Bugün nerede bir ”Suruç Anması Duyarsanız Koşa Koşa Gidin Katılın”…

Auschwitz, Treblinka, Hiroşima, Nagazaki, Srebrenica vd’leri ile Charlie Hebdo… Ya da Dersim, Madımak, Roboskî Katliam(lar)ı… Veya 1 Mayıs 1977 Taksim’i… Bana hep Behçet Aysan’ın, “Yok başka bir cehennem yaşıyorsunuz, yaşıyoruz işte,” dizelerindeki isyanı anımsatır; tıpkı 33’lerin Suruç’u gibi!
Bunlar ve benzerleri beni hep utandırıp öfkelendirir; yüreğimin başı ezilir adeta…

Evet, evet utanırım elbette; ancak aynı zamanda “kandan kına yakılır mı?” sorusunu dillendirip; “elbet bir bildiği var bu çocukların,/ kolay değil öyle genç ölmek,” saptamasını dillendiren Hasan Hüseyin Korkmazgil’den mülhem öfke duyarım utanmaz katliamcı katillere…
Olup bit(mey)enin tarihini yaşa(tılı)rken Gülten Akın’ın dizelerindeki, “zulmü yönetimlerine başat kılıyorlar/ akrep tutuyorlar, çıyan besliyorlar/ başlarını ölüm yastığına yaslıyorlar/ tükenmiş çareleri.//
ince yüzlerinizdeki ışığı/ söndüre söndüre/ dal bedenlerinizi öldüre öldüre/ besleniyorlar/ tükenmiş çareleri/
oysa/ akan bir ırmağı kim durdurabilir?” vurgusu üzere tatlıya bağlanacaktır bu acı hikâye…
Aslında Çağdaş Aydın… Koray Çapoğlu… Cebrail Günebakan… Hatice Ezgi Sadet… Uğur Özkan… Nartan Kılıç… Veysel Özdemir… Nazegül Boyraz… Kasım Deprem… Alper Sapan… Cemil Yıldız… Okan Pirinç… Ferdane Kılıç… Yunus Emre Şen… Alican Vural… Osman Çiçek… Mücahit Erol… Medalı Barutçu… Aydan Ezgi Salcı… Nazlı Akyürek… Serhat Devrim… Ece Dinç… Emrullah Akhamur… Murat Yurtğul… Erdal Bozkurt… İsmet Şeker… Süleyman Aksu… Büşra Mete… Duygu Tuna… Polen Ünlü… Nuray Koçan… Vatan Budak… Mert Cömert… yani 33’ler için de durum budur; ama bu kadar da değildir.
Bana her anımsayışımda Nâzım Hikmet’in, “Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da/ Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,/ Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte/ Yani yürekte,” dizelerini terennüm ettiren Onlar coğrafyamızdaki milatlar içinde bir milattırlar.
Ayrıca “Mekân(lar)ı cennet olsun” diyenlerden değilim; “Toprak incitmesin… Umutları devrim olsun” derim…
Benim içimi yakan Onlarla, yüreğim yangın yeridir.
Kalbimde acı, içimde öfke, boğazımda çözülmeyen bir düğüm vardır.
Hayır! Her şeyin çok pahalı, insan hayatının çok ucuz olduğu bir coğrafyada yaşa(tıl)dığımızı unutuyor falan değilim…
Resimlerine baktıkça “Utanıyorum/z! Suçluyum/z!” demeden edemediğim Onlar konusunda “Tahammülün sınırlarında” derler ya, tam öyle bir yerdeyim… “Bıçak kemikte,” denilen bu olsa gerek!
Masum insanların gülüşlerinin soldurulduğu Suruç’ta katledilenler için “Yaşamak şakaya gelmez”ken; büyük bir ciddiyetle yaşadı Onlar “Zulme inat yaşasın hayat,” kararlığıyla…
Onlara kasteden karanlığı boğana dek; ağla sevgili yurdum…

Onlara Dair

“Çarptıkça yüreğimiz
Savunacağız biz
Güneşi, havayı, suyu ve insanı.
Metin Demirtaş’ın, “Yolu yok kalbim/ Sağ çıkacağız bu acılardan/ Çünkü umutsuzluk yasak/ Yılgın türküler söylemek de/ Çünkü yürüyor umudun ordusu/ Umutsuzluğu kurşuna dizerek,” dizelerindeki kararlılık geleneğinin taşıyıcı olan 33’ler Ernest Hemingway’in, “Hayata kendimizden ne katıyorsak, hayattan da onu alırız”; Blaise Pascal’ın, “Her seçim bir vazgeçiştir”; Can Yücel’in, “Çalmadık, çırpmadık. Yediysek cebimizden, harcadıysak ömrümüzden,” saptamalarındaki vurguydular.
Sayıdan ibaret değillerdi, olmadılar da…
Katledildiler! Katledenler ise, hâlâ hesap vermediler…
İçim(iz) içimi(zi) yiyor; nasıl olmasın?
Suruç fotoğraflarına bakın. Umudun, ışığın karelerini kanla söndürmek istediği karanlığın sahipleri!
Sorarım siz(ler)e: Memleket baştan ayağa azapla kıvranırken; olup bit(mey)enlerle çileden çıkmamak mümkün mü?
Her şey allak bullak; yıkımın eşiğindeyiz.
Adaletin “A”sı yokken; haksızlık kol geziyor; coğrafyanın hâli berbat
“Çoğunluk” olanları görmemek için baş çeviriyor ya da gözlerini kapatıyor.
Bir ilişki kalmadı gerçekle söz arasında; hatta Onlara, “Hümanist görünümlü teröristler”(?!) diyenler bile oldu…
Oysa Onlar Kemal Burkay’ın, “Belki şehre bir film gelir,” dizelerindeki umudun çocuklarıydılar…
Ailenin tek çocuğu Koray Çapoğlu Trabzon’lu…
Bir eylemde gözaltına alınırken bir polis memuru tarafından ağzı yırtılıncaya kadar çekilerek “etkisiz hâle”(?) getirilen Cebrail Günebakan Dersim-Karakoçan’lıydı…
Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi Alper Sapan Karadeniz’liydi…
18 yaşındaki Okan Pirinç Antakya’lı…
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sanat tarihi öğrencisi Hatice Ezgi Sadet Sivas’lı…
Van’lı Yunus Emre Şen’in lakabı ‘Keke’ydi. DTCF’de öğrenciydi. Sonrasında öğrenciliği bırakip, devrimci faaliyet yürüttüğü Adana’ya gitmişti…
Anadolu Üniversitesi AÖF Maliye’de okuyan Uğur Özkan Cizre’liydi…
İsmet Şeker Sivas’lı…
28 yaşındaki İngilizce öğretmeni Süleyman Aksu Hakkâri Yüksekovalı…
Mücahit Erol Muş’lu…
27 yaşındaki Çağdaş Aydın Dersim’liydi; eğitimini -biri Antakya’da, diğeri de Edirne’de- tamamlamıştı. Babası Feti, “Oğlum iki üniversite bitirdi,” derdi genellikle…
Onlar içindi Yaşar Miraç’ın kaleme aldıkları dizelerdeki üzere:
“ağıt değil yas değil/ bir eylemi bölüşen/ bir şiir yazıyorum/ suruç’ta ölenlerin/ adlarından oluşan:/ otuzüç goncalı özgürlük gülü
süleyman bir gül aldı/ gülü nazlı’ya verdi
erdal nuray ‘bu güle/ bir ad bulalım’ dedi
mert seslendi öteden/ ‘adı özgürlük olsun’
vatan ‘gelin bu gülü/ suruç’a götürelim’
hatice ‘hep birlikte/ bir bahçeye dikelim’
polen ‘güzel güneşli/ bir yer bulalım önce’
nartan ‘eşip toprağı/ hazırlayalım’ dedi
büşra gülü okşayıp/ deniz’le kokladılar
ferdane tüle sardı/ incitmeden kökünü
veysel bir çapa buldu/ murat küçük bir kürek
suruç’taki bahçenin/ en güneşli yerinde
çapayla eşti kasım/ toprağı bir güzelce
yunus, ece ve Alper/ çömeldiler toprağa
gülü yerleştirdiler/ hep birlikte özenle
duygu toprak ekledi/ medali kök bastırdı
uğur serhat cansuyu/ dökerek suladılar
okan ezgi alican/ çevresin temizledi
cemil ak taşlar dizip/ çağdaş’la güle çember
ördüler korunmalık/ çalılar dikti osman
taşların arasına/ koray renkli bezleri
emrullah’la bağladı/ çalıların ucuna
cebrail türlü renkten/ boyadı ak taşları
ismet ile nazegül/ ‘özgürlük’ diye yazdı
bu gülcüğün adını/ bahçedeki ak taşa
artık rengi güneşten/ apal bir gül fidanı
otuzüçten goncalı/ otuzüçten cansulu
suruç’tan tüm dünyaya/ yankıyıp duracaktı
‘kardeşlik barış olsun/ artık kan dökülmesin!’
otuzüç yürekliden/ özgürlüğün al gülü/ sonsuza açacaktı.
“Olacak bütün bunlar.
Kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak!
Bu dünya kalmayacak haramilere.”
Son söz ; Bugün nerede bir ”SURUÇ ANMASI DUYARSANIZ KOŞA KOŞA GİDİN KATILIN…

21.07.2022