünü kurmak isteyen BİKG üyeleri Türkiye’nin pek çok yerinde eş zamanlı ses çıkarma eylemi yaptı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here