19 Aralık AKP ile devam ediyor…

19 Aralık AKP ile devam ediyor… 19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında aynı anda ülke çapında 20 ayrı hapishanedeki siyasi mahpusların kaldığı bloklara operasyon düzenlendi. Operasyon sonucunda 30 mahpus ve 2 asker olmak üzere toplam 30 kişi hayatını kaybetti. Operasyona “Hayata Dönüş” ismi verildi. “Hayata Dönüş”, o zamanki hükümetin değil tüm katmanlarıyla devletin, cezaevlerini bilhassa da siyasi mahpusları yok sayan, insan haklarını referans almayan top yekûn bir sistemin operasyonudur.

Her ne kadar hapishanelerdeki siyasi mahpuslara yönelik olsa da aslında tüm topluma “gözdağı” verilmek amacıyla yapılmış bir operasyondur. Açıkça şu mesajı içeriyordu: “Bana muhalif olanların sonu ‘Hayata Dönüş’ olur.” Yani ”ölürsünüz ” Daha sonra tanıkların anlatımı, yargılamalar sırasında sunulan belge ve delillerin de çok açıkça gösterdiği gibi “Hayata Dönüş” operasyonuyla doğrudan yok etme planlanmıştır.

Tarihin her döneminde devlet(ler) her zaman hapishanelerdeki her türlü uygulamasını sürekli ‘zor’a dayalı politikalarla yaşama geçirmiş ya da geçirmeye çalışmıştır. Bu bakımdan devlet(ler)in siyasi mahpuslara yönelik bakış açısı ve hapsetme politikaları gereği olarak, hapishaneler her zaman devletlerin geniş kullanım alanı bulduğu yerler olmuştur.

Tarih boyunca bunun kanıtı Bastil’dir, Auschwitz’dir, Guantanomo’dur, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevidir, Ulucanlardır ve tabi ki 19 Aralık Katliamı’dır. AKP’de iktidara geldiği günden beri devraldığı bu zihniyet mirasını aynı biçimde, hatta giderek daha da derinleştirerek sürdürmüştür, sürdürmektedir.

Hayata dönüş operasyonunun ardından sürdürülen eylemler nedeniyle 121 kişi çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti: Ölüm orucu sırasında cezaevinde 48 kişi, ölüm orucunu destekleyen tutuklu yakınlarından 7 kişi, tahliye olduktan sonra ölüm orucunu sürdürürken 12 kişi, kendini yakarak 10 kişi, tedavi sırasında 1 kişi, saldırı sonucu 1 kişi, intihar saldırısı sonucu 6 kişi, 5 Kasım 2001’de Küçükarmutlu’da düzenlenen polis operasyonunda 4 kişi hayatını kaybetti. AKP döneminde, katliama katılan askerlerin göstermelik yargılamaları ise hukuk koridorlarında 21 yıldır sonuçlanmayı bekliyor. Devletin işlediği tüm suçlarda olduğu gibi burada da cezasızlık temel politikadır.

Bugün gelinen aşamada onlarca yeni hapishane inşa edilmektedir. Hapishaneler hasta tutuklu-hükümlülerin tabutu işlevi görmektedir. İşkence, kötü muamele, sağlık haklarının gaspı hapishanelerde “yeni hayata dönüş” rutinidir. Tecrit politikası tüm hapishanelerde, hapishane yönetimleri ile bakanlık arasında topu birbirlerine attıkları bir oyuna dönmüştür.

Hayata dönüş operasyonlarının ardından bu yana uygulanmakta olan ve mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tek kişi ya da küçük grup izolasyon/tecrit uygulamaları çözül(e)meyen kronik bir sorun olarak varlığını korumaktadır. Adalet Bakanlığı‘nın 10 tutuklu ve hükümlünün haftada 10 saat bir araya gelerek sosyalleşmesini öngören 22 Ocak 2007 tarihli genelgesi (45/1) yürürlükte olmakla birlikte inatla ve ısrarla uygulanmamaktadır. Bu sorun Covid-19 salgını kapsamında cezaevlerinde alınan tedbirler ile daha da derinleşmiştir.

Bu nedenle Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) “Tutukevlerindeki mahkumların günün makul bir kısmını (sekiz saat veya daha fazla) hücreleri dışında, belirli amacı olan ve değişen faaliyetler yaparak geçirmeleri hedeflenmelidir. Doğal olarak, hüküm giymiş mahkumların bulunduğu kurumlardaki programlar daha da uygun olmalıdır.” şeklinde ifade edilen standart ilkesini bir kez daha hatırlatmak istiyorum Bu ilke derhal uygulanmalı, tüm hapishanelerde sürmekte olan tecrit uygulamaları sonlandırılmalıdır.

Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren, hukuku baskı ve sindirme aracı olarak kullanmaya yönelik politikaları sonucunda bugün tüm ülke hapishane koşullarında yaşamaktadır. Bu topraklar emekçiler, ezilen halklar, yok sayılan inançlar için halklar hapishanesidir. 19 Aralık üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen maalesef değişen bir şey yoktur.

Adalet Bakanı’nın çıkıp yeni hapishanelerin inşası sürüyor açıklaması bile bu vahim tabloyu özetlemeye yeter. Hapishaneler bir toplumun aynasıdır, devletlerin insan haklarına yönelik saygısının göstergesidir. 19 Aralık katliamı vesilesiyle çok uzun yıllardır bu ülkede hapishaneler yaşanan ağır ve ciddi insan hakları ihlallerini bir kez daha dile getirmeye çalıştım. . 19 Aralık katliamını unutmayalım , unutturmayalım. Katliamın sorumlusu tüm faillerin yargılanıp cezalandırılmasına, adaletin yerini bulmasına kadar mücadele etmeye devam edelim.

19 Aralık’ın AKP ile devam ettiğini unutmayalım..