Zürih’te üç kadına ırkçı saldırı

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Irkçı saldırılar, her geçen gün mülteci sayısına eş güdümlü olarak artıyor. Kimi zaman renginden, kimi zaman dininden kimi zaman da dilinden dolayı insanlar linç ediliyor ya da ötekileştiriliyor. Tüm dünyada ırkçılık bir suçken, yasaları keyfi bir biçimde es geçiliyor. Bu durum kendini  “demokrasi ve insan hakları” konusunda en ileri gören Avrupa ülkelerinde sıkça yaşanıyor ve cezai yaptırım olmadığı için caydırıcılığı da bulunmuyor. Kapitalistlerin kar amaçlı destekledikleri birçok kirli savaşta en büyük mağdurlar, göç etmek zorunda kalan halklar, gittikleri “gelişmiş” ülkelerde minimal bir yaşamı elde etmek için bile sayısız fiziksel ve psikolojik şiddette maruz kalıyor. Bunun durumun en son örneği İsviçre’nin Zürih kentinde yaşandı. Üç kadın trende Türkçe konuştuğu için sözlü ve fiziki şiddete uğradı.

KÜFÜR VE DARP ETTİ

8 Mayıs günü Zürich’ten Regensdorf trenine binen Ö.Y, F.C ve H.E, kendi aralarında Türkçe konuştukları sırada ismi öğrenilemeyen İsviçreli bir erkek tarafından önce sözlü tacize, sonrasında ise fiziki şiddete uğradı. “Burası İsviçre, Almanca konuşacaksınız” diyerek ırkçı söylemlerde bulunan zanlı, ardından, cinsiyetçi küfürler ederek kadınları taciz etti.  Kadınları teşhir etmekle tehdit eden erkek, fotoğrafının çekildiği esnada kadınları elindeki bira kutuları ve tekmelerle darp etti. 15 dakika süren arbedenin ardından saldırgan erkek trenden indi.

Sayısız kamera, güvenlik görevlileri ve diğer yolcuların polisi ısrarla aramasına rağmen,  trende 15 dakika boyunca ne polis ne de güvenlik görevlisi olay yerine intikal etmedi. Olay anında polisi arayan kadınlara, “hemen geliyoruz” diyen polisler, olaydan 30 dakika sonra geldi. Polis, eve giden kadınları arayarak, “Olay yerine geldik, yoksunuz. Yaralıysanız karakola gelin” diyerek, ciddiyetsiz bir tutumla olayın peşiniN bırakılmasını istedi.

POLİS: ONA NE YAPTINIZ?

9 Mart günü doktordan rapor alan kadınlar, polise gidip şikayetçi olmak istedi. Bu sefer ise kadınların önüne polisin haftasonu tatili engeli çıkarıldı. Bunun üzerine 11 Mart pazartesi günü Regensdorf polisine tekrardan giden kadınlar, başka bir polis şubesine yönlendirilmek istendi. İşlem yapmak istemeyen polis, farklı gerekçelerle kadınları oyaladı. Kadınların şikayetçi olma ısrarı üzerine, başvuruyu kabul eden polis, bu sefer de olayın gerçekleştiği yaklaşık 15 vagonluk trenin hangi vagonunda olduklarını sordu. Trendeki tüm kameralara bakamayacağınI söyleyen polis, “Hangi vagonda olduğunuzu söylemek zorundasınız. Biz bütün kameralara bakamayız” diyerek, soruşturmayı kapatma yolunda caydırıcı birçok gerekçe sundu. Kadınlar, saldırganın özellikle metal bira şişeleriyle saldırma niyetinin “öldürme” amaçlı olduğunu söylemesine rağmen, polisin zanlıyı koruyan açıklamalar yaparak, “siz ona ne yaptınız, ne dediniz?” minvalinde sorular sorması, ırkçı bir saldırı sonrası genelde mültecilerin ve özelde kadınların kendilerini nerede ve ne gerekçeyle savunacakları konusunda ciddi bir kaygıya sürüklediğini belirttiler.

KENDİNDEN OLMAYAN TAHAMMÜLSÜZLÜKTÜR

Mağdurlardan Ö.Y ve  F.C olayı Yeni Özgür Politika gazetesine değerlendirdi. Daha önce birkaç kez sözlü ve düşük oranda şiddete maruz kaldığını belirten Ö.Y,  devamla, “Bu defa hem sözlü hem fiziki şiddeti ırkçı bir erkek tarafından yaşadım. Ben burada politik sığınmacıyım, onlar için ise hem yabancı hem de kadınım. Irkçı biri için şiddeti meşru yapan, kolaylaştıran özelliğe sahibim. Rengimize, dilimize, kültürümüze, yani kendinden olmayana tahammülsüzlüktür. İsviçre ırkçılığa karşı güçlü yasa ve yaptırımları olan bir ülke. Tabii bunu yargı sürecine taşıyacak süreci işletebilirseniz” dedi.

POLİSİN SALDIRGANI KORUMA TAVRI

Olayda polisin tavrına değen Ö.Y, saldırı kadar polisin olaya yaklaşımının da çok can sıkıcı olduğunu, failleri korumaya dönük tavır geliştirdiğini dile getirdi. Olayın detaylarına dair ise Ö.Y, şunları söyledi:  “Olay anında onca aramaya rağmen 30 dk. sonra dönüş yapıp bizi karakola çağıran polis! Doktor raporu sonrası gittiğimiz ilk karakol, haftasonu bahanesiyle işlem yapmak istemeyip, hafta içi gelmemizi istedi. Hafta içi ise olayın geçtiği yerin karakolu, önce ikamet karakoluna yönlendirip sonrasında ise tutanak tutmamak için birçok gerekçe sundu. Yoğun ısrarımızla tuttuğu tutanakta, saldırının başlangıç şeklini gayet net ifade etmemize rağmen “siz ona ne dediniz, siz ona ne yaptınız?” sorularını sorması,  kameraların yoğun olduğu trende ‘onları kontrol edemeyiz bu şekilde’ deyip yere dair abartılı detaylar istemesi yargı sürecine gidişteki en zorlu parkurdu. Hala bu konuya dair ne yapıldığını bilmiyoruz. Yani neden yaşandı sorusundan ziyade, ırkçılık neden tolere edilir ve bu koşullarda yasalara nasıl ulaşılır sorusunu burada da sormak durumunda kaldık.”

‘SESSİZ OLMAMAYI SEÇTİK’

Irkçılığın bir cinsiyeti olmadığının altını çizen Ö.Y, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü hangi cinsten gelirse gelsin, tehlikeli ve travmatiktir ama tabii bir ırkçı için cins önemli olabilir. Bize saldıran ırkçı bir erkekti ve cüretini kadın olmamızdan aldığını düşünüyorum. Çünkü bunu üç yabancı erkeğe yapması zor olurdu. Irkçı bir erkeğin ne denli eril olabileceğini Türkiye deneyimlerimizden biliyoruz. Burada da saldırgan erkeğin aynı zamanda cinsiyetçi küfür ve taciz eden söylemleri, erkek egemen düşüncenin, ırkçılığın ve faşizmin ne denli kol kola olduğunu bize gösterdi. Yaşadığımız bu saldırı birçok mülteci için yeni değil ama bu durumda sessiz kalmak  yanlızlığı getirecektir. Bu yüzden sessiz olmamayı seçtik.

‘DAVAMIZI TAKİP EDECEĞİZ’

F.C de, maruz kaldığı saldırıyı hem ırkçı hem de erkek şiddeti olarak ele aldı. “Erkek ve ırkçı biri için çok sebep aramamak gerek” diyen F.C, “Onlara göre biz güçsüz kadınlarız. Malesef İsviçre’de böyle saldırıların çoğalması ve devletin hiçbir şey yapmaması daha üzücü” dedi. Kadınların her alanda  öz savunmasını yapması gerektiğini dile getiren F.C, “Erkek doğduğu andan itibaren şiddete eğilimli yetiştiriliyor. Bu da yaşamda güç göstergesi yada kendi egolarını tatmin etme haline dönüşüyor. Her alanda kadın arkadaşlar kendi öz savunmasını sağlamalı, her türlü şiddete karşı birlikte adım atmalı” şeklinde konuştu. Bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağını belirten F.C, “Erkek devleti kadınları sindirerek, yaşattığı şiddeti kabullenmemizi istiyor. Biz susmayacağız. Zanlının kimliğinin tespit edilip yargı karşısına çıkarılmasını sağlayacağız, son sözümüzü de mahkemede zanlının yüzüne söyleyeceğiz” dedi.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

 

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR