Seven: Kobanê umudun simgesi

0
377

1 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle ANF’ye konuşan Suruç Katliamı Gazisi Dr. Çağla Seven, Kobanê’nin kalbinde bambaşka bir yer taşıdığını söyledi. Kobanê’nin DAİŞ karanlığına karşı büyük bir direnişin sembolü olduğunu hatırlatan Seven, bütün dünyanın elinin kolunun bağlandığı bir dönemde Kobanê halkının bu barbar çetelere karşı büyük bir direniş sergilediğini ve umudun simgesi haline geldiğini kaydetti.

‘AMACIMIZ HALKLAR ARASINDA KÖPRÜ OLMAKTI’

İstanbul Çapa Tıp Fakültesi mezunu olan Seven, Kobanê’ye gitme kararını verdiğinde Marmara Üniversitesi çocuk hastalıkları asistanlığını kazanmıştı. Ağır hasta çocukları hayata döndürmek için verilen yoğun çaba içinde yoğrulan Seven, diğer bir taraftan hiçbir sağlık problemi olmayan çocukların savaş nedeniyle hayattan kopartılmasını hiçbir zaman kabullenemediğini vurguladı. Bu ikilemin yarattığı duygularla Kobanê’ye doğru yola çıktığını belirten Seven, “Bizim amacımız halklar arasında köprü olmaktı. Orada savaşın ve yıkımın içindeki çocuklara umut olabilmekti. Bir nebze de olsa Kobanê halkının yaralarını sarmaktı” dedi.

ALAN BEBEKLERİN CENAZELERİNİN SAHİLE VURMADIĞI BİR DÜNYA İÇİN…

İnsan eliyle yaratılmış kötülüklerden dolayı özellikle çocukların öldürülmesi ve sakat kalmasını hazmedemediğini ifade eden Seven, bu hissiyatla yola koyulmuşken DAİŞ’in hedefi olduğunu belirtti. Katliam yaşanmasaydı Kobanê’de neler yapmayı düşlediğine dair soruya bir anekdotla cevap veren Seven şunları söyledi: “Yoğun bakımdan çıktıktan sonra odama çocuk cerrahı olan bir hocam gelmişti. O dönem Alan Kurdi bebeğin cenazesi sahile vurmuştu ve hocam bana, ‘Siz Kobanê’ye gidebilseydiniz Alan bebeklerin cenazeleri sahillere vurmayacaktı’ dedi. Gidebilseydik ve önümüz bombalarla kesilmeseydi Alan bebeklerin cesetlerinin sahile vurmadığı bir ortam yaratmak için uğraşacaktık. Bu kolektif dayanışmanın ardı gelseydi farklı bir dönem olabilirdi. DAİŞ karanlığında bombaların art arda patladığı bir ülke olmaz, bu karanlık zihniyetin dayanışma ile bertaraf edildiği bir sürece girebilirdik. Türkiye’deki dinamikler de çok farklılaşırdı. Ama esas korkulan bu dayanışmaydı bence ve o yüzden de katliamlara göz yumuldu. Kürtlerin direnişinin sosyalistlerle birleşmesi bence Türkiye’deki egemenler için hep tehlike olarak görüldü.”

‘DEVLET DİLİ BİZİ MAĞDUR OLMAKTAN ÇIKARTIP KRİMİNALİZE EDİYOR’

Katliamda iç organları ciddi hasar alan ve sağ bacağı ağır yaralanan Seven, saldırının hem fiziki hem de psikolojik izlerini dün gibi taşıyor. Seven, bacağında meydana gelen kırıklar ve yaygın doku hasarı nedeniyle kas dokularını büyük oranda kaybetti. Katliamın üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen yaşadığı travmayı hâlâ üzerinden atamayan Seven, bunun nedenini ise, “Travmaya yol açan nedenlerin hüküm sürdüğü bir ortamda travma sonrası sürece geçmek çok zor” diyerek özetledi.

Yas tutamadan karşı taraftan gelecek herhangi bir saldırıya karşı korunma ihtiyacı hissederek yaşadığını ifade eden Seven, “Sürekli bir mücadele içinde olmak, ötekileştirilmek, çoğunlukla kriminalize edilmek, bunlar iyileşmekle hiç bağdaşmayan şeyler” dedi. Normalde bu gibi toplumsal travmalardaki süreçlerde iyileşmenin, toparlanmanın belli yolları olduğunu belirten Seven, ancak Türkiye’de hem hukuki hem de toplumsal anlamda bu yolların hiçbirinin işlemediğini vurguladı.

‘ANMA YAPMAMIZ BİLE ENGELLENİYOR’

Katliam tarihi olan 20 Temmuz’larda bir anma yapılmasına bile izin verilmediğini hatırlatan Seven, şunları kaydetti: “Anma yapmamıza izin verilmiyor. Devlet dili bizi mağdur olmaktan çıkartıp kriminalize ediyor. Unutturma politikası zaten hüküm sürüyor. 4 yıl geçti, ne 10 Ekim Ankara katliamı, ne de bizim için bir anıt bile koyabilmiş değiliz. Bir unutma, bir değersizleştirme, toplumu duyarsızlaştırma politikası devam ediyor. Bu katliamların olagelmesine neden olan koşullara karşı hep savunma halinde kalmak zorundayız. Ben bu durumu Suruç ailelerinde de görüyorum. DAİŞ çetelerinin bu kadar kolay örgütlenebildiği ve yaptıklarından sıyrılabildiği bir ülkede, Besra Erol Suruç katliamında hayatını kaybeden oğlu Evrim Erol’un mezarı başında yaptığı bir konuşma nedeniyle hâlâ tutuklu. Ya da mezar taşları paramparça ediliyor, anmalarımız engelleniyor. Böyle bir ortamda iyileşmek mümkün mü? Bu defansif halden yas tutma haline geçemedik maalesef. Sürekli orta ölçekteki savaşla yaşadığımız ülkede travma sonrası sürece ulaşamıyoruz.”

‘NEFRET TOHUMLARIYLA TÜRKİYE’DE KARDEŞÇE YAŞAMAK GERİLETİLDİ’

Rojava’ya yönelik işgal girişiminin de bu kriminalizasyonun bir devamı olduğunu vurgulayan Seven, iktidarın sıkıştığı anda milliyetçilik ve dini öğeler üzerinden nefret ektiğini söyledi. Savaş sonrası sosyal medyada patlak veren söylemlerin bu ekilen tohumların geri dönüşü olduğunu belirten Seven, “Bu nefret en çok savaş dönemlerinde ortaya çıkıyor. Bu durum Türkiye’de birlikte ve kardeşçe yaşamanın ne kadar geriletildiğinin de açık bir örneği” dedi. Kutuplaşmanın bu kadar derinleşmesinin kaygı verici olduğunu ifade eden Seven, bugün gelinen noktada savaşa hayır, çocuklar ölmesin demenin bile suç sayıldığına dikkat çekti.

‘ÖNEMLİ OLAN DAİŞ ZİHNİYETİNİN YOK EDİLMESİ!’

Bu anlamda DAİŞ lideri El-Bağdadi’nin öldürülmesinin tek başına bir şey ifade etmediğini, onun taşıdığı zihniyetin yok edilmesinin önemli olduğunu belirten Seven, Türkiye’nin bu noktadan çok uzak olduğunu vurguladı. Bu konuda Suruç davasını örnek gösteren Seven, 4 yıldır mahkemede sanıksız sandalyelerle konuştuklarına işaret etti. Genel tabloya bakıldığında AKP iktidarının DAİŞ konusuna ciddiyetle yaklaştığının söylenemeyeceğini kaydeden Seven, şöyle konuştu: “Bağdadi’nin Türkiye’ye 5 kilometre uzaklıkta, hem de Türkiye kontrolünde olan bir köyde öldürülmesi, öldürülmeden önce Türkiye’yi vilayet olarak ilan etmesi, kamplarda kalan DAİŞ militanlarının ve ailelerinin Türkiye gelmek istemesi, Türkiye’nin dünyada DAİŞ ile mücadelede en az güvenilir ülke olması genel tabloyu zaten gözler önüne seriyor.

‘İKTİDAR DAİŞ İLE MÜCADELEDE CİDDİYETSİZ!’

Mesela bugün kaç DAİŞ militanı yargılanıyor ya da kaçı cezaevinde? O konuda bilgi verilmediği gibi geride bıraktığımız 10 Ekim Ankara Katliamı’nın yıldönümünde İçişleri Bakanı DAİŞ ile ilgili sorulara gülerek, ‘O kadar da büyütmeyin’ diye cevap verebildi. Tehlikeye bu ciddiyetsizlikle yaklaşan bir iktidarın DAİŞ ile mücadele ettiğini söylemek çok zor. Çünkü selefist ve cihatçı zihniyet bölgeye ekildi bir kere. Bence Türkiye’de bu kadar insan kaynağı bulmalarının nedenlerinden biri de bu. Daha yeni yayınlanan bir videoda Cumhurbaşkanı Fethi suresindeki bir ayeti referans göstererek, ‘Küffara karşı şiddetli olmamızı rabbim emrediyor’ demesi. Bu tam da cihatçı anlayışın temelidir ve DAİŞ’in de beslendiği noktalardan biridir. Kaldı ki Türkiye’de DAİŞ katliamları iktidarın politikalarına ve koltuklarını sağlamlaştırmasına hizmet etmiş olaylar olarak tarihe geçti. Bu çok kaygı verici.”

‘KOBANÊ DÜŞMEDİ, DÜŞMEYECEK!’

Seven, böyle bir süreçte Kobanê direnişi kadar Suriye Demokratik Güçleri’nin yıllardır DAİŞ karanlığına karşı verdiği mücadelenin daha da anlam ve değer kazandığını vurguladı. Dünyada herkesin korktuğu bu karanlığa karşı koyma cesaretini Rojava devriminin gösterdiğini kaydeden Seven, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kobanê’yi tekrar hedef göstermesine atıfta bulunarak, “Kobanê düşmedi ve düşmeyecek” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here