Her sayfada gözyaşlarım var

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Metin Aktaş, son romanı ‘Yezda’ kitabında 73’üncü ferman olarak nitelendirdiği DAİŞ’in Şengal saldırısını 14 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatıyor. Yazdıklarının bir tercih olmadığını belirten Aktaş, çocukluğunun Dersim Soykırımı’nda yaşananları dinleyerek geçtiğini ifade ederek, ‘Yazdığım her sayfada gözyaşlarım var’ diyor

Yazar Metin Aktaş, Êzidîlerin son ferman olarak nitelendirdiği DAİŞ’in Şengal’e dönük saldırılarını anlatan Yezda romanı, Aram Yayınevi’nden çıktı.

Daha önce kaleme aldığı 13 farklı romanıyla yoksulların, halkların ve inançların acılarını kaleme alan yazar Aktaş’ın, Êzidîlerin 73’üncü ferman olarak nitelendirdiği DAİŞ’in Şengal saldırısını 14 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatıyor. Munzur Efsanesi, Gerçek ve İşkence, Hamal Dersimli Bektaşi, Acı Fırat Asi Fırat, Sürgün, Cennetin Ölümü, Nişancı, Dicle, Harput’taki Hayalet, Cefr, Son Derviş, Rüzgar Ateş Gibi Yakıyordu, Avesta ve Yezda romanları ile toplumun alt kesimini oluşturan yoksul, azınlık inanç ve kültürlerde insanların yaşamlarını, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanmış trajedileri anlatan Aktaş, son kitabına ilişkin konuştu.

* İlk yazı deneyiminiz ne zaman başladı?

Edebiyata, Hakkari Lisesi’nde okurken Hakkari Lisesi Gazetesi adlı yerel gazetede 1974 – 1976 yıllarında köşe yazıları ve röportajlar almakla başladım. Köydeyken de yazmaya devam ettim. 1994’te köyümüz yakıldıktan sonra Elazığ’a yerleştim. Elâzığ’da 2006’da benim Ermeni Tehciri’ni anlatan ‘Harput’taki Hayalet’ romanım yayınlandıktan sonra Elâzığ’daki gecekondum faili bilinmez bir şekilde yakıldı. Bu süre boyunca 14 eserim yayımlandı.

* Son kitabınız Yezda’dan biraz bahsedebilir misiniz? Sizi bu kitabı yazmaya iten durumlar nelerdi?

Yezda, yüzyıllar boyunca süren Kürtlerin trajedisinin bir başka ülke topraklarındaki devamıdır. Yezda romanını yazarken tamamen DAİŞ tarafından yapılan vahşi, insanlık dışı uygulamalardan etkilendim. Ben Êzidîlerin yaşamlarına yabancı değilim. Son Derviş romanımda da Osmanlı döneminde 72’nci ferman olan katledilen Êzidîleri anlattım. Yezda romanı, DAİŞ askerleri tarafından Şengal dağlarında esir alınan Êzidî Piri’nin kızı olan Yezda’nın trajedisini anlatır. Bu romanı bir yazar olarak yazarken yazdığım her sayfada gözyaşlarım vardır. Okuyanlarda da bu derin hisler vardır. Çünkü yaşanan şeyler hiçbir insan vicdanının kabul edemeyeceği şeylerdir. Bir inanç, düşünce, siyasal iktidar ve ekonomik menfaat uğruna insanlara bu kadar büyük dayanılmaz acılar yaşatılmasının günümüzde ne kadar korkunç bir şey olduğunu anlatmak istedim. Bugün topraklarımızda başka etnik özellikleri olan insanlara tahammül etmeyen, onları yok etmek için milyonlarca, trilyonlarca para harcayan insanlara seslenmek istiyorum. Yani niye birlikte yaşamak için biraz da barış elinizi uzatmıyorsunuz. Niye ısrarla bizim evimizi, köyümüzü yakıp topraklarımızdan sürerek bizi şey yapmak istiyorsunuz.

* Ezilen tüm etnisiteler gibi Êzidîlerin de maruz kaldıklarını yakından takip ediyorsunuz. Êzidîlerin bu denli acılara maruz kalmasını neye bağlıyorsunuz? ‘73’üncü ferman da diğer fermanlar gibi aynı nedenlerden oluştu ve aynı sonuçları doğurdu’ diyebilir miyiz?

2014’te Şengal’deki katliam başlamadan öncesi de vardı. Bunlar kendi içerisinde yaşayan Êzidîleri öldürüyor, katlediyor, işkence ediyor sonra zorla kendi dinlerine davet ediyorlardı. Ama 2014’ten sonra son noktaya vardı. Şengal’deki 3 Ağustos 2014 katliamından önce bunlar öyle büyük vahşetler yapıyorlar ki insanları öldürüyor, kafalarını kesiyor, sokaklara, ağaçlara asıyorlar. Ve öylesine korkunç ruhsal baskı yaratarak bunların yenilemeyeceği, ölemeyeceğine inanılıyor. Şengal’i istila ettikleri zaman Şengal dağlarına kaçan on binlerce Êzidî o kadar çaresiz ki. Orada bir yandan katlediliyor bir yandan açlıktan susuzluktan ölüyor ve kırılıyor. O dağda bir gün 7 tane gerilla geliyor ve onlara “Mücadele edin” diyor. Êzidîler bunların gerilla kılığına giren 7 kutsal melek olduğunu söylerler. Bu 7 gerilla on binlerce DAİŞ militanı ile mücadele ediyor. Ve Êzidîlere, kasaba gönderilen koyun gibi boğazlanmanın gerekmediği ve mücadele etmesi gerektiğini öğretiyor. Ve bu 7 gerilla Şengal dağlarında onlara mücadele etme ve hayatta kalma ruhunu kazandırıyor. Bu 7 gerilla, DAİŞ militanlarından birkaç tanesini öldürdüğü zaman DAİŞ elemanlarının ölümsüz olmadığını, ölebileceğini ve yenilebileceğini öğreniyorlar.

Yeni bir ruh kazanıyorlar

Êzidîler mazlum bir kavimdir. Tarih boyunca hep katledilmişlerdir. 73’üncü ferman olarak adlandırdıkları bu katliamda da katledilmiştir. Ama 73’üncü fermanın diğer fermanlardan farkı onlara mücadele etme ruhu edinmiş olmalarıdır. Öyle bir ruh kazandırıyorlar ki o andan sonra 1 saat içerisinde Şengal dağlarına sığınan on binlerce Êzidî’ye bir telepati gibi bu haber yayılıyor. Ve hepsinin hayatta kalmak için mücadele etmesi gerektiği ruhu onlara veriliyor ve bu Êzidîler bu şekilde DAİŞ’e teslim olmayarak hayatta kalmayı başarıyorlar.

11yezda2* Kitapta amacınız ya da vermek istediğiniz mesaj neydi?

Ben Yezda romanımı yazarken Dersim, annemin hayatını anımsadım. Veya Şırnak’ta aylar sonra yasaklanan evine gidip yakılan evinin üzerindeki harabeler üzerinde ağlayan kadının çığlıkları bana geliyor. Yani acılar her yerde aynıdır. 1938’de benim annemin evini yaktılar, sürdüler. Gitti varoşlarda yaşadı geldi, yoksul sefalet içerisinde yeniden hayat kurdu. 1994’te aynı yine annemin evini yaktılar. Bu ne korkunç bir trajedidir, döngüdür. Demek istediğim şey artık bundan vazgeçilmelidir. Yezda’da aslında şunu anlatmak istedim, çok övündüğümüz siyasal iktidarların çok övündüğü tarihimizde biz ne yapıyoruz? Bir kez daha yüzletilmesini istedim.
14-15 yaşlarında gencecik bir kızı evinden alarak, köle pazarlarında satarak, metres olarak kullanarak, onlara en insanlık dışı işkenceler yaparak hangi adalete hangi inanca hizmet ediyorsunuz? Yani hangi tanrı, kimin tanrısı böyle bir duruma müsamaha eder. Artık bir toplum olarak oturarak bunları sorgulamak, insanların kendi vicdanı ile hesaplaşmaları için yazdım.

* Hemen hemen bütün eserlerinizde anlattığınız olay yarım kalıyor gibi. Bu kitabınızda da aynı durum hakim. Kitabın devamını yazacak mısınız?

Aslında bir yazar olarak insanın söyleyeceği son sözün bittiği an artık o bitmiştir bence. Yazdığım her kitapta hep söylediğim şeyin yarım kaldığını hisseden bir insanım. Mesela Yezda’nın acılarını anlatamadım. Bana göre hep yarım kalmıştır. Eğer bir gün olanaklarım olursa daha diğer devamını anlatmak isterim. Ayrıca benden sonra da gelen yazarların bu acıların kaldığımız yerden yazmasını isterim. Gelecek kuşaklar bunları yaşamasın. Ben acı çeken insanlar içerisinde büyüdüm. Benim çocuklarım da benim acılarım içerisinde büyüdü. Ama artık torunlarımızın acılar içerisinde büyümesini istemiyoruz.

* Romanlarınızda yakın tarihimizdeki trajedik olaylar gibi geçmişte inançları nedeniyle baskıya maruz kalan kesimleri de anlatıyorsunuz. Örneğin Cefr kitabında Alevilik Yezda’da ise Êzidîlik. Bu ikisinin ortak yönleri nedir?

Bu topraklarda, yaşadığımız coğrafyadaki halklar aynı kültür ve köklerden besleniyor. Êzidîler ve Alevilerde geçmişte Zerdüşt inancından gelen kökleri çok güçlü olan ve kökünden gelen şeyleri gelecek kuşaklara taşıyan iki inanç grubu olduğu için birbirlerine yakın noktaları çok sayıdadır. En önemli ortak özellikleri muhalif olmalarıdır. Bu topraklarda egemen inançlar her zaman kendinden olmayan inançlara yoğun baskılar uygulamışlar. Onları katliamlar ile yok etmeye çalışmışlar. Topraklarından sürmüşler, bu binlerce yıldır bitmeyen trajedidir. Bu anlamda yoğun bir şekilde Êzidîlerle Aleviler arasında geçmiş bağları olduğundan dolayı ortak noktaları çoktur.

Onların çığlıklarıyla büyüdüm

* Yaşadığımız coğrafyadaki azınlık halkların, ırkların, inançların ve yoksullukların yaşanmış hikâyelerini anlatıyorsunuz. Bir yazar olarak buradan beslenmenizin bir sebebi var mı?

Yazdığım konular bir tercih değil. Yaşadığım Ovacık’ta 1938’de akrabalarım dahi nüfusun yüzde 80’i acımasızca katledildi. Benim çocukluk yıllarımda yani 1965’lerde kocası, kardeşleri ve babaları öldürülen aşağı yukarı 30 dul kadın vardı. Çocukluğum onların çığlıklarıyla, acılarıyla büyüdü. Ben şu an dahi yazmaya başladığımda onların çığlıklarını duyarım. Yolda ani bir ses duyduğumda aynı şeyleri halen hissediyorum. Bir zulüm, bir katliam sadece o kuşakla sınırlı kalmıyor, ondan sonraki kuşağı da etkiliyor. Ben bir yazar olarak bir şey yazmaktan çok o kadınların, çocukluğumuz üzerinde büyük etki bırakan evleri yakılmış yıkılmış, ailesi katledilmiş o insanların seslerini duyurmak istiyorum.

Nuri Akman / Müjdat Can-Xarpêt

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR