Eski Hayatlarımızı Geri İstiyoruz.

Günler süren yangınlarda yaşamını kaybeden canlıların yasını tutuyorum. İhmallerin, bilgi kirliliğinin, güç gösterilerinin altında ezilen ‘canlılık onurunu’ savunanlara, korkusuzca alevlerin arasına dalanlara, soluğunu sakınmayanlara, gecesini gündüzüne katıp çabalayanlara minnettarım. Cefanın karşısında devayı, sorumsuzluğun karşısına çabayı ve vefayı koymaya, çözümün parçası olma refleksimi korumaya çalışıyorum.

‘Eski’ hayatımızı geri istiyoruz. ‘Normal’ olanın konforu içinde, her şeyi, alıştığımız gibi yapmayı özlüyoruz. Yağmur eskisi gibi yağsın, toprak vaktinde uyansın, güneş kararında ısıtsın; bunun yanında biz de ekosistemin en tepesindeki koltuğumuzda rahatça oturmaya devam edelim istiyoruz. Ancak son yayımlanan küresel iklim raporuna göre bu artık mümkün değil. Eski üretim ve tüketim tercihlerinin, hepimiz adına kurguladığı ‘yeni’ bir gelecek var.

Rapora göre insanın dünyaya verdiği zararın geri dönüşü yok. Gezegene özgü pek çok canlının nesli tükendi. Hava, su ve toprak kirlendi. Birleşmiş Milletler’in Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 1. Çalışma grubu tarafından hazırlanan İklim Değişikliği 2021 raporunda yıkıcılığı gittikçe artan afetlerde, insanın doğaya uyumlu olmayan yaşam tercihlerinin etkili olduğu açıkça ortaya konuyor. İşleri bir nebze de olsa düzeltebilmek için son düzlükteyiz.

Bunun için gününü yalanlarla kurtarma peşindeki popülist ‘eski’ liderlerin yerini; bilime kulak veren, toplumsal farkındalığı artıracak, sorumluluk sahibi, çözüm üretme kabiliyeti yüksek ‘yeni’ liderlerin almasına ihtiyaç var. Bir derecelik ısı artışının hatırı sayılır felaket riskini dere yataklarına ev yapma izni vererek, ormanlık alanları madencilik faaliyetlerine açarak, doğanın suyunu HES’lerle hapsederek korkunç boyutlarda artıran politikaların bölge insanına olduğu kadar, ülkeye de büyük bir ihanet olduğunu anlamak zorundayız.

Yangınlarla, sellerle, kuraklıkla bize hastalığını duyurmaya çalışan gezegenimizin maruz kaldığı krizin, dünyayı saran salgın hastalıktan, göç dalgasına kadar pek çok hayat değiştiren etkinin ana sebebi olduğunu, olacağını tespit etmeliyiz. Bilim, dünyanın hızla gıda ve su kıtlığına doğru gittiğini bağırıyor. Her canlı gibi en doğal refleksi hayatta kalmak olan insan, kendini hayatta tutacak bütün kaynaklara erişebilmek için harekete geçti bile. Dolayısıyla bugün savaşlarla ülkeleri ve kaynakları sömürülen insanlara kimsenin yüz çeviremeyeceği, çünkü yakın bir zamanda herkesin göçmen olabileceği açık bir gerçekle karşı karşıyayız.

Eski yaşamlarımıza dönemeyeceğiz. Bunu ne kadar çabuk kabul eder ve sebeplerini anlarsak, çözüm üretebilme şansımız da o kadar fazla olur. Eski siyaset de eski yaşamlarımız gibi geride kaldı. Soruna bütüncül bakabilen, doğa ile uyum içinde bir yaşamı amaç edinen, sosyal-ekonomik-çevresel sorunların birbiriyle bağını idrak etmiş ve sosyal adaletin doğa ile adil bir ilişki kurulmadan sağlanamayacağını savunan yeni bir politikanın güçlenmesi hayatidir.

Burun ucuna gelene kadar göz kaçırılan iklim krizi her yerde, aynı anda sahnede. Kuraklık, kıtlık, kitlesel ölümler, kitlesel göçler yeni gerçeğimiz artık. Birbirini itekleyerek, öteleyerek kurtulamaz kimse. İnsanın insanla ya da insanın doğayla arasında geçen bir çatışma değil bu; insanın doğayla yan yana durarak, küresel kapitalizme karşı başlatacağı bir savaş. Hedefini şaşan öfkemizle kaç yıl kaybedeceğimiz ise bize kalmış.