Erdoğan’ı zor günler bekliyor

Davutoğlu’nun ve Babacan’nın çıkışı Erdoğan’ın politik geleceğin nasıl etkileyecek? 

Bu günden baktığımızda görünen o ki önümüzdeki süreçte aralarındaki rekabetin politik bir çatışmaya  dönüşerek devam edecek. Dolayısıyla aralarındaki bu çatışmanın en önemli yanı ise kamuoyu tarafında bir çok bilinmeyenin ortaya çıkartacak olmasıdır.

AKP’nin içinde yaşanan bu çatışma beraberin de  iktidar olanaklarını kişisel çıkarları için nasıl kullanıldığını daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Böyle bir durumda AKP’nin kendi tabanı üzerindeki etkisini her geçen gün  kabedeceği kaçınılmaz bir gerçektir. 

AKP 17 yılık iktidarını toplumu tum kesimlerinin var olan sorunlarını çözüm olacağını söylemiyle  iktidarını sürdürebildi. Ancak AKP, her geçen gün çözüm yerine çözümsüzlüğü ve tekçi bir anlayışı daha da derinleştirerek sürdürmesi  sonucu politik gücünü artık her geçen gün tüketmeye başladı. 

Bir bakıma yalnızlaşan ve kendi iç dinamiklerine ve toplumsal tabanına büyük bir oranda yabancılaşan bir yapıyla karşı karşıya.

Diğer önemli husus ise AKP iktidar gücünü merkezileştirdikçe ve tek kişilik yönetim ve karar organı oluşturdukça kendi iç dinamikleri de çözülmeye başladı. 

Bugün Türkiye’nin iç politik dinamiklerini ciddi oranda etkileyecek hamleler yine AKP içerisinden çıkmaya başladı. 

Böylelikle bugüne kadar muhalefetin yapmak istediği fakat bir türlü  başaramadığını yine AKP’nin çözülme süreci iktidar içerisinde çıkan iç muhalefetle çözülmeye başladı. 

AKP’nin politik geleceğini etkileyen iki önemli oluşumun da  ortaya çıktı. 

Fakat en önemli Bir diğer husus ise Davutoğlu’nun  geçmişten farklı ne söylediği ya da söyleyeceği henüz bilinmiyor olması kafalarda soru işareti bırakıyor. Ülkenin başta Kürt sorunu olmak üzere bu sorunların çözümüne dair neler söylüyor henüz bilinmemekte. Kendisi yıllarca AKP içerisinde politika yapmış aynı zamanda başbakanlık yapmış bir zattır.

Bugün Davutoğlu tarafından kurulan Gelecek Parti’si yıllarca bu ülkede her türlü saldırıya ve her türlü imhaya uğramış olan kızılbaşların  ne gibi somut önerileri sunuyor? 

Her ne kadar demokratikleşmeden bahis edilsede 

Türkiye’de bugüne kadar söylemin ötesine geçilmediği tüm çevreler tarafından bilinen bir durum fakat Türkiye Cumhuriyet tarihinde bu yana süre gelen çok başlıklı sorunları çözeceğiz  söylemin ötesine geçilmediği bilinmekte.

Diğer tarafta ise başta AB olmak üzere Ortadoğu’da ve coğrafyamızda nasıl bir politika güdeceği elbette ki önemlidir. 

Fakat Davutoğlu Suriye’de yürütmüş olduğu politika ülkeyi ve komşu ülkeleri içinde çıkmaz maceraları sürüklediği de bilinmeli.

Davutoğlu’nun örgütlenmesini toplumsal değerleri dikkate alarak yapacağı söyleniyor. Davutoğlu’nun yönetim kadrosunu öncelikle AKP’den gelenlerin oluşturacağı görülüyor. Parti kurma çalışması somutlaştıkça AKP’de istifalar artmaya başladığı  net bir şekilde görülüyor.

 Davutoğlu, AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yaptığı dönemde AKP içerisinde önemli bir kadrolaşma yarattı. Fakat Davutoğlu’nun tasfiye edilmesinden önemli bir etkisi olduğu biliniyor.

 Dolayısıyla AKP’yi bugün örgütsel yapısını ciddi bir çözülmeye götürecek olan güçler de birisi elbette ki Davutoğlu, fakat bunları söylerken de Babacan faktörünün göz ardı edilmemesi gerektiğini bilinmelidir.

Belirli bir plan dahilinde örgütlenen ve parti ilanıyla birlikte özellikle Büyükşehir Belediyeleri olarak bilinen bütün illerde örgütlenmesinin ilan edileceği, bunların önemli bir kesiminin AKP’de siyaset yapmış ve aktif görev almış olanlardan oluşacağı belirtiliyor.

Fakat  diğer tarafta ise Davutoğlu başta Tıpkı Erdoğan’ın başta bu ülkede Kürt sorunu var bu da benim sorunum ben çözerim dediği gibi Davutoğlu’nun da buna benzer bir çıkış yapacağı bilinmekte. 

Elbette ki öncelikli hedef kitlesinin de muhafazakâr kesimler olduğu ve bunun da daha çok AKP tabanı olacağı açıktır. Ayrıca Davutoğlu tutarsız Kürt ve  (kızılbaş )alevi çevreleri de partisine alacağı söyleniyordu. Nitekim gelinen aşamada ise bu doğrulanmış oldu fakat bunun kızılbaşlarda bir ksrşılığı olma olasılığı zayıf çünkü aynı yöntemleri 

AKP de Reha Çamuroğlu gibi insanları yanına alarak toplumu nasıl aldatıldığı açığa çıkmıştı işte bugün de yaşanan budur.

BABACAN

Diğer tarafta ise yeni dönem politikasına  uygun parti oluşturmaya çalışan Babacan, Abdullah Gül’ün yönlendirmesiyle yavaş  sağlam, acele Erdoğan ve AKP ile doğrudan çatışmadan ama aynı zamanda kendisinden emin adımlarla yürümeyi tercih ediyor. Burada ortaya çıkan politika aslında tabanın çatışarak Erdoğan hedef almak yerine AKP tabanını daha olumlu mesajlar vererek kendi yanına çekmeye hedeflemektedir.

Babacan ve ekibinin sık sık kamuoyunun önüne çıkmadan Erdoğan ile dalaşmadan derin bir çalışma yaptıkları görülüyor. Babacan Maliye ve Ekonomi Bakanlığı yaptığı dönemde nispeten bir başarısı olduğu söylenebilir.

Fakat bu dönemin öncekinden ayıran özelliği de küresel sermayenin aktif desteğinin olmasıydı. Özellikle Berlin-Londra merkezli sermaye gücünün Babacan-Şimşek ekibini aktif olarak desteklediği herkes tarafından bilenen bir husustur. 

Dolayısıyla da hareket halindeki sermayenin ülkeye akışına onay verdikleri biliniyor. Aynı şekilde Babacan, şaibeli ilişkilerin içerisinde adını geçirmedi ve AKP kitlesi tarafından sevilen biri olarak ön plana çıktı.

Parti programında, “hukuk, demokrasi, insan hakları, şeffaflık” üzerinde şekillenen yönetim anlayışı gibi unsurları ön plana çıkarttı. Ekonomi alandaki başarılarını ve mevcut sorunları ön plana çıkartmadı.

Babacan’ın kuracağı partinin programını hazırlarken partinin örgütsel iskeletini ve kadrolarını da Davutoğlu’nun tersine AKP kadrolarından oluşturmayacağı anlaşılıyor.

Farklı politik eğilimleri bir araya getirmeye özen göstereceği, bir bakıma Özal’ın ANAP kurduğu yıllara ya da AKP’nin ilk kuruluş felsefesine atıf yaparak ama değişen süreçleri de dikkate alan bir politik yönelim içerisinde olacağı söyleniyor. Babacan’ın Kürt sorununda ne diyeceği henüz net değil ama Kürt politik çevreleriyle yakın ilişki kurmaya çalıştığını görebiliyoruz. 

Diğer tarafta ise (Kızılbaş )Aleviler konusunda nasıl bir politika benimseyeceği henüz bilinmiyor. Babacan’ın kuracağı partinin arka plan örgütleyicilerinin esasen bir dönem AKP’de üst düzeyde görev yapmış olanlar olacağı açıktır. 

Ancak vitrinde, tersine, yeni dönemin ihtiyaçlarına yanıt veren kadroların ön plana çıkartılacağı görülüyor.

Erdoğan, Davutoğlu ile doğrudan, Babacan ile dolaylı çatışacaktır. Çünkü Davutoğlu AKP örgütlerini sarsmaya başladı. İstanbul Şehir Üniversitesi üzerinde özellikle Davutoğlu ile hesaplaşması bu sürecin küçük bir adımıdır.

Bu nedenle Davutoğlu, parti binalarını İstanbul ve Ankara’da olduğu gibi CHP’nin elinde olan belediye sınırları içerisinde açıyor.

 Erdoğan-Davutoğlu kapışması önümüzdeki birkaç ayda çok daha sert ve artarak devam edecek. Erdoğan, Babacan’ı da dikkatle izliyor. Çünkü Babacan’ın arkasında ciddi, tecrübeli ve uluslararası ilişkileri güçlü olan bir ekip var. Dış desteği önemli oranda kaybetmiş Erdoğan, küresel desteği arkasına alacak olan bir Babacan’ı ciddi bir tehlike olarak görüp iç politikada etkisizleştirme hamlelerine yönelecektir.

Erdoğan, gerilim politikasını süreklileştiren ve bundan sonuçlar elde eden bir lider. Bugüne kadar muhalefete karşı bu taktiği başarılı bir şekilde uyguladı. Ancak son yerel seçimlerde bu taktik tutmadı ve ters tepti. Erdoğan’ın yine de AKP içerisinden çıkıp kendisine rakip olan bu iki kesimi ‘ihanetçi’ olarak değerlendirip iç dinamiklerini bunlara karşı harekete geçirerek çatışmayı derinleştireceği açıktır.

Toplumun karşı karşıya olduğu sorunlar dikkate alındığında AKP’nin gerilim politikası artık ciddi bir etki yaratmıyor. Davutoğlu ve Babacan’a karşı uygulanacak gerilim politikası, bu iki kesimi etkisizleştirmeyip tersine güçlendirmenin bir aracı haline gelebilir. Ancak Babacan ve Davutoğlu’nun tek bir parti olarak çıkmaları da Erdoğan için bir avantaj olabilir.

Bu üçlü arasındaki rekabet-çatışma aynı zamanda birçok bilinmeyenleri de ortaya çıkartacaktır. Belki de AKP’nin içinde yaşananları, iktidar olanaklarını kişisel çıkarları için nasıl kullandıklarını çok daha net olarak göreceğiz. Böylelikle AKP’nin kendi toplumsal tabanı üzerindeki etkisi daha da zayıflayacak.

Davutoğlu ve Babacan eksenli hareketler iç politik dengeleri ciddi oranda etkiler

AKP’nin kendi içerisinde çıkarttığı muhalefetin iki ayrı parti olarak örgütlenmesi ve politik iddialarla toplumun karşısına çıkmaları hiç şüphesiz ki hem AKP iktidarı hem de Türkiye’nin politik dengeleri bakımından önemli bir etkide bulunacaklardır. 

Geçmişte AKP’den kopup parti kuranlar başarılı olamadılar. Ancak bugün hem ulusla arası ve bölgesel ilişkiler hem de iç politik dengeler önemli oranda değişti. Bu nedenle bu iki hareketin ortaya çıkması gelecekteki iktidar aritmetiğini çok ciddi oranda etkileyecektir.

AKP kadrolarını ve tabanını hedefleyen Davutoğlu

Davutoğlu’nun başında bulunduğu, daha çok muhafazakâr kesimlerin oluşturduğu AKP içi muhalefettir. Davutoğlu, politik yönelimleri nasıl belirleyecek henüz tam bir netlik yok. Türkiye’nin başına bela olan ve neo-Osmancılık hayalleriyle belirlediği ve Erdoğan’ı da İslam aleminin lideri yapacağına inandırdığı Suriye politikasının mimarı Davutoğlu’dur. Suriye’de özellikle Kürtlerin bulunduğu bölgeleri ele geçiren, katliam yapan radikal İslamcı örgütleri destekleyen Davutoğlu, IŞİD ve El Nusra militanları için ‘öfkeli çocuklar’ demişti. Bu politikaların özeleştirisini verdiğine dair henüz bir netlik yok.

Davutoğlu çevresindekilerin kişisel olarak yaptığı bir kısım açıklamalar dikkate alındığında “demokrasi, hukuk, şeffaflık” gibi kavramlar kullanılmasına ve “güçlü parlamenter sistem” üzerinde çalıştığını belirtmesine rağmen programı netleşmediği için geçmişten farklı ne söylediği ya da söyleyeceği henüz bilinmiyor. Kürt sorunun çözümüne dair neler söylüyor? Alevilere ne gibi somut önerileri sunuyor? Demokratikleşme kriterleri neler? AB ile ilişkileri hangi perspektifte yürütecek? Küresel ve bölgesel ilişkiler için geçmişten farklı neler planlıyor? Somut bir açıklama henüz yapılmadı. Parti programında bunların kapsamlı yazılacağı belirtiliyor. Tabii burada programdan çok zihinsel olarak buna uygun bir yönelim olacak mı? Davutoğlu’nun geçmişte AKP içerisindeki pratik politik pozisyonu dikkate alındığında önemli kuşkular bulunuyor. Bu bakımdan Davutoğlu’nun politik yönelimleri ve belirlediği strateji ciddi güvensizlikler içeriyor.

Davutoğlu’nun örgütlenmesini toplumsal değerleri dikkate alarak yapacağı söyleniyor. Davutoğlu’nun yönetim kadrosunu öncelikle AKP’den gelenlerin oluşturacağı görülüyor. Parti kurma çalışması somutlaştıkça AKP’de istifalar artmaya başladı. Davutoğlu, AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yaptığı dönemde AKP içerisinde önemli bir kadrolaşma yarattı. Davutoğlu’nun tasfiye edilmesinde bunun önemli bir etkisinin olduğu biliniyor. Bugün AKP’yi örgütsel olarak çözebilecek en önemli potansiyel Davutoğlu’dur. Belirli bir plan dahilinde örgütlenen ve parti ilanıyla birlikte özellikle Büyükşehir Belediyeleri olarak bilinen bütün illerde örgütlenmesinin ilan edileceği, bunların önemli bir kesiminin AKP’de siyaset yapmış ve aktif görev almış olanlardan oluşacağı belirtiliyor. Davutoğlu’nun öncelikli hedef kitlesinin de muhafazakâr kesimler olduğu ve bunun da daha çok AKP tabanı olacağı açıktır. Ayrıca Kürt ve Alevi kökenli kamuoyunca bilinen bir kısım politikacıların, ‘sol’ çevrelerce tanınan bir kısım simaların da Davutoğlu ekibinde yer alacağı kamuoyuna yansıdı.

Bir Diğer husus ise adeta bir yarış var sanki Davutoğlu partiyi kurmak için oldukça acele ediyor. İlk çıkanın etki gücünün fazla olacağını düşünüyor. Sanırım Fakat diğer tarafta ise Babacan ise hiç acele etmiyor. Sakin ve aşamalı bir örgütsel-politik çalışma ile ilerliyor diyebiliriz.

Davutoğlu’nun örgütsel gücü ve kadrolarının ezici bir çoğunluğu AKP’den gelecek olanlar oluşturacak. Babacan ise AKP’den kadro devşirmeyi esas almadan kendisine göre ‘yeni’ dinamiklerle yürümek istiyor.

Davutoğlu, Erdoğan ile çatışarak ilerlemek istiyor. Babacan ise Erdoğan ile çatışmadan kendisine alan yaratmak istiyor.

Davutoğlu daha çok muhafazakâr seçmen üzerinde gelişmek istiyor. Babacan ise daha genel bir politika belirleyerek ilerlemek istiyor.

Davutoğlu, AKP’de Başbakanlık dahil olmak üzere görev yaptığı süreçlere ilişkin herhangi bir özeleştiri yapmak niyetinde değil. Belirlediği bütün politikaların arkasında duruyor. Babacan, geçmişteki başarılarda olduğu gibi hatalarda da payımız vardır, geçmişin sorumluluklarında kaçamayız diyerek dolaylı özeleştiri veriyor.

Davutoğlu’nun uluslararası ilişkilerde ve Ortadoğu’da somut ve denetlenebilir bir politik yönelimi henüz yok. Babacan küresel ilişkilere özel bir önem veriyor. İlişkilerini canlı ve etkili tutuyor.

Her ikisi de muhafazakâr gelenekten gelmesine rağmen  dini konusu ikinci planda tutmaya çalışıyor. Aslında Her ikisi de hukuk adalet demokrasi kavramlarını sık sık kullanmasına rağmen Davutoğlu’nun da devlet adamlığı gelenleri yeni devletçi kavramlar var Babacan’da ise özgürlük kavramını ön plana çıkarmaya çalışıyor fakat unutulmamalıdır ki her ikisi de aynı gelenekten gelen bir yapıya sahiptir

Fakat Davutoğlu ağırlıklı olarak Anadolu merkezli muhafazakar orta sınıf sermaye gruplarının desteğini alarak ülkenin batısına doğru hareket etmek istiyor Buna karşın bacan İstanbul Ankara İzmir gibi büyük kentlerde daha çok Batı sermayesi dediğimiz büyük sermaye gruplarının desteğini almak istiyor dolayısıyla da burada özellikle sermayenin desteğini alacak olan Davutoğlu aksine babacanın elinin daha güçlü olduğundan söz edebiliriz.

Her ikisi de Kürtlerin önemli bir toplumsal gücü olduğunun farkındadır. Bu nedenle Kürtlerin farklı politik eğilimleri ile yakın iletişim kurarak etki alanı oluşturma ya çalıştıkları görülüyor. Davutoğlu muhafazakârlarına, Babacan’da daha çok liberal Kürt Demokrat kimliğini taşıyan kesimlere yönelik bir çalışma içerisine girecek görünüyor dolayısıyla da Davutoğlu Dolmabahçe’deki süreci devam ettirerek Kürt sorunu çözümü iddiasını öne sürebilir.

Buna karşın Babacan’da Kürt sorunun çözümünde bugünkü söylemleri aşan bir kısım politik açılımlar sunması sürpriz olmaz. Her ikisi de Kızılbaşları yönelik bir kısım politikaları daha yüksek bir sesle gündeme getireceklerdir. Fakat sadece söylendi kalacağı bilinmelidir.

Erdoğan, Davutoğlu ile doğrudan, Babacan ile dolaylı çatışacaktır. Çünkü Davutoğlu AKP örgütlerini sarsmaya başladı. İstanbul Şehir Üniversitesi üzerinde özellikle Davutoğlu ile hesaplaşması bu sürecin küçük bir adımıdır. Bu nedenle Davutoğlu, parti binalarını İstanbul ve Ankara’da olduğu gibi CHP’nin elinde olan belediye sınırları içerisinde açıyor. Erdoğan-Davutoğlu kapışması önümüzdeki birkaç ayda çok daha sert ve artarak devam edecek. Erdoğan, Babacan’ı da dikkatle izliyor. Çünkü Babacan’ın arkasında ciddi, tecrübeli ve uluslararası ilişkileri güçlü olan bir ekip var. Dış desteği önemli oranda kaybetmiş Erdoğan, küresel desteği arkasına alacak olan bir Babacan’ı ciddi bir tehlike olarak görüp iç politikada etkisizleştirme hamlelerine yönelecektir.

Erdoğan, gerilim politikasını süreklileştiren ve bundan sonuçlar elde eden bir lider. Bugüne kadar muhalefete karşı bu taktiği başarılı bir şekilde uyguladı. Ancak son yerel seçimlerde bu taktik tutmadı ve ters tepti. Erdoğan’ın yine de AKP içerisinden çıkıp kendisine rakip olan bu iki kesimi ‘ihanetçi’ olarak değerlendirip iç dinamiklerini bunlara karşı harekete geçirerek çatışmayı derinleştireceği açıktır. Toplumun karşı karşıya olduğu sorunlar dikkate alındığında AKP’nin gerilim politikası artık ciddi bir etki yaratmıyor. Davutoğlu ve Babacan’a karşı uygulanacak gerilim politikası, bu iki kesimi etkisizleştirmeyip tersine güçlendirmenin bir aracı haline gelebilir. Ancak Babacan ve Davutoğlu’nun tek bir parti olarak çıkmaları da Erdoğan için bir avantaj olabilir.

Davutoğlu ve Babacan eksenli hareketler iç politik dengeleri ciddi oranda etkiler

AKP’nin kendi içerisinde çıkarttığı muhalefetin iki ayrı parti olarak örgütlenmesi ve politik iddialarla toplumun karşısına çıkmaları hiç şüphesiz ki hem AKP iktidarı hem de Türkiye’nin politik dengeleri bakımından önemli bir etkide bulunacaklardır. Geçmişte AKP’den kopup parti kuranlar başarılı olamadılar. Ancak bugün hem ulusla arası ve bölgesel ilişkiler hem de iç politik dengeler önemli oranda değişti. Bu nedenle bu iki hareketin ortaya çıkması gelecekteki iktidar aritmetiğini çok ciddi oranda etkileyeceği açıktır.

Kurulacak olan iki partinin ne kadar oy alacağına dair şimdiden bir fikir ileri sürmek veya iddiada bulunmak gerçekten zor. Ancak politik gelişmeler ve özellikle AKP’ye oy veren toplumsal tabanın giderek yeni arayışlara yönelen ve fiilen bir kopuş yaşayan seçmen kitlenin yeni adresi bu iki eğilim olması oldukça yüksek bir olasılıktır.

Diğer taraftan AKP döneminin Başbakanı Ahmet Davutoğlu da Alevileri  o dönemde gündemine almıştı. Çeşitli Alevi önderleriyle buluştu. Alevilerin kutsal mekânlarından Hacıbektaş ve Dersim’i ziyaret etti. Bu ziyaretlerin Alevilerde büyük bir heyecan yarattığını söylemek de mümkün değil. Davutoğlu’nun söylemleri Alevilerin yıllardır dillendirdikleri taleplerin çözümüne yönelik somut adımlar atmaktan uzak. Davutoğlu’nun Alevilik üzerine yaptığı konuşma ise farklı düzeylerde ele alınıyor. Bazıları Alevilerin somut talepleri karşılanmazken, Davutoğlu’nun Aleviliğin felsefesine hâkim olmasının yüzyıllardır zarar görmüş inanca ve mensuplarına daha da zarar vereceği kanaati GENEL olarak hakim bir görüş. Ayrıca, ziyaretler sırasında görüşülen aktörlerin temsiliyetinin de kapsayıcı olmadığı görüşmüştü.

Bugün ise Davutoğlu yeni kurduğu partiye bir Alevi kurum başkanını aldı. Bu kişi daha önce AKP’ye ve devlete yakınlığı ile bilenen Doğan Demir’di. Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde gerçekleştirdiği icraatlarını da göz önüne alırsak bu girişiminde Alevileri asimile etme ve devşirmeden öteye geçmeyeceği açıktır. Aslında burada Doğan Demir’e de bir şeyler söylemek gerektiğini düşünüyorum. Kendisi herkes gibi siyaset yapma hakkına sahiptir. Ama bizim toplumuzda rızalık esas kurumdur. Kimin rızalığını alıp oraya gittin? Ya da o rızalığı verenler neden bunu yaptı, bilmiyoruz! Ama bilinmeli ki katille yan yana olanın bu toplumla işi olmaz. Toplumuz elbette ki bu gerçeğin bilincinde, rant aşkı içinde olanlara cevabı toplumumuz verecektir.

Bu arada Babacan’nın partisinde yer alacak isimler arasında bazı Alevi siyasetçilerin ismi geçiyor. Bence bu hataların dönüp toplumlarına yakışan kararı alıp, bu tarz girişimlerden uzak kalınmalıdır. Bu toplum bir kez daha katledilmesin ve yok edilmeye çalışmasın diye!

Devlet aklının öncelikli hedefi sistemin dışında kalan ve muhalif olan politik güçlerin etki alanını sınırlamaktır. Bugünkü güç ilişkileri içerisinde saldırının hedefinde bulunan HDP’dir. HDP, bu planları bozacak politikalar üretmez ve toplumsal dinamiklerini güçlendirmez, geleneksel tabanına güven vermezse, devlet aklı HDP’yi sürecin dışına atabilir. Oyunu bozmak da çözüm üretmek de yine HDP’nin elindedir. Başarma şansı var mı? Yüksek. Ancak bugünkü yönetimle, politika tarzıyla, örgütsel kadrolarla ciddi sıkıntılar yaşayacağı görülüyor. Çünkü halkın oyları ile seçilen tüm belediyeleri el koyarak HDP iyi etkisiz eleştiri siyaset arenasında daha da etkisizleştirmek isteyecektir. Çünkü AKP HDP’yi siyasi bir rakip olarak değil bir düşman gibi göstererek toplumu kutuplaştırma iyi hedeflemekte dolayısıyla da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de Türkiye’de siyasetin Kürtlerin ve Kızılbaşların üzerinde yürüteceğinizden dolayı bu her iki sorunun devamdan yana bir politika izleyecekleri kanısındayım. Bugün bu sorunların çözüldü bir Türkiye’de neyin politikası yürütüleceği merak konusudur. Fakat şunu belirtmeden geçmek istemiyorum. Bugün Türkiye’de siyaset arenasına iki parti daha atılacağı görünmekte fakat kaç parti kurulursa kurulsun tekçi anlayışta vazgeçilmeli sürece ülkemizde ve coğrafyamızda hiçbir sorun çözülmeyecektir Umarım önümüzdeki süreçte bugüne kadar yürütülen o yanlış politikalarda vazgeçilerek daha katılımcı daha çoğulcu ve demokrasinin kardeşliğin hakim olduğu bir ülkeye kavuşmak ümidiyle…

 Saygılarımla…