Suçlu Olan Kadının Bedeni Değil…

Suçlu olan kadın bedeni değil, kadının kıyafeti ya da çıplaklığı değil, günün herhangi bir saatinde bulunduğu yer değil. Kadını nesneleştiren, tahakküm altına almaya çalışan bu bakışın kendisi, koca bir suç mahali. Bu bakışı değiştirmek, dünyayı daha eşit bir yer haline getirmek dışında alınabilecek hiçbir tedbir de yok…

”Eski MHP milletvekili Ahmet Çakar, aylar önce gerçekleşmiş bir gala için Melis Sezen’i “sütyen takmama suçu” ile itham edebiliyor. Bunca yoksulluk, yoksunluk, adaletsizlik ortamında bir eski siyasetçi/hukukçunun baş derdi, gerçekten torunu sayılabilecek yaşta bir kadının aylar önce giydiği kıyafet ve bunu geniş geniş dillendirebiliyor. Giyenden çok daha fazla “bakan”a ve kadını hapsetmeyi amaçlayan eril bakışa yönelik bir büyük aşırılık bu.

Meme. Beden, düşünce ve sistemin kesişme noktası. Dam üstünde un eleyen memeler, kavuşmayan düğmeler. Bir sınır delme, taşma imkânı olarak meme. Mahcup ya da arsız varsayılan memeler. Eril bakışın kadında en çok yöneldiği yerlerden biri, baştan çıkarıcı bir cinsel nesne olarak sütyenlere hapsedilirken, bir bebeği emzirmek için çıkarılması meşru sayılabilir. Kutsal anneyle arzu nesnesi kadını birleştiren yer, meme. Ataerkinin hata verdiği nokta, müthiş bir kafa karışıklığı alanı. Bir devrim, memelerden başlayabilir. Memeler gerçekten dünyayı başınıza yıkabilir.

Kadın memesini belli bir forma sokma amacıyla kullanılan sütyen, bu anlamda çok acayip bir tahakküm materyali. Neredeyse kendiliğinden politik. Çoğumuz sütyen kullanmayı o kadar içselleştirdik ki, kimse bize bunu şart koşmasa da herhangi bir giysi kadar vazgeçilmez bir parça kadınların çoğu için, evet. Benimsenmiş bu durum, sütyenin hâlâ büyük bir endişe ve tahakküm alanı olduğu gerçeğini geçersizleştirmiyor ama. Kadının erkek bakışı için en erojen görülen bölgelerinden memeyi gizleyen, aynı zamanda biçimlendiren, serbestçe salınıp eril gözlere girmesini engellerken hizaya sokan bir aksesuar olarak sütyen, sahneye ilk çıktığı günden beri, aynı zamanda, politik de.

Kadın bedenini nesne yerine koyan erkek bakışı aynı zamanda kadının iradesini yok sayıyor. Ahlak bekçiliği yapmayı hak belleyen erkekler, sokakta tanımadıkları kadınların kıyafetlerine bile karışabiliyorlar. Çünkü siyasetçisinden düşmüş ünlüsüne kadar bir dünya erkek kadın bedeni konusunda ahkâm kesiyor. Dekoltemiz de mememiz de toplumun didikleme konusu haline getirilemez. Canımız ne isterse onu giyeriz. İster sütyen takarak ister takmayarak gezeriz.”

Canımız ne isterse onu giyeriz ya da giymeyiz. Giyinik ya da çıplak, bir kadın istediği her biçimde görünebilir.  Kadının giydiği hiçbir giysi erkeğin sınırsız güç arayışının bahanesi olamaz. Bunu genel bir ilke olarak ortaya koymadıkça, şu veya bu nedenle “ama” dedikçe söylediğimiz her söz muhafazakâr ikiyüzlülüğe hizmet eder. Kadının bedeni, giysileri, tercihleri değil, egemen eril bakıştır, suç mahali. Eril tahakküm kadınların bedenlerinden ve tercihlerinden gözünü, dilini çeksin.”