Zehra Kosova’yla başladı yüzbinlere ulaştı

Post date:

Author:

Category:

 Tütün işçiliğinden Türkiye’nin ilk kadın sendikacı unvanını alan Zehra Kosova’nın ücret eşitsizliğine karşı gösterdiği direniş bugün yüzbinlerce kadının verdiği mücadeleyle birleşti. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, 8 Mart’ta bütün kadınları sokağa çağırdı.

1857 yılında ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çıkan yangında 129 işçi kadının yaşamını yitirmesi ardından Clara Zetkin’nin önerisiyle 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması kararı alındı.
8 Mart direnişi tüm dünya kadınlarına ilham olurken İngiltere’de de oy hakkı için kadınların başlattığı mücadelenin üzerinden 100 yıl geçti. Sufrajetler ile başlayan ve dünya geneline yayılan bu direnişte ilerlemeler yaşansa da iş yaşamındaki kadının eşitlik arayışı ise hala devam ediyor.
TÜTÜN İŞÇİLİĞİNDEN SENDİKAL MÜCADELEYE 
Yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliği talebinde bulunan kadınlar, verdikleri sendikal mücadeleyle kimlikleri üzerinden dayatılan haksızlıklara karşı çıkıyor. Türkiye’de ilk kadın sendikacı olarak tarihe geçen Zehra Kosova da sendikal mücadele yürüten kadınlardan yalnızca biri.
Yunanistan’ın Kavala kentinde bulunan tütün işçisi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 1 Temmuz 1910 yılında dünyaya gelen Kosova, Türkiye’nin ilk kadın sendikacısı olarak biliniyor. Kavala, tütün işçilerinin başkenti sayılabilecek özellikleriyle bir yandan tütün işçilerinin zorlu yaşam koşullarının en ağır biçimde yaşandığı, diğer yandan ise işçilerin örgütlendikleri bir işçi kenti. Öyle ki kentin meydanını biri kadın ikisi erkek üç tütün işçisinin heykeli süsler.
KADINLARIN SEMBOLÜ OLDU
Kosova’nın böylesi bir dönemde komünist bir kadın olarak 1910’dan 2001 yılına kadar geçen 91 yıllık hikayesi, mübadeleyle geldiği topraklarda işçi sınıfının özellikle de tütün işçisi kadınlarının mücadele geleneğinin de sembolü oldu. Kosova, herhangi bir erkeğin eşi, annesi, kızı ya da akrabası olarak anılmadan kadın ve işçi mücadelesindeki yerini aldı.
 ‘BEN İŞÇİYİM’ ADLI KİTABINDA MÜCADELESİNİ ANLATTI
“Ben İşçiyim” adıyla biyografisini kitaplaştıran Kosova, yalnızca öz yaşam öyküsünü değil, işçi sınıfı içerisinde hatırı sayılır bir yere sahip olan tütün işçisi kadınların Türkiye’de sendikal hareketin doğuşunda nasıl rol aldığını ve bütün bunlarla birlikte tek başına bir kadının partide, sendikada, cezaevlerindeki hikayesine de yer verdi. O dönemi anlatırken kadın işçilerin yaşadığı sorunlara da dikkat çeken Kosova, “Kadınlar 25-30 kilo tütün açıyor günde. Haftalık 8, en çok 10 kuruş alıyorlar. Ben de 10 kuruş alıyordum. Erkekler ise bizden daha fazla alıyordu” der.
KADIN İŞÇİLERE ÖRGÜTLENME ALANI AÇTI
Türkiye’de 1933 yılında 30 bin dolayında olan tütün işçisinin dörtte üçünü de kadınlar oluşturuyordu. Kosova, o dönem ilk okuduğu bildiride 8 saatlik iş günü, çocuk haklarını tanıma, kadın-erkek ücret eşitliği üzerine kafa yormaya başladı. Kosova, gecesini gündüzüne katan işçilerin emeklerinin karşılığını alamaması üzerine sendikal faaliyet yürütmeye karar verdi.
12 Eylül 1980 askeri darbenin ardından ülkede yaşanan karanlık tablonun da etkisiyle yürüttüğü parti ve sendikal mücadelenin karşılığı ise işkenceli gözaltılar ve tutuklama oldu. Fakat Kosova bu alanda mücadele etmekten vazgeçmedi ve dönemin çok sayıda kadın işçisine de örgütlenme alanı açtı.
SENDİKALAŞMA MÜCADELESİ
Türkiye’nin ilk kadın sendikacısı unvanıyla ve işçi mücadelesine kattıklarıyla Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) emek ödülünü alan Kosova, kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğine karşı verdiği sendikal faaliyet bugün yüzbinlerce kadının mücadelesinde birleşti.
Bugün fabrikalarda, işyerlerinde, tekstil atölyelerinde kısaca; kamusal yaşamın her alanında emek veren kadınlar, güvencesiz çalışmaya, ucuz iş gücü olarak görülmeye ve cinsiyetçi iş bölümlerinde çalıştırılmaya karşı sendikalaşarak karşı çıkıyor. “Biz de varız ve var olmaya devam edeceğiz” diyen kadınlar, maruz bırakıldıkları mobbing, psikolojik şiddet ve tazminat hakları için grevlerle büyük direnişler örgütlemeye 8 Mart ruhuyla devam ediyor.
Kosova ile başlayan ve şimdi ise sayısı yüzbinleri bulan sendikalı kadınların mücadelesini DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu anlattı.
‘İŞSİZLİĞİN EN YÜKSEK KESİMİNİ KADINLAR OLUŞTURUYOR’ 
Sendikal mücadelede kadınların her türlü zorluğa rağmen tarihsel olarak hep var olduğunu belirten Çerkezoğlu, kadın işçilerin emeklerinin sömürülmesine karşı hep en ön saflarda yer aldığını söyledi. Çerkezoğlu, “Bütün dünyada işçilere dönük güvencesiz işçilik politikalarının yaygınlaştığı bir dönemde kadın işçilerin ikinci sınıf işçi olarak daha ucuz, güvencesiz ve kötü koşullarda çoğu zaman kayıt dışı ve sendikasız biçimlerde ayrımcılığa uğrayarak çalıştırıldığını görüyoruz. Bugün tüm güvencesiz çalıştırılma biçimleri olarak taşeron çalıştırma, özel istihdam büroları; başta olmak üzere kadınlardan başlayarak işçi sınıfının bütününe yaygınlaştırılmakta. O nedenle bu dönem, işçi sınıfı ve kadın işçiler açısından emeğine sahip çıkma mücadelesi ve bu konuda bütünlüklü bir politika geliştirilmesi her zamankinden daha fazla öneme sahip. Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu kesimde kadınlar yüzde 25 oranında. Her 10 kadından 3 tanesi çalışabiliyor ve iş hayatına daha düşük ücretle, daha güvencesiz, en kötü koşullarda çalışmaya mahkum ediliyorlar. Bu fotoğrafın kendisi de kadınlar açısından çalışma yaşamındaki durumu ortaya koyuyor” dedi.
‘SENDİKALI KADIN ORANI YÜZDE 8’
Kadınlarda sendikalı olma oranının yüzde 8 olduğu bilgisini veren Çerkezoğlu, kadın işçilerin erkeklere göre daha az sendikalı ve örgütlü olduklarını, sendikaların karar alma süreçlerine de katılmak açısından geri durumda olduğunu belirtti. Ancak; sermaye politikaları ve AKP iktidarının kadınları her alanda hedef alan söylemleri karşısında aksine kadınların daha fazla örgütlü ve sendikalı olması gerektiğine vurgu yapan Çerkezoğlu, “Kadınlar en fazla ikinci sınıf konumunda görülüyorsa, çalışma yaşamında daha kötü işlerde, çoğu zaman sendikasız, sigortasız, kayıt dışı çalıştırılıyorsa, işyerlerinde ayrımcılığa maruz kalıyorsa daha fazla örgütlenmesi, sendikalı olması ve yan yana gelmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
‘SENDİKALAŞMA ÖNEMLİ DENEYİMLER SUNDU’
Sendikal hareket içerisinde en fazla kamu çalışanlarının yer aldığını ve bu alandaki kadınların daha fazla ön planda olduğunu ifade eden Çerkezoğlu, KHK’lerle işsiz bırakılanların büyük çoğunluğunu da kadınlar olduğunu söyledi. Sendikal örgütlenmenin kadınlara çok şey öğrettiğini ve bunun sayısız örneğini de kendi hayatında yaşadığını dile getiren Çerkezoğlu, şöyle devam etti: “Sağlık iş kolu kadın çalışanın çok fazla olduğu bir iş kolu. Ve birçok işyerinde biz örgütlendiğimizde işten atılan arkadaşlarımız arasında direnişin en önünde hep kadın arkadaşlarımız oldu. Onların kendi hayatlarında da dünyaya bakış açılarında çok ciddi şekilde dönüşümün olduğunu, sendikanın mücadelenin çok şey kattığını ve öğrettiğini gördük. Dolayısıyla bugün fiili mücadele ve direniş dediğimiz şey, kadınlar açısından özgürleşme olarak da yaşanıyor. İşçi sınıfı ve kadın işçilerin mücadelesi açısından önemli deneyimler yarattığını görmek lazım. Bir başka işyerindeki kadınların örgütlenmesinin önünü açıyor. Onun için de kadınların sendikal örgütlenme ve mücadelede daha fazla olması gerektiği çok açık. Kadın işçiler eğer saldırının odağındaysa direniş ve mücadelenin de odağında olacağına inanıyorum.”
‘BU 8 MART DİRENİŞ VE HAYIR DEME GÜNÜDÜR’
Geçen yılki 8 Mart ile Olağanüstü Hal (OHAL) ve baskıların sokakta en açık bir biçimde bertaraf edildiğini belirten Çerkezoğlu, “Geçen yıl sokaklar işçilere emekçilere kapalıydı ve kadınlar fili bir mücadeleyle  bu baskıları ortadan kaldırmayı başardı. Türkiye’nin adım adım bir karanlığa götürülmeye çalışıldığı, rejimin tek adam diktatörlüğüne doğru sürüklediği ve yaşamın tüm alanlarında sağlıktan, eğitime, hukuktan iş yaşamına kadar tek adam rejiminin inşa edilmeye çalışıldığı bir dönemde bu 8 Mart kadınlar açısından her şeyden önce bir direniş günü, hayır deme günüdür. İtaat etmediğini kadınlar zaten her gün gösteriyor. Teslim olmayacağını her gün bir biçimde söylüyor ve bu 8 Mart’ta da bütün Türkiye’de kadın işçilerin özgürlük, eşitlik talebiyle ki bu eşit işe eşit ücret talebinden sokağa çıktığımızdaki eşitlik talebine kadar geniş yelpazeyi barındırıyor, alanlara çıkacağı bir yıl olacak” diye konuştu.
“Savaşların son bulması, kardeşlik talebiyle alanlarda ve sokaklarda olacağımız bir 8 Mart olacak” diyen Çerkezoğlu,  DİSK olarak tüm kadın işçileri, her alanda ayağa kalkmaya, ses çıkarmaya ve bu süreci değiştirmeye çağırdıklarını söyledi.
MA / Necla Demir
- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR