Tarih tekerrür eder mi?

Post date:

Author:

Category:

Tarihten ders almayan insanlık, yeniden kendi felaketini hazırlayabiliyor. Birinci ve ikinci dünya savaşı arasını ele alan Michael Mann’ın ‘İktidarın Tarihi’ kitabının üçüncü cildi, bu çalkantılı dönemi bir kez daha özetlerken, tarihin tekerrürü deyişini hatırlatıyor

Hüseyin Aykol

Phoenix Yayınevi’nin kült kitaplarından biri olan “İktidarın Tarihi”nin üçüncü cildi, geçen hafta yayınlandı. Bu dev eserin yazarı Michael Mann, bu işe toplumlarda iktidar ilişkilerini ele alan tek bir kitap yazmak niyetiyle 1980’li yılların başında girişti. İktidar kuramlarına eşlik edecek birkaç ampirik örneği incelemeyi hedefliyordu. Fakat incelediği örneklerin sayısı zamanla arttı ve yazmak istediği tek kitap, iktidar ilişkilerini tarihsel çerçevede ele alan dört ciltlik kapsamlı bir esere dönüştü.

‘İktidarın Tarihi’nin 1986 yılında basılan ilk cildi, tarihin başlangıcından Sanayi Devrimi’nin arifesine dek tarih sahnesinde boy göstermiş toplumlarda iktidarın tarihini ele alıyordu. Toplumsal iktidarın Sanayi Devrimi’nden günümüze kadarki hikâyesini ele alacak bir ikinci cilt yazıp kitabı güya sonlandıracaktı. Fakat çalışmaları, deyim yerindeyse şirazesinden çıktı ve kitabın ikinci cildi de alabildiğine genişledi. Dolayısıyla ‘İktidarın Tarihi’ kitabının ikinci cildi, 1993 yılında ilk kez basıldığında sadece 1760-1914 aralığını ve o dönemin en gelişmiş ülkelerini kapsıyordu.

Faşizm, etnik temizlik ve ABD

1993 yılından beri ise -yazarın çalışması faşizm, etnik temizlik ve ABD’nin dış siyaseti gibi konularla ilgili sık seyahatleri nedeniyle bölünmüş olsa da- kitabın üçüncü ve dördüncü ciltleri üzerinde çalıştı. Kitabın ikinci cildinde gelişmiş ülkelerin inşa ettikleri dünya imparatorluklarını ihmal ettiğini görünce üçüncü ciltte bu konuyu ele almaya ve konuyla ilgili eksikliği gidermeye karar verdi. Sonuçta modern toplumların anlaşılmasının yolu, bu imparatorlukların anlaşılmasından geçiyordu. İşte bu nedenle, ‘İktidarın Tarihi’nin üçüncü cildi 1914 yılından önce var olan dünya imparatorluklarıyla başlıyor ve 1945 yılında sona eriyor. Bu da iktidar hakkındaki anlatımı 1945’te bıraktığı yerden alıp bugüne kadar getireceği bir dördüncü cilt yazması gerektiği anlamına geliyordu.

Kapitalizmin büyük buhranı

İşte böylesine dev bir eserin üçüncü cildine editörlük etme şansına erişmem tesadüfen oldu. Michael Mann’ın, toplumları saran iktidar ilişkileri ağının dört tarihsel kaynağının izlerini sürdüğü ‘İktidarın Tarihi’ serisinin üçüncü cildi, dünyanın yangın yerine döndüğü, iki dünya savaşının yaşandığı 1914 ile 1945 yılları arasındaki döneme odaklanıyor. Ancak dünya tarihinin bu kesimini anlayabilmek için yazar, bizi 1890’ların başına geri götürmek zorunda kalıyor. Mann, bu doğrultuda 19. yüzyılda küresel imparatorlukların ortaya çıkışını; kapitalizm, ulus devletler ve küresel imparatorluklar arasındaki karşılıklı ilişkileri; Batı ile dünyanın geri kalanı arasında meydana gelen büyük bölünmeyi; kapitalizm, sosyalizm ve faşizm arasındaki amansız mücadeleyi ve Büyük Buhran başta olmak üzere kapitalizmin ve Batı uygarlığının yinelenen krizlerini mercek altına alıyor.

Tarihten ders alınmıyorsa…

Bu dönemin krizlerinin, modern Batı uygarlığının yapısal eğilimlerinin zirveye varışının belirtileri olduğuna dikkat çeken ve bütün bu süreçte küreselleşmenin seyir halinde olduğunu savunan Mann, küreselleşmenin yekpare bir süreç olmadığını, toplumlardaki ideolojik, ekonomik, askeri ve siyasal iktidarın dünyanın dört bir yanındaki uzantılarından müteşekkil birden fazla küreselleşme sürecinin mevcut olduğunu, kendine has akıcı üslubuyla ortaya koyuyor.

Michael Mann, iki dünya savaşı arasındaki dönemde yaşananları anlatırken, Marx, Lenin ve Mao’nun öne sürdüğü tezleri çürütmek istese de, birçok kez onların elde ettiği başarıları karşısında şapka çıkarmak zorunda kalıyor. İngiliz İmparatorluğu’nun çöküş süreci, Amerikan emperyalizminin yükselişi, Sovyet ve Çin devrimleri, Japonya’nın yükselişi ve atom bombasıyla durdurulmasını okurken, bildiğinizi sandığınız şeyleri öğrenecek, bildiklerinizi ise pekiştireceksiniz.

Benim bu ciltte anlatılanlardan aldığım ders, iki dünya savaşı arasında Avrupa ve hatta Amerika’da yaşananların bugün de neredeyse bire bir yaşanmakta oluşu oldu. Peki, tarihten ders alınmıyorsa, insanlık kendi felaketini kendisi yaratmıyor mu?

- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR