Kendisine benzemeyenleri yok eden anlayışın eseri: Madımak Katliamı

2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak otelde hiç unutulmayacak insanlık dışı bir katliam yaşandı. Fakat garip olan bu topraklarda katliam anlayışı tarihler boyu her döneminde mevcut. Yalnız Mezopotamya topraklarında bu denli bir katliam ilk kez yaşanmıştı.

Dolayısıyla insanlar böyle bir katliamın karşısında söyleyebilecekleri tek bir cümle bulmakta zorlanıyor. Doğrusu insanları yakarak öldürmek, yok etmek, dönüp geriye baktığımızda buna benzer bir katliam Hitler Almanya’sında Yahudilere karşı gerçekleştirilmiştir.

O gün Hitler’in Yahudileri fırınlarda diri diri yakarak katletmişti. Yalnız o günden beri Hitler’in uygulamış olduğu bu katliam tarihinin her döneminde lanetlenerek anılmaktadır. Çünkü bu yaşananların hepsinin baktığımızda bir insanlık suçu olduğu açıktır.

Fakat bu yok etme ortada kaldırma kısaca kendisine benzemeyen her türlü felsefeyi anlayışı değiştirip,  kendisine benzetemediği her türlü farklılığı ortadan kaldırmak için her türlü yönteme başvuran anlayış artık kendi yaşamlarında bir kültür haline bürünmüştür.

Çünkü bu anlayış 1000 yıldan bu yana kendisini var etmenin yolu başkalarını yok etmek üzerine vurgulamıştır. Ne yazık ki bu zihniyetin ürettikleri sadece Türkiye’de değil Ortadoğu coğrafyasında hayat bulmuş ve yaşayan bir anlayış haline gelmiştir.

Son yılları değerlendirdiğimizde, Suriye ve Şengal Bölgesi’nde yaşayan Ezidileri karşı sadece bugün değil Osmanlı döneminde ve Osmanlı’da önceki rejimlerde de kendi deyimleri ile “73 Ferman” ile katliam yaşatılmış.

Orada yaşayan Ezidileri kendilerine benzetmek için o felsefe bir şekline ortada kaldırmak yüzyıllardan bu yana her türlü baskı şiddet korku sindirme teslim alma kendilerine benzetmek her dönemde esas alınmıştır.

Fakat dönüp baktığımızda  ise defalarca katliamlara uğramalarına rağmen kendi ilkesel duruşlarında asla taviz vermeden kendi kültürlerini bugüne kadar sürdürmeyi başarmış Ezidiler… Dolayısıyla bu anlayışın tarihine bakınca sadece bugün değil çok uzun yıllara dayanan bir anlayışın, bir felsefenin ürünü olan kendisine benzemeyen yok etme anlayışı çok uzun yıllar önce Mezopotamya’da yaşayan farklı kültürlere farklı inançlara karşı her türlü saldırıyı gerçekleştiren bir anlayıştır.

Son olarak 2014 yılında batılı güçler tarafından üretilip düşmanlaştırılan IŞİD çeteleri tarafından Güney Kürdistan Şengal bölgesinde ve Suriye’de Ezidi Kürtlere karşı gerçekleştirilen katliam da binlerce kişi katledildi. Binlerce kadın çocuk yaşlı rehin alınarak binlerce kadın Arap ülkelerinde köle pazarlarında cariye diye pazarlandı.

Diğer taraftan ise Tıpkı 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde insanların diri diri yakıldığı gibi Irak’ta ve Suriye’de yüzlerce insan dünya gözlerinin önünde diri diri yakıldı. Yine yüzlerce insanın kellesi kılıçlarla kesilerek katledildi.

Dolayısıyla bu yaşananların hepsi artık Ortadoğu’da bir felsefe bir ideoloji dönüşmüş durumda, kısaca artık kültürlerinin bir parçası haline gelmiş diyebiliriz. Hep söylenmiş tarih tekerrürden ibarettir. Fakat sanki tarihi tekerrür sadece Ezidiler de, Aleviler de ve diğer ezilen toplumlarda tekerrür etmekte.

Dolayısıyla tarihin tekkerrür etmesi ile ünlü olan Mezopotamya’da kadın haklarından olan Ezidilerin bugünlerde yaşadıkları son 100 yıllık süreç içerisinde yaşadıkları ile birlikte düşünüldüğün de tarihi bu özelliği sık sık akla geliyor. Ezidilerin neredeyse tamamı sadece 100 yıl önce kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşıyordu. Bugün ise ara Suriye, Rusya, Gürcistan, Ermenistan ve Almanya’da yaşamak zorunda kalmışlardır.

Mezopotamya’nın kadim inançlarından olan Kızılbaşlar da asırlardan beri her rejim tarafından birçok kere katliamları uğratılmış. Her seferinde yüzlerce binlerce insan katledilmiş. Kısaca Kızılbaşlar da yine defalarca kıyımlar, soykırımlar, zindanlar, sürgünler, asimilasyon ve her türlü saldırıya maruz kalmışlardır. Kürt Kızılbaşlar ise yukarıda sıraladığımız bu olguların 1000 misli yaşanmış ve hala bugün yaşamaktadır.

Diğer taraftan ise bütün bunların birlikte bu yolun rehberleri zerre kadar ödün vermeden hümanist ve doğa insan eksenli bu kadim inançlarını 21. yüzyıla kadar ödün vermeden taşımayı başarmışlardır.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Kızılbaşlar tarihten bu yana defalarca katliamı uğramış her katliamda yüzlerce insan katledilmiştir. Fakat 26 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleşen ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğunu Kızılbaş 33 yazar Ozan düşünür ile 2 Otel çalışanı yanarak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan olaylar Madımak katliamında dışarıda toplanan göstericiler de 2 kişi de hayatını kaybetmiştir.

Pir Sultan Abdal şenlikleri kapsamında aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas Valisi Ahmet bilginin özel davetlisi olarak bu kente geldiler. Fakat bu etkinliklere tahammül edemeyen bazı yobaz kesimler 2 Temmuz günü Cuma namazı ardından etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’nin önünde bir yürüyüş başlattı.

O yürütüşte “Sivas laiklere mezar olacak” atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grup bir kısmı yeni dikilen halk ozanlarının heykellerini yıkıp yerde sürüklerken bir kısmı Valilik Önünde Ahmet Kara bilgini protesto etti. Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği rapora göre saldırganlar sayısı her saat artıyordu yine aynı rapora göre akşam saat 18 00’de Madımak Oteli’nin önünde o ana kadar hiç bir aşamada dağılmamış 15000 kişi vardı.

Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verildi. Otelin camları kırıldı yaklaşık 2 saat sonra Otel ateşe verildi. Saldırgan kalabalık sloganlarını devam etti. Madımak Oteli’nin önünde çekim yapan İhlas Haber Ajansı’nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyuluyordu. Biri otelin 1. katına çıkan saldırgana yakın diye seslenerek bir diğeri Alev’in görünmesiyle “Cehennemin Ateşi” işte diye sesleniyordu. Kente davet edilen takviye güçler ise zamanında gelmedi. Orada ki kolluk güçleri de adeta saldırganların etrafını çembere alarak, orada tutulmak isteniyordu. Dikkatli bir şekilde izlendiğinde hiçbir kolluk gücünün bırakın müdahalesini orada toplanın insanların bir şekilde dağılması için herhangi bir çaba gösterilmedi. Saatlerce süren saldırı sonunda bilanço 35 kişinin yanarak can vermesini neden oldu. Biz bir kere daha insanlara katliamı reva gören anlayışları lanetliyoruz.

O gün iktidardakilerin tepkileri ne olmuştu dönüp bir de bunlara bakalım.

 

Turgut Özal’ın ölümünden sonra cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve başbakan olan Tansu Çiller görevi devre alalı henüz bir hafta olmuştu. Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler tartışma yaratacak düzeydeydi: Çok şükür otel dışında halkımız bir zarar görmedi diyordu.

Diğer tarafta ise dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve Kızılbaş Sünni çatışması dönüşmemiş olmamasının vurguluyordu.           Olay Münferittir ağır tahrik var bu tarih sonucu halk galeyana gelmiş güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır . Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı var.” diyor Demirel.

Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’in Hedef gösterdi. Aziz Nesin halkın inançlarına karşı bilinen tarihleriyle halk galeyana gelip tepki göstermiştir diyordu. İşte burada ortaya çıkan durum ise ülkeyi yönetenler bile o gün bu katliamı gerçekleştirenleri aklamak için büyük bir çaba içerisinde girmişlerdir.

Bu katliam üzerinde çok şey yazıldı ve çok şey konuşuldu. Eskilerin deyimi ile bir atasözü var hafızayı beşer nisyan ile malüldür. Yani insanlar unutkandır. Unutkanlık bir insanlık halidir velakin bu söz doğrudur. Fakat 26 yıl önce Sivas’ta yapılan Bu katliamın ardında bugüne kadar buna benzer birçok zulüm yaşandı.

Gazi Mahallesi’nde onlarca insanın katledilmesi… Ardından Gezi’de linç edilerek katledilen insanlar Ve yüzlerce katliam da en son ülkemizde ve coğrafyamızda binlerce insan katledildi.

2015 yılında surda Cizre’de, Mardin Nusaybin’de bodrumlarda diri diri yakılarak katledilen insanlar adeta devlet gücü ile bırakın mahalleleri şehirler yerle bir edildi. Cesetler moloz çöplüklerine atıldı. İnsanların kendi özel eşyalarını almalarına fırsat bile verilmeden göç ettirildi. Binlerce aile sokaklarda kalmak zorunda bırakıldı.

Diğer taraftan ise bunlara katledilen Taybet ananın cesedi günlerce sokak ortasında kaldı. Saatlerce yaralı halde orada yatan annesiyle birkaç metre uzaklıkta olan çocuklarının annelerini almarlarına fırsat verilmedi. Günlerce kediler, köpekler yemesin diye uzakta nöbet tutuldu.

Yine vurularak katledilen bir çocuğu cenazesi yani Cemile kokmasın diye Ailesi tarafından günlerce buzdolabında bekletildi. İşte oturup dinlenmesi gereken hususlardan birisi de budur. Uluslararası savaş hukukunda bile cenazelerin kaldırılmasına izin verilir.  Fakat bizim bu coğrafyada bazen bir mezar taşı bile çok görülür. İşte ne yazık ki bu anlayış ne yazık ki halen bu topraklarda hakimiyetini sürdürmeye devam ediyor.

Dolayısıyla o gün Sivas’ta yer alan birçok insan bugün iktidarda olan AKP’nin üst düzey yöneticileri durumundalar.

Fakat o gün olan bitenleri başka bir pencerede anlamak için ve bu süreçte yaşananlar bu katliamın örtbas etmek bir şekilde bu suçu işleyenlerin aklamak için bazı çevrelerin yoğun bir çaba içerisinde girdiğini rahatlıkla görebiliriz. Bu yapılanların bir anlayışın ürünü değil mi bir tarih sonucu olduğu algısını toplumun hafızasına yerleştirebilmek için yazılıp çizilen ve bazı çevrelerin sözlerine kısa bir göz atmakta fayda var.

*2 Temmuz kanlı katliamı ile günümüze aktarılan bazı kişi ve çevreleri yazdıklarını sadece bir bölümüne kısa bakmakta fayda var Sivas’ta yayın yapan Hakikat Gazetesi sıcağı sıcağına şunları dile getirmekteydi. “Pir Sultan Abdal şenlikleri dinsizlik propagandası yapmak için mi organize edildi. Eğer böyle bir plan var ise Şimdiden söyleyelim biz Müslüman mahallede salyangoz sattırmayız dil aleyhine yapılacak propagandaları asla müsaade etmeyiz yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede yaşadığınız unutmayın hakikat Sivas 2 Temmuz 1993”

*Bu olay Kızılbaş Sünni Müslüman çatışması değil 150 kişilik hidrolojik kökenli bir grubun örgütlü işidir islamcılara mal edilmesi üzücüdür Abdurrahman Dilipak Milliyet 6 Temmuz 1993

*Ecdadının sesi ile konuşan ve her fırsatta batının Kızılbaş değerlerine saldırmayı kendisine bir görev bilenlerden birisi şu Kindar düşman cıların açıkça dile getirmektedir. Pir Sultan Abdal muavenet inatçı bir Türk ve Osmanlı düşmanı işi gücü amanında İran ve Osmanlı Devleti arasındaki ihtilafı körüklemek ve Anadolu halkının tahrik etmek onu kalkıyor. Halk ozanı mutasavvif Şair diye gösterip adına şenlikler düzenliyorlar. Ayhan songar Türkiye 6 Temmuz 1993

*Türk-islam sentez cinsi kızılbaşlar içerisinde yaratılan Kınalı tekniklerin yakın arkadaşı ve şimdileri de Perinçek’in ulusal kanalında birilerini akılveren Sebahattin Önkibar ise o dönemde yine Perinçek’in aydınlık Gazetesi’nde yazan Aziz Nesin hedefe koyarak Sivas olaylarının müsebbibi Pir Sultan Abdal’ı anma adı altında tarih kıtalarına bölgeye girmesine izin veren yetkililer ile Facebook Mukaddes kitabımıza dil uzaktan yazar Aziz Nesin dir..

Sebahattin Önkibar Türkiye 4 Temmuz 1993

*Erdoğan’ın dünürü, Berat Albayrak’ın babası Sadık Albayrak ise Kızılbaş, Batıni Alevilere karşı olan kinini şu çümlelerle dışa vuruyordu: “Böyle giderse, bunlar Sıvas’lıyı on mislisi ile İstanbul’da karşılarında göreceklerdir. Bu Ahllahsız ve dinsiz kişiler, böyle giderse Hz. Ali’nin Zülfikar’ını (keskin kılıcını) karşılarında bulacaklardır“ Sadık Albayrak, Milli gazete 6 Temmuz 1993).

*Sözde şair sıfatı olan biriside şu serzenişte bulunuyordu: “…Giderek, olayların, Türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakma ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya müslüman Türkiye, ya hiç!“ (İsmet Özel, Milli gazete, 6 Temmuz 1993)

*Her dönemin en sadık bağlısı Türk-islam sentezcilerin çömezi, özgür Kürt düşmanı Metiner’in kaleminde şu dizeler damlıyordu: “Türkiye’yi krize sürüklemek isteyen birtakım karanlık güçlerin varlığını hepimiz biliyoruz. Somutlarsak, bunu radikal İslamcılara da yaptırmış olabilirler., bozkurt işareti yapan ülkücü tandanslı kişilere de yaptırmış olabilirler. (…) Sıvas olayları bu açıdan bir provokasyondur!“ (Mehmet Metiner, EP, 11-18 Temmuz 1993).

*Türkiye Cumhurriyeti devletinin günümüzdeki “paralel devlet“ sıfatıyla anılan Gülen kadroları, kendi ortak düşüncelerini şöyle neşrediyorlardı: “Bunlar Kemaliye olayları için kıllarını kıpırdatmıyorlar, ama Sıvas olayları için dünyayı ayağa kaldırmaya çalışıyorlar“ (Mustafa Özcan, Zaman Gazetesi, 13 Temmuz 1993).

*“İslam dini kesinlikle laiklikle bağdaşmayan çatışmaya düşen bir dindir.Bir Müslümanın laik olması olanaksızdır. Müslüman’sa laik değildir. Laik’se Müslüman değildir“ (Süleyman Ünal, Zaman, 9 Temmuz 1993..

Burada sözlerime son verirken yorumsuz bir şekilde o gün Sivas’ta yaşananların bazı kişilerin ve gazetecilerin nasıl bu olayların üstünü örtbas ederiz çabası içerisinde oldukları aşikardır.

Sözlerime son verirken bir kez daha dünyanın neresinde olursa olsun katliamı insanların reva gören anlayışları şiddetle nefretle kınıyorum. Çünkü nerede ve ne şartlarda olursa olsun katliam bir insanlık suçudur. Dolayısıyla bu suçu işleyen anlayışları mahkum etmek, ben insanım diyen herkesin görevidir.

Saygılarımla