‘Medya çatışmalı ortamlarda nefret dili kullanarak para kazanıyor’

Post date:

Author:

Category:

Merkez medyanın Efrin operasyonuna ilişkin dilini eleştiren Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Genel Yayın Yönetmeni Selen Doğan, medyanın savaş ve çatışmalı ortamlarda nefret dili kullanarak para kazandığına vurgu yaptı.

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Genel Yayın Yönetmeni ve gazeteci Selen Doğan medyanın toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle savaş ve çatışmalı ortamdaki rolünü değerlendirdi. Doğan, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadın ve kız çocuklarının toplumdan izole edilerek tüm fırsatlarının elinden alınmasının “kader” diye sunulmasıyla başladığını belirtti.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en temel nedenlerinin kadınların ve kız çocuklarının “tehdit” ve “risk” olarak görülmesi olduğunu ifade eden Doğan, şöyle devam etti: “Örneğin; çatışmalı bir coğrafyaya baktığımızda;  işgallerin, insan eliyle yaratılmış krizlerin, adına savaş diyemeyeceğimiz tek taraflı bazı şiddet eylemlerinin, bütün bunların odağında yine kadınlar ve kız çocuklarının olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla kadınların hep araçsallaştırıldığı bir dünyada yaşıyoruz ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle bu kadar mücadele ediyoruz; fakat bir  türlü yol alamıyoruz. Çünkü kültürel olarak birçok defomuz var. Kültürel anlamda mücadele ettiğimiz çok şey var” diye konuştu.
‘DÜNYAYI KADINLAR DOYURUYOR’ 
Özellikle Türkiye gibi kültürlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğin daha da yaygınlaştığına dikkat çeken Doğan, bu durumun gerekçelerini ise şöyle açıkladı: “ Türkiye’de yüceltilen bir durum bu. Çünkü erkeklikle özdeşleşen bir durum söz konusu. Emzirmekten, tarım işçiliğine kadar bütün bu süreçte dünyayı biz kadınlar doyuruyoruz. Ama bütün dünyada kaynakların sadece yüzde 5’ine sahibiz. Savaşlardan, şiddetlerden bahsettiğimizde cümleyi ilk önce kadınlardan doğru kullanmaya başlıyoruz. Çünkü her şeyden en geri dönüşsüz biçimde etkilenen biz oluyoruz.”
‘DAHA BEBEKKEN SİLAH KULLANMAYI ÖĞRENİYORLAR’
Günümüzde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin erkek ve kız çocuklarına nasıl aşılandığına dikkat çeken Doğan, “Erkek çocuklar bilgisayar oyunları, savaşı besleyen strateji oyunlarıyla küçük yaşta şiddete, savaşa, militarizme , yok etmeye o kadar hazır hale geliyorlar ki ve bütün o mekanizmaları öğreniyorlar. Silah kullanmayı daha bebekken öğreniyorlar. Tankla, tüfekle daha çocukken tanışıyorlar. Savaşın ve şiddetin özellikle sistematik ve kitlesel şiddetin çok normal olduğunu düşünüyorlar. Kız çocukları ise mutfakta yetişmeye başlıyor. Evin ücretsiz işçisi olarak büyütülüyoruz. Kek pişirirken sabrı öğreniyoruz.”
‘TANKLARI KADINLAR YAPMIYOR AMA ONLARI VURUYOR’ 
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bu kadar yaygın olduğu Türkiye’de, ülke yönetimindeki hükümetlerin, egemen medyanın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini beslediğini vurgulayan Doğan’a göre; hükümetlerin kadın ve çocukları görecek politikalarının olması gerekiyor. Türkiye’de bu politikaların olmadığını dile getiren Doğan, “Bütün ezilen, güçsüzleştiren, ihmal edilen, ötekileştirilen toplulukları görecek politika olmalı. Başka türlü bir sosyal devletten bahsedemeyiz. Kız çocukları evde; evin veya annenin işçisi olarak yetişirken kullandıkları elektrik süpürgesinin mühendisliğinde bulunmuyorlar. Çünkü o eğitim kız çocuklarına verilmiyor. Bunun sonucunda da üreteni olmadığın bir şeyin parçası oluyorsun. O tankı ben yapmadım, o savaşları, mermileri ben üretmedim; ama bunlar hep geldi beni vurdu” ifadelerini kullandı.
MEDYANIN ETKİSİ
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde medyanın rolüne de dikkat çeken Doğan, şunları söyledi: “Herhangi bir gazeteyi açıp baktığımızda o gazetenin yüzde 80’i parası, iktidarı ve çeşitli ağları olan erkeklerin, dünyayı nasıl yakıp yıktıklarıyla ilgili tonlarca haberle dolu. Yüzde 2-3’ü belki kadınların ürettiği ve yaşama kattığı şeylerle dolu. Bir ana sayfada savaş, batan ekonomi ve birçok iğrenç haber okuyorsun; ama en köşede kadınların çöpten çıkardığı atıklarla bir şey ürettiğini görüyorsun. Bu, çok önemli olmayabilir, yani kadınların ürettikleri o ürünün pazarda bir değeri olmayabilir. Önemli olan ürün değil, sonuç da değil. Önemli olan süreç. O kadınların buna gayret edebilmeleri, yaşamı sürdürülebilirliği konusunda bir çaba göstermeleri… Kadınların bu çabası; savaşmak, yok etmek, birbirini alt etmek ve rekabet psikolojisinin karşısında güneş gibi parlıyor. Bunu, ön plana çıkarabilecek bir medyanın topluma gerekli olduğunu düşünüyorum.”
‘MEDYA NEFRET DİLİ İLE PARA KAZANIYOR’
Medyanın ayrımcılık ve hak ihlali ürettiğini söyleyen Doğan, özellikle savaş ve çatışmalı ortamlarda nefret ve ötekileştirici bir dil kullanarak para kazandığını ve iktidarını sağlamlaştırdığına vurgu yaptı. Doğan, Efrin operasyonunda medyanın kullandığı dile dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Tam olarak savaşın pazarlandığı bir ortam. Baktığımızda televizyonda, büyük bir kahramanlık, ‘Afrin’de bunlar oluyor, şunlar oluyor’ gibi söylemler var. Burada olanın birçok masum insanı, çocukları, kadınları, hayvanların yaşamına mal olduğunu düşünemeyecek kadar insanların zihni mühürlenmiş. Oradaki durumun bir savaş, bir kahramanlık, bir vatanseverlik değil, başka bir şey olduğunu bilmek gerekiyor. Suriyeliler konusunda da böyle. İnsanların nefret dili ve söylemi hala devam ediyor. ‘Suriyeli karısını dört yerinden bıçakladı’, ‘Suriyeli hırsız girdiği yerde yakalandı’ gibi haberler ön plana çıkıyor. Bu tabi çok ürkütücü.”
‘ALTERNATİF MEDYADAN UMUDUM VAR’ 
Bu anlamda ulusal ve merkez medyanın ömrünü doldurduğunu dile getiren Doğan, yurttaşlara önlerine gelen bir haber karşısında uyanık olmaları gerektiği tavsiyesinde bulundu. Doğan, “Çünkü insanlar gördüklerine göre kanaatlerini şekillendiriyor. Yani bir sabah kalkıp da Sözcü gazetesini okumadan güne başlayamayan insanlar var. Bu insanlar her okudukları Yılmaz Özdil yazısıyla biraz daha nefret dolu oluyorlar. Çünkü birçok ötekileştirici, düşmanlık yaratıcı sloganlar ve söylemler o yazılardan insanlara geçiyor ki kimse derinlerde bir şey aramıyor artık. Ama alternatif medyadan umudum var. Bana haber alma hakkımı ve özgürlüğümü vermesini istiyorum” ifadelerini kullandı.
‘DAYANIŞMA SAVAŞLARA ÇÖZÜM OLUR’ 
Tüm bu ayrımcılığa ve nefret söylemelerine kadınlar olarak  “eril kodlardan arınmış” güçlü bir dayanışmayla cevap olabileceklerini  dile getiren Doğan, “Bu dayanışmanın savaşlara bile çözüm olacağını düşünüyorum. Dünya daha kötü bir yere gitmeden hepimizin uyanması ve üretmesi gerekiyor. Her şey insan için değildir. Siz bir yeri bombaladığınızda orada sadece insan öldürmüyorsunuz. Oradaki tüm canlıların yaşamını tehdit ediyorsunuz. Toplumsal cinsiyet  konularının göbeğinde görüyorum bu konuları.”
MA / Diren Yurtsever 
- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR