Kahraman: Erdoğan’ı yarattığı canavarlar yenecek

0
159

Kürt gazeteci-yazar Ahmet Kahraman Türk devletinin çeteleşmiş yapısını ve Kürtlere yönelik imha/inkar siyasetini bilin isimlerin başında geliyor. O, 2000’li yılların başında Türk devletine bağlı çetelerin kendisine yönelik ölüm tehditlerinin ardından Almanya’ya gelip burada yaşamak zorunda kalan ve yıllardır sürgünde yaşayan bir yazar. “Bir Dönemin Türk Büyükleri”, “Kürt İsyanları Tedip ve Tenkil”, “Korku Cumhuriyeti” ve “Cici Basının Sefalet ve Rezaleti” gibi eserleriyle tanınan ve yıllardır da Yeni Özgür Politika gazetesinin yazar kadrosu içinde yer alan Kahraman, Türk devleti içindeki çete savaşının perde arkasını ANF’ye değerlendirdi.

Türk devletinin hiçbir zaman çete ve mafyadan arınmadığını, Topal Osman ve Celal Bayar örneklerini vererek anlatan Kahraman, Erdoğan iktidarına yolsuzluk operasyonu olarak kayıtlara geçen 17-25 Aralık 2013’teki olaylarla Türkiye’de rejimin mafya düzenine dönüştüğünü dikkat çekiyor. “Mafya düzeni o saatte başladı, şimdi o düzen, o düzenden birinin, Türk halkının dilinden de çok iyi anlayan birinin eliyle yıkılmaya çalışılıyor ve yıkılacak” diyen Kahraman’a göre Erdoğan miadını doldurdu.

İşte Ahmet Kahraman’ın Türk devletinin çete geçmişi, Erdoğan iktidarının nasıl mafya düzeni haline geldiğini, Kürtlere yönelik sürdürülen saldırılarda çetelerin ve medyanın nasıl kullandığına dair sorularımıza verdiği yanıtlar:

Sedat Peker’in videolarıyla zirveye çıkan Türkiye’deki çetelerin birbirine düşüşlerinin perde arkasında sizce ne var, neyi paylaşamıyorlar?

Başından alıp özetlersek, devletin temelinde çetecilik var ve çetecilik olgusu üzerinde kurulmuştur. Bir kere bugün kutlanan 19 Mayıs olayı kısa bir süre sonra bir çetecilik olayıyla taçlandı. Sultan tarafından Karadeniz’e çeteleri bastırmakla görevlendirilen Mustafa Kemal gitti Karadeniz’de o Topal Osman adıyla ünlü olan, Pontus ve Rumlara yönelik katliamlar yapan bir katil, çete başıyla işbirliği yaptı. Mustafa Kemal yakalaması gereken çete başıyla sultana karşı başkaldırarak TC’nin kuruluş adımlarını atmaya başladı. Topal Osman daha sonra da Mustafa Kemal’in düşmanlarıyla savaşan bir katil olarak karşımıza çıktı ve dahası Koçgirili Kürtlerinin bastırılmasında kullanılan bir çete başı oldu. Oradan günümüze geldiğimizde şunu görürüz; Türk devleti hiçbir zaman çetelerden yani mafyadan arınmadı. Ötekilerini bir kenara bırakıyorum, TC’nin güçlü cumhurbaşkanı Celal Bayar bir çete lideri, günün deyimiyle bir mafya lideridir, ki kendileri ona “Komutacı” diyorlardı.

Amerikan mafyasının isim olarak yaygınlaşmasından sonra TC’de çeteler/çetecilik mafya olarak adlandırıldılar. Demirel’in kabinesinde biri kendi bankasını soyan iki mafya düzeneğinin patronlarıyla ünlenmiş iki kişi vardı. AKP’ye geldiğimizde; AKP de bir çete kumpası üzerinde kuruldu ve bugüne geldi. Bugünkü düzenin başı, çetecilik/mafya rejiminin başı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bugün konuşulan ve tartışılan konularda da Erdoğan adı pek geçmemekte. Peker bile Erdoğan’ı kollayan, koruyan sözler sarf etmekte, ona ‘Erdoğan abi’ diye hitap etmekte.

Mafyacılar, mafya babaları sıradan insanlar değildir, kesinlikle çok zekidirler. Örneğin Al Capor delilikle dahilik arasında gidip-gelen bir zekaya sahipti, sonra zaten kafayı sığırdı.  Sedat Peker de zekasını kullanarak doğrudan Erdoğan’a saldırmadan, etrafını deşifre ediyor. Oysa ben size şunu söyleyeyim; Sedat Peker Erdoğan’dan habersiz Erdoğan kampanyalarını yürüten Erdoğan’ın kadro adamlarındandı. Propagandaları, mitingleri ve Erdoğan’ın düşmanlarının kanını içme sözleriyle o Erdoğan’ın baş yardımcılarından biriydi.

Aslında tedavülden kalkması gereken devlet içindeki çete liderleri de Erdoğan döneminde yeniden sahaya indi, Erdoğan bunlara neden ihtiyaç duydu?

Evet, bunlardan biri Mehmet Ağar’dır, o da Erdoğan’ın kadro adamlarındandır. Mehmet Ağar’ı yeniden politika sahnesine çıkaran, onunla halvet olan, gizli görüşmeler yapan ve onu ödüllendirme adına oğlunu milletvekili yapan, üstelik oğlunun bir cinayete karışmasına rağmen AKP Marmara Temsilcisi olarak atayan Erdoğan’dır. Çünkü Erdoğan mafya çeteyle iç içe geçmiş durumda. Bir örnek daha vermek istiyorum; Suruç’ta Şenyaşar ailesini katleden adamı AKP MYK üyeliğine getirildi. Yani demek istediğim Erdoğan’ın ekibinde pek çok katil ve çete lideri var. Soylu da Erdoğan’a haber vermeden, onayını almadan tuvalete bile gidemeyen bir adam, dolayısıyla Soylu’nun Peker’e savaş açması Erdoğan’dan habersiz değil. Ortalık mafya-çete organizasyonuyla doludur, Çakıcı da hapishaneden Erdoğan tarafından çıkartıldı ve o baş mafya olunca Sedat Peker’e yer kalmadı. Şimdi de Erdoğan’ı, onun yarattığı bu canavarlar yenecek.

Neden Erdoğan artık hedefte, bu sonuca nereden varıyorsunuz?

Çünkü Erdoğan miadını doldurdu. Erdoğan bu süre içinde şunu kanıtladı; birçok kişi nimetlere bakarken, o tepelerinde bağdaş kurduğu çetelere her türlü imkanı verdi, ihaleler onlara gidiyor, ülke onlara yağmalatılıyor. Bakın ben size şunu söyleyeyim; Reza Zarrap olayı bir çete organizasyonudur, bunlar akbabalar gibi onun etrafına üşüştüler, herkes payını aldı. Erdoğan’ın ailesinden kimisi 300, kimileri 100 milyon Dolar aldı Zarrab’ın kazancından. Birçok kişi onun paralarını tırtıkladı, birçok kişi onun sayesinde zenginler sınıfına katıldı. Sonra Zarrap çare olarak Amerika’ya gitmek zorunda kaldı. ‘Kızımı gezdirmek için’ falan değildi, buna ihtiyacı yoktu ve oraya bile bile -servetini de oraya naklederek- gitti ve sığındı. Bir diğeri de Azerbaycan mafyasından Mansimov’du, şimdi bu adam taşımacılıkta petrol kralıydı. Türkiye’ye geldi ve Bilal’e armağan olarak taşımacılık yapması için tanker verdi. Bunun da başına üşüştüler. Erdoğan bir kesimi kollayıp, diğerleri uzaktan bakınca artık ipini çektiler. Tam bu sırada baş gösteren ekonomik krizi de buna eklenerek üzerinde oturduğu tuğlaları tek tek çektiler.

Peki söylediğiniz kesimler başarılı olacak mı?

Evet, bunu başaracaklar. Şunu görüyoruz; şimdi 17-25 Aralık olayı dünyada bir ilktir. Erdoğan başbakandır ve ilk defa bir başbakan oğluna telefon açıp ‘Evdeki paraları sıfırla polis’ geliyor’ biçiminde fısıldıyor. Bu dünya tarihinde bir başbakanın söylemiş olduğu en büyük skandal sözdür. Sonra belgeler ortaya çıktı, 100 milyonlar nasıl dağıtılmış. Ayrıca ayakkabı kutularından ve elbise paketlerinden de ne çıktığı görüldü, bütün bunlar biliniyor. Ama ne oldu? Bir emirle kapattı üstünü, ‘böyle bir şey yoktur, iftiradır’ dedi. Mafya düzeni o saatte başladı, şimdi o düzen, o düzenden birinin, Türk halkının dilinden de çok iyi anlayan birinin eliyle yıkılmaya çalışılıyor ve yıkılacak.

Burada dış güçlerin etkisini ve Erdoğan’ın dışardaki sıkışmışlığını nereye koyuyorsunuz?

TC 1950’den günümüze NATO’dan yiyerek, NATO’dan silahlanarak ayakta kaldı ve NATO’dan aldığı güçle katliamlarla yaparak bugüne geldi. Amerika da NATO’nun başıdır, bunlar Amerika ile birbirlerine girmişlerdi ve son zamanlarda böyle bir bahar havası eser gibi oldu. Hatta Amerikan’ın başı Türk devletinin katil ve soykırımcı ilan ettiği halde Erdoğan’a sesini çıkarmadı. Ama geçenlerde Filistin meselesi dolasıyla Erdoğan için yeniden antisemitist, Yahudi düşmanı yani ırkçı dediler. Amerika Erdoğan’ı bölgenin fesadı rolünde yakaladı. İsrail-Filistin anlaşmasızlığında Erdoğan, İslam dünyasını İsrail’e karşı savaşmak için örgütlemeye çalıştı, fakat kimse yüz vermedi. Hıristiyan dünyasını bu fesatlığın aracı haline getirmeye çalıştı, Papa’yı bile aradı, hem de sanki İsa’yı İsrailler bugün öldürmüşçesine katil ilan ederek. Amerika artık yüzünü gördü ve ona doğrudan karşı çıkıyor. Oysa NATO zirvesi vesilesiyle Biden ile biraraya geleceklerdi, konuşup sorunları hal edeceklerdi.

Ancak aynı dış dünya ve batılı ülkeler yıllardır Kürtlere karşı uygulananlara sessiz kaldı, Kürdistan’da yaşananlar onların gözünde neden soykırım değildi?

Evet, bu dünya Kürtlere karşı uyguladığı ırkçılık ve soykırıma seyirci kaldı, soykırım sadece bir halkı yok etmek değildir, aileleri yerinden-yurdundan da etmek soykırımdır, yerine konulamayacak şekilde evleri/tarihi yapıları yok etmek de soykırımdır. Bu benim uydurmam ve tanımım değildir, Birleşmiş Milletler’in soykırımı kabul eden kararlarında bunlar yazılıdır. Erdoğan Kürtlere karşı soykırım suçu işliyor, Kürtlere karşı bile bile zehirli gazlar kullanıyor ama dünya seyir ediyor. Dahası BM tam adını koymadan Efrîn’de soykırım uygulandığını açıkladı, insanları yerinden ederek, göç ettirdiği insanların yerine kendi soyundan ya da kendi meşrebinden insanları doldurarak bu suçu işledi.

Şunu söylemek istiyorum; dış bağlantılar bakımından da Erdoğan miadını doldurdu. Tam da bu sırada Sedat Peker’in harekete geçmesi sürpriz değildir. Gerçekçi olmak lazım, Erdoğan bugünden yarına alaşağı olmayacak, yarın kimse onu Musolini gibi bacaklarından asılmış olarak görmeyecek, kimse onun en kısa zamanda Hitler gibi kafasına kurşun sıkarak ortalıktan çekildiğini görmeyecek. Ama yavaş yavaş sonu gelmiştir, yavaş yavaş bir sona doğru gidiyor. Ülkenin bütün nimetlerini yağmaladıktan sonra gidecek. Bir dostumun dediği gibi; Moğollar gibi geçti bu ülkenin üzerinden, ülkenin bütün malını/varlıklarını ganimet olarak gördü, sonuçta da o ve avenesi bunları aralarında ganimet olarak paylaştılar. İşte buna seyirci olan, yani biri yerken, diğer taraftan bakan kesimler de vardı, şimdi onlar ellerini ovuşturarak Sedat Peker tarafından alaşağı edilmesini seyir ediyorlar.

Devletin bir aygıtı haline gelen bu çeteler, yapılar neden hep Kürtlerle karşı yürütülen savaşta palazlanıyor?

Çünkü bütün faşist rejimler bir düşman yaratarak ayakta kalmaya çalışmışlardır. Şunu da unutmamak lazım, günümüzde Türk halkı kadar çarçabuk faşizmin kıvamına gelen/benimseyen başka bir halk yok. Dün solculuk adına birbirlerini öldürenler bugün Erdoğan ideolojisinin yanındadırlar. Kürt davasını kullanarak, Kürtler üzerinde düşmanlığı birleştirerek iktidarlarını sürdürüyorlar. Hitler de Yahudileri yok etmeyi öne alarak katliamlarına başladı. Dünya da ona sessiz kalmıştı, örneğin Stalin onunla saldırmazlık anlaşması imzalamıştır. Hitler faşizmi Yahudilerin mallarına el koyarken, onları soykırımından geçirirken Fransa’sı, İngiltere’si, Rusya’sı bütün seyirci kaldılar, onlara saldırana kadar. Erdoğan da ‘terörizm’ adıyla Kürtlere saldırırken sadece izlediler. Şunu söyledim; Amerika da çıkarlarına dokunduğunda cıyaklamaya başladı. Demek istediğim Türk faşizmi Kürt düşmanlığını kullanarak arkasına kalabalıkları topladı. Erdoğan Kürtlerin yok edilmesini bir beka meselesi yaptı ve dünya bunu duymazlıktan geldi. İsrail Filistinlerle savaş halinde, Gazze’den Tel Aviv’e füzeler fırlatıldığı halde İsrail bir Cizre, bir Silopi, bir Şırnak yaratmadı, mabetleri/tarihi yok etmedi, insanları yerinden edip onlara bir ekmek verilmesini de yasaklamadı. Ama Erdoğan İsrail’in şahsında kendini insan göstermekte, roller yapmakta. Şunu söylemek lazım; terörizm bir dili/kültürü yasaklamaktır ve bir halkı aidiyeti nedeniyle kırmaktır, Kürtler bunu yaşıyor. Fakat Erdoğan ‘Kürt terörizmi’ diyerek aptalları ve ‘batı uygarlığını’ yanına alabiliyor.

Dünyanın başka yerlerinde gazeteciler çeteleri deşifre ederken, Sedat Peker olayında görüldü ki bir çete lideri her gün kendisine gazeteciyim diyenlerin kirli ilişkilerini deşifre ediyor, Türk basınını iyi bilen bir isim olarak bu durum sizi şaşırttı mı?

Türkiye’de faşizm artık mafyayla bütünleşmiştir, bugün artık TC’de kim mafya, kim seçilmiş belli değil, iç içe geçmişlerdir. Medya da mafya düzeninin merkezine oturtulmuştur. 17-25 Aralık’ta Erdoğan’ın oğlu polis onu ararken, Tarabya’da fotoğraf çektirip ‘gücünüz varsa, gelin alın’ dediği gün ülkeye mafya düzeni yerleşti. Türk medyası da mafya düzenine kalkan oldu ve saldırı silahı haline geldi. Kürtlere saldırıda, Kürtleri aşağılamada, Kürtlere karşı Türk ırkçılığını ayaklandırmada medyayı kullandılar. Şili’deki Pinochet faşizminde de Türk generallerinin faşist düzenlerinde de durum böyleydi, medya bugün de durum farksız değildir.

Medyanın ne pislik olduğu Özışık ailesiyle ortaya çıktı. Onların fesat yuvası haline gelen ilişkileri, şantajları ve kumpaslarını Sedat Peker ortaya döküyor. Özışık ailesinin şahsında aslında Türk medyası deşifre oldu. Ayrıca burada kullanılan Kürtlere de dikkat çekmek istiyorum, medyada ilk kez bu kadar düşmüş Kürt görüldü. Şimdi tek tek isim vermeyeyim, üçünün-beşinin adı söyleyip de ötekileri unutacak olursak haksızlık olur, yani o mikroplar korunmuş olur. Türk medyasında pek çok düşmüş, onuru çamura/çirkefe yatmış Kürt var ve bunlar faşizmin borazanlarıdır, bunlara ihanetçi de denilmez, çünkü düşmüş, kişiliği yok olmuş birine hain demek tam gerçeği anlatamaz. İnsan mesleğinden de olabilir ama köyünde kalıp üç-beş tavuk besleyip yumurta satıp, limon satarak da aç kalmayabilir, onurunu satmayabilir. Fakat bunlar onurunu sattılar, hem de medyada Kürt halkına hakaret etmeye, Kürt fedailerini o lağım kokan ağızlarıyla kirletmeye çalışanlar bunlardır. Bunlar en iğrenç faşistin bodyguardlığını yapıyor, onları yıkıyor, göklere çıkartıyor, karşılığında da besleniyor.

ANF

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here