Marmara için atık denetimi hayati

0
111

Deniz salyası olarak bilinen müsilaj, Çanakkale Boğazı’nı aşarak Ege Denizi’ne ulaştı. Uzmanlar çözüm konusunda hemfikir; temizlemek ya da oksijen vermek çare değil, tek çözüm kirliliği önlemek. Marmara Denizi’nde çalışan balıkçılar, 1 Eylül’de başlayacak yeni sezonda da müsilaj etkisinin devam edeceği konusunda endişeli. Deniz biyologu Dr. Mert Gökalp’e göre; Marmara Denizi’nde müsilaj sorununu aşabilmek için atık suların içilebilir su haline getirilmesi, ancak yine de denize salınmaması gerekiyor. Gökalp, sanayi atıklarının da aktif denetlenmediğini savunuyor.

Marmara Denizi’nde balıkçılık yapanlar, yaklaşık 5 aydır deniz salyası nedeniyle mağdur. Balıkçı teknelerinin yaklaşık yüzde 30’u, her akşam, çevirmiş oldukları ağları patlatarak, yani yırtarak geri toplayabildi. O gün elleri boş geldikleri gibi, ertesi günü ağların tamiriyle geçirerek bir gün daha kaybetmiş oldular. Her teknede 20-25 kadar insan çalıştırılıyor. Denizden bir şey kazanamadıkları zaman bu insanlara da ödeme yapamıyorlar.

ŞİMDİYE KADAR AZALMASI GEREKİYORDU, AZALMADI

45 yıldır İstanbul çevresinde ticari balıkçılık yapan Ayhan Arslan, müsilajla tanışmasının 30 yıl önce olduğunu ama etkisinin ilk kez bu kadar yoğun yaşandığını belirtiyor. Arslan’a göre; yoğun yerleşim, sahillerin betonlaşması ve denize akan kanalizasyonlar nedeniyle artık Marmara Denizi’ndeki sirkülasyon azaldı ve deniz, bütün sahilleri betonlaştığı için kendini doğal olarak temizleyemiyor. Arslan, “Çok endişeliyim. Şimdiye kadar bunun kalkması lazımdı ama azalma yok. Eylül’de Karadeniz’de balıkçılar rahatlıkla avlanacak ama Marmara için aynı şeyi söyleyemem. Üremeye engel olacağını tahmin ediyorum, çünkü 10 gün sonra bütün balıklar havyarını dökmeye başlayacak. Bu da bazı türlere zarar verecek. Göç yolları değişti, lüfer balığının ve torik balığının geç kaldığını görüyoruz. Bu da sıkıntı” şeklinde konuştu.

MARMARA’DA BALIKÇILIK BİTERSE

İstanbul Balık Üreticileri ve Su Ürünleri Kooperatif Başkanı İlyas Torlak da müsilajın en büyük etkisinin Marmaralı balıkçı üzerinde olduğunu söyledi. Torlak, “Marmara Denizi bir balıkçı için en mühim deniz, bir balık akvaryumu, Türkiye balıkçılarının olmazsa olmazı. Burada balıkçılık biterse Türkiye’de balıkçılık biter” dedi.

KİRLİLİĞİN NEDENİ SANAYİ VE TERMİK SANTRALLER

Deniz biyologu Dr. Mert Gökalp ise Marmara Denizi’nin müsilaj sorununu aşabilmesi için tek yolun, arıtmadan geçmiş olsa bile denize hiç atık su salınmaması olduğunu savundu. Gökalp, atık suların denize boşaltıldığı “derin deniz deşarjı” olarak anılan uygulamanın hemen bugün sona ermesi gerektiğini belirtti. Dr. Gökalp, şöyle devam etti: “Bırakın denize deşarj edip atık atmayı, bizim o suyu dönüştürüp içilebilir hale getirip denize hiçbir şey bırakmamamız lazım. Marmara oksijeni az, iki küçük kanalla [İstanbul ve Çanakkale boğazları] beslenen kapalı bir deniz. Fakat bereketli bir deniz ve etrafında 25 milyon insan yaşıyor. Ülkenin en büyük şehirleri, sanayi tesisleri ve termik santraller yer alıyor. Bunların neden olduğu deniz kirliliğini kesinlikle sıfıra yakın bir noktaya indirmemiz gerekiyor.”

BU SORUN ÇÖZÜLSE BİLE BAŞKASI OLACAK

Marmara’daki ekolojik felaketin sinyallerini aslında uzun zamandır verdiğini belirten Dr. Gökalp, “Sorun müsilajı oluşturan fitoplankton [tek hücreli bitkisel organizma] türünün Marmara’da büyük oranda artması. Bu problemden geçici olarak kurtulursak bile bir süre sonra başka bir fitoplankton ortaya çıkabilir. Örneğin kırmızı alg gelebilir, o daha farklı hasarlar yaratabilir. Bir yeşil alg, daha başka toksik salgı salgılayan bir şey olabilir, asit yağmuru olabilir” dedi.

ÇOK YANLIŞ POLİTİKALAR UYGULANIYOR

Son 30-40 yıldır uygulanan atık politikasını “sorumsuzluk” olarak niteleyen Dr. Gökalp, sanayi tesislerine atık denetleme yapılmayıp ceza kesilmediği taktirde Marmara’nın şu anda yaşadığının, çok daha ağır sorunlarla karşılaşabileceğini ifade etti. Dr. Mert Gökalp, şunları ekledi: “40 senedir çok yanlış politikalar uygulanıyor. Hiçbir şekilde atık sistemleri oluşturmuş vaziyette değil. Ne tür arıtma yapıyorsak yapalım, hepsini derin deşarj ile denizlerimizin dibine gönderiyoruz. Söylendiği gibi derin bile değil; 20, 30, 50 metre aşağıya gönderiyoruz. Fiziksel olarak çökeltiyoruz. Bazılarında fiziksel, bazısında ise kimyasal ya da biyolojik arıtma oluyor. Ön arıtma tesisi olanlar var ama adı ‘arıtma tesisi’ olan birçok tesis var ki, gerçekte hiçbirinde arıtma adına bir şey yok. Orada düğmeye basacak adamın bile yetkisi yok. Belli saatlerde çalıştırıyorlar. Oysa 24 saat çalışması lazım.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here