İmam hatipler Kızılbaşların çocuklarına edep öğretemezler!

Hiçbir tüccar Kızılbaşlara yön veremez.
Ülkemiz demokratik sosyal laik bir hukuk devlet olarak kurulsa da farklılıklara yaklaşımı kendisinden daha önce var olan devletlerden farklı bir yaklaşım içinde olmadığı bilinen bir gerçektir. Hatta burada gözden kaçırılmaması gereken en önemli husus ise kendilerin koymuş oldukları yasalarına uygun davranmayan bir hukuk tanımaz anlayışla karşı karşıya olduğumuzdur.

Bundan dolayı da Kızılbaşlar her dönemde olduğu gibi bu dönemde de ısrarla demokratik, laik bir anayasa çağrısı yapmaya devam ediyoruz.
Çünkü Anayasa da Kızılbaşları tanımadığı için yıllar içinde birçok haksızlık hem fiziki hem de psikolojik şiddet ve asimilasyonla toplum sindirilmek istenmiştir. En çarpıcı örneklerden biri ise yıllarca süren özelikle şehirlere geldiğimizde karşıma çıkan Hakka uğurlama (Cenaze) meselesiydi. Sistem yıllarca Kızılbaşların kendi cenazelerini kaldıracakları tek bir alan yaratmamış bu toplumu başka baskılara maruz bırakmıştır.

Bununla da Kızılbaşların cenazelerini camilere getirmelerinin mecbur bırakılmış, zaman içerisinde özünde uzaklaştırarak asimilasyona tabi tutulmak istenmiş. Fakat Kızılbaşlar her ne kadar cenazelerini sistemin baskıları sonucu camiye götürmüşlerse de hiç bir zaman ilkelerinde taviz vermeden asimilasyonu karşı mücadele etmeyi sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla Kızılbaşlar sistemin bu dayatmalarını kabul etmeyeceklerini her seferinde bir şekilde belli etmişlerdir.

Her ne kadar Kızılbaşlar cenazelerini camiye götürmek zorunda kalmışlarsa da kendilerinden taviz vermeemiş çoğu zaman hoca ya da imam cenaze namazını tek başına kıldırmışlardır. Kızılbaşların bu tutumu sisteme bir cevap niteliğindeydi. Sistemin ablukaya almak istediği Kızılbaşlar ancak ruhsuz bedenimizi ablukaya alabilirsiniz diyorlardı.

Çünkü biz Kızılbaşlar olarak kendimizi evrenin bir parçası olarak görür bu denli geniş kapsamlı bir alanda Hür olarak yaşayan bir felsefeye sahibiz. Ondandır ki hiçbir güç bizi ablukaya alarak dar bir çerçeve içerisine oturtmaya çalışmamalıdır.
Binlerce yıldan bu yana birlikte yaşadığımız birçok farklılıklar bugüne kadar halen Kızılbaşların felsefesini kavramamaları son derece üzücü bir durumdur.

Kızılbaşlar kendisini evrenin zenginliğiyle tarif eden bir felsefesinin dar bir çerçeve içerisine oturtma istemi bin yıllardan bu yana süre gelen bir olgudur.
Dolayısıyla bu güne denk hiçbir sistemin başaramadıklarını asimilasyon politikalarını başka bir biçimde hayata geçirmek amacıyla harekete geçmiş durumdalar. Fakat Kızılbaşların tarihte bu yana her türlü baskıya ve şiddete uğramalarına rağmen asimilasyona karşı göstermiş oldukları direnç takdire şayandır.

Kızılbaş felsefesine göre birbirinden farklı olmak hatta hiç birbirine benzemeyen birçok yapının birçok düşünceli ve birçok inanç biçiminin var olması ve birlikte yasaması da bir zenginlik olarak görülmekte olduğu ve bunun doğru anlaşılması gerektiğini altını bir kez daha çizilmelidir.
İşte bu denli hoşgörü sahip olan Kızılbaş felsefesi bunları bir mozaik olarak gören ve bu farklılıkların hayatta yaşam bulması için her türlü çaba içerisinde olan bir anlayışı neden kendilerine benzetme istediklerini anlamakta zorlanıyorum. Dolayısıyla da burada evrenin üzerindeki bu denli bir birbirinden farklı olan güzellikleri fark etmeyen anlayışa bu farkındalığının kavratılması Kızılbaşlar için kaçınılmaz bir görev olduğu da bilinmelidir. Her aydınlatılmamış kör karanlık nokta bir den fazla tehlikeyi içinde barındırdığı bilinmelidir.

Peki sistem neden bu kadar Kızılbaş felsefesinde bu denli rahatsız nedeni ise Kızılbaş felsefesinin kaderci anlayışın tam da alternatifi olduğundandır. Teslim alınmak istenen aslında kendi kaderlerini başka birilerinin eline bırakmayan anlayıştır dolayısıyla da böyle bir anlayışın sistemi yürütülmesi açısında son derece olumsuz bir yapı olduğundan mutlaka kader anlayışı çemberin içerisine girmelerini sağlamak istemişlerdir.

Fakat sistem bir türlü Kızılbaşları entegre sürecini başarıyla götüremiyordu. Bunu gören sistem temsilcileri farklı yöntemler geliştirerek sürece müdahale etme gereği duyuyordu.

Geçtiğimiz yıllarda FETÖ’cüler ile işbirliği yapan bazı çevrelerin yaptığı ve mücadele sonucu başarısızlıkla sonuçlanan Cami – Cemevi projesini hatırlayacaksınız. . Kızılbaşları asimile etmek için son yıllarda sistemin yaptığı en can alıcı saldırılardan biriydi bu. Biz Kızılbaşlar istismarcı örgütlere karşı yıllarca mücadele ettik. Çünkü bunlardan biri FETÖ yapılanmasıydı. FETÖ yapılanmasında Anadolu’nun yoksul halkın çocukları yurt köşelerinde istismar edilerek tecavüz uğradı Söz de FETÖ yok edildi. Bugün aynı zihniyetin ürünü olarak karışımıza başka bir tehlike çıktı.

Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi günümüzün güncel ve en fazla karşı konulması gereken projesidir.
İstanbul Halkalı’da Atakent Mahallesi 2. Etap Sakarya Caddesi üzerindeki yaklaşık 16 dönüm arazi üzerinde yapılan 600 öğrenci kapasiteli Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Proje Lisesinin temeli, zamanın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da katıldığı törenle atılmıştı.

Kızılbaşlar başından beri eğitimde laikliği savundu. Bundan yıllar önce zorunlu din derslerine karşı çıkan Kızılbaşlar şimdi ise daha derin bir sorun olarak okullara yapılan mescitler sorunuyla karşı karşı. Bu mescitlerin yanı sıra Halkalı’da ki proje lisesinin içinde açılan cemevine de aynı şekilde karşı çıkmalıyız. Çünkü okula cemevi yapmak ile mescit yapmak arasında bir fark yoktur. Biz okullarda cemevi olmasını savunursak, mescitleri meşrulaştırmış oluruz. Asıl olan kendinden olmayan herkesi asimile etmeye çalışan bu eğitim sistemine karşı çıkmaktır.

Bu bilinçle eğitim bilimsel olması gerektiğini ve ana dilde eğitim hakkının tanımasının önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Kızılbaş felsefesini ortadan kaldırarak Şia bir anlayışın yerleştirilmesi için bugüne kadar her türlü yöntemi başvuran sistem bugün İstanbul’un göbeğinde birkaç tane din tüccarı eliyle açılan Hacı Bektaşi Veli Anadolu proje lisesi Kızılbaş görünen iştirakçi işbirlikçiler tarafında kurulmuş bir Alevi İmam Hatip Lisesi Kızılbaş çocuklarına ahlak edep ve temizliği öğreteceğim iddiasında bulunmakta.

Fakat şu İyi bilinmelidir ki Kızılbaş felsefesinde böyle bir anlayış yoktur. Fakat bir sorun da çok iyi biliyoruz ki, bunlar gibi düşkünler birçok yerde bulunmaktadır. Çünkü 1000 yılı aşkın bir süreden beri asimilasyonla ele geçirilmemiş teslim alamadığı bu felsefeyi içinde düşkünler yaratarak sonuç almak istiyorlar. Ben inanıyorum ki Kızılbaşlar bu tür girişimlerde bundan önceki girişimler gibi boşa çıkaracağı bilinmelidir. Dolayısıyla bunun bir FETÖ yapılanmasının devamı oldu yarım kalan projenin tamamlanması için atılan Beyhude bir adımdır. Biz bir kez daha seslenmek istiyoruz.

Kızılbaşların evrensel felsefesine müdahale etmekten vazgeçin. Çünkü Kızılbaş felsefesi demokratik bir anlayışı sahiptir. Dolayısıyla da Kızılbaşları asimilasyon projesine karşı tavrımız net olacaktır.

Burada sözlerime son verirken Kızılbaş felsefesini tanımak istiyorlar ise bir kez daha evreni tanımaya davet ediyoruz. Çünkü biz evrensel bir felsefeye sahibiz, evrenin döngüsü içerisinde yaşam bulan bir anlayışız.

Saygılarımla…