Hapishanelere Güneş Doğmuyor…

Ne şiirler yazıldı, ne şarkılar bestelendi ama sorunlar artarak devam ediyor. Hasta ya da ağır hasta mahpus sözcüklerini duydunuz mu ? Duyanlara anımsatmak , duymayanları bilgilendirmek amacıyla özetlemek isterim çünkü içerde canlarımız var. Bu nedenle önemsiyoruz. Tabi bir de adli tıp kararları var ,okudukça anlamakta zorluk çektiğimiz , inanamayacağımız. Gerçekten çok uzak. Salgının ağırlaştırdığı hapishane koşulları, mahpusların yaşamına yönelik riskleri arttırdı, her gün gelen yeni ölüm haberleri endişelerin daha da artmasına neden oldu Hapishanelerde mahpuslara dayatılan insanlık dışı uygulamaların ve hapishanelerin fiziki koşullarının mahpuslar üzerinde yarattığı ağır olumsuzluklar yanında, sağlık ve tedavi haklarının sağlanmaması nedeniyle mahpusların ruh ve beden sağlığı sürekli ağır tehdit altında bulunmakta, daha fazla ölüm yaşanmaması için acil önlemler alınması gerekmektedir ama bu önlemleri kim alacak. Adalet Bakanı mı ? Adli Tıp Kurumu mu ? İçişleri Bakanlığı mı? Cezaevleri Genel Müdürlüğü mü ? Adli Tıp Kurulu’nun verdiği raporlar bilimsellikten uzak tamamen yanlı, intikamcı kararlardır. Anayasa Mahkemesi, hukuk dışı, düşmanca ve tamamen intikamcı yaklaşımlar göstermektedir. Verilen hapishanede kalabilir raporu ve kararları sonucu birçok ağır hasta mahpus yaşamını yitirmektedir. Ölümlerin sorumluları, hapishane görevlileri, Adalet Bakanlığı, İktidar ,Adli Tıp Kurumu ve Anayasa Mahkemesidir. Tabi bakanlıkları da unutmamak gerekir. İnsanların çoğunun hapishaneye girerken sağlam olduğu, zamanla hapishane ortamlarından, doğru dürüst beslenememelerinden, güneş ışığından ve oksijenden yeterli miktarda yararlanamamalarından ve özellikle tedaviye ulaşmadaki güçlük ve tedavinin sağlıklı bir şekilde yapılmamasından kaynaklı önce hastalanıp zamanla kronikleşen rahatsızlıklara yakalanmaları nedeniyle engelli durumuna düştüklerini biliyoruz. Ayrıca çok yaşlı ( 70,80 ve daha üstü ) yaşlarda birçok hastalık engeliyle hapishanelere girenleri ve o şekilde yaşamak zorunda bırakıldıklarını da biliyoruz. Bu durum hem sözleşmelere hem Anayasaya hem de insanlığa aykırıdır. Uluslararası mevzuat, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşam hakkının korunması konusunda devletlere pozitif yükümlülükler yüklemiştir. Devletler, özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin sağlığa erişim hakkı konusunda özgür bireylerle eşit şartlarda bulunmasını sağlamakla yükümlüdürler. Tüm bu anılan ve standartların belirtildiği sözleşmeler, kanunlar ile tavsiye kararlara rağmen Türkiye hapishaneleri, hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerlerdendir. Türkiye hapishaneleri, başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere birçok insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin gerçekleştirildiği birer ‘insan hakları ihlal merkezlerine’ dönüştürülmüştür. Sürekli olarak artan mahpus sayısı yapılan hak ihlallerinin önemli bir göstergesidir. Bugün 31.10.2021 tarihli istatistiklerine göre hapishanelerde üçyüz bini aşan tutuklu ve hükümlü vardır. Hapishanelerdeki uygulamalar, kişilerin yalnızca özgürlüğünden yoksun bırakılan bireyler olmasının dışına çıkartılarak pek çok hak ihlali yaşamalarına neden olmaktadır. Bunlar; sevk ve sürgünler, ailelerinden uzak hapishanelerde tutulmaları, tecrit ve izolasyon, ailelere görüş haklarının engellenmesi, iletişim araçlarından faydalanamamaları, haberleşme haklarının engellenmesi, adil yargılanma haklarından mahrum bırakılmaları, disiplin cezaları, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme haklarının gözlem kurulu kararlarıyla engellenmesi, işkence ve kötü muamele, çıplak arama ve spor ve atölye faaliyetlerinin kısıtlanması gibi daha pek çok ihlal sayılabilmektedir. Mahpuslar keyfi olarak tekli hücrelerde tutulmakta, aile ve telefon görüşleri yasaklanmaktadır. En son olarak Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde, işkence ve cinsel saldırıya uğrayan Garibe Gezer tutulduğu tek kişilik hücrede yaşamını yitirmiştir. Garibe Gezer’in yaşamını yitirmesine neden olan maruz kaldığı saldırılar ve cenaze işlemleri sırasında basına yansıyan görüntüler kamu gücünü elinde bulunduranların mahpuslara ve yakınlarına insanlık dışı bir yaklaşım içinde olduklarının en somut örneğidir. Türkiye’nin hapishane rejiminin en önemli sorunlarının biri de hasta mahpusların yaşamış olduğu hak ihlalleri gelmektedir. Türkiye hapishanelerinde ; özgür basında aldığımız bilgiye göre 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır. Ne yazık ki yaşanan şartlar ve olumsuzluklar bu sayıları her geçen gün arttırmaktadır. Hapishanelerde; yaşlı mahpuslar, ağır kalp ve kanser hastaları, çoklu kronik rahatsızlıkları bulunanlar, ağır psikolojik rahatsızlıkları olanlar ve yaşamını tek başına devam ettiremeyen yüzlerce hasta mahpusun ne tedavileri yapılabiliyor ne de infazları erteleniyor. Hasta mahpuslar, hapishanelerde tedavi olanaklarından mahrum bırakılmakta; tedavilerinin hapishaneler dışında gerçekleştirilmesi için yapılan başvurular çoğu zaman reddedilmektedir. Hapishanede yaşamını idame ettiremeyecek derecede ağır hasta olan mahpuslar hakkında Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan taraflı ve bilimsel gerçeklikten uzak raporlar nedeniyle hasta mahpusların hapishanede geçirdikleri süreler uzamakta ve hastalıkları ilerlemektedir. Özelikle Covid-19 salgının kronik rahatsızlığı bulunan kişiler üzerindeki olumsuz etkisinin ağır hasta mahpuslar için ciddi bir tehdit olduğunu belirtmek isterim. 2020 yılı başından bugüne kadar 7’si infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 59 hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. Yaşamlarını yitiren mahpusların sayılarının daha da artmaması amacıyla tüm hasta mahpusların tahliye edilerek tedavilerinin tam teşekküllü hastanelerde yapılması gerekmektedir. Hastane ortamında tedavileri yapılmayan birçok hasta mahpus hapishanelerde yaşamını yitirmektedir. Tahliye edilebilen çok sayıdaki mahpus da ancak yaşamının son dönemlerinde gelindiğinde tahliye edilmekte ve kısa bir süre sonra yaşamlarını yitirmektedir. Mehmet Ali Çelebi 4. Evre kanser hastası olmasına rağmen uzun bir süre tahliye edilmemiş ancak geri dönülemeyecek boyuta gelindiğinde infazı ertelenmiş ve 10 gün sonra da kaldırıldığı hastanenin yoğun bakımında yaşamını yitirmişti. Yine son olarak İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ve tedavisi yapılmayan Rojavalı ağır hasta mahpus Bangin Muhammed’in yaşamını yitirdiğini büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım Mehmet Emin Özkan ve Aysel Tuğluk özelinde ağır hasta mahpuslar tüm başvurulara rağmen tahliye edilmeyerek yaşam hakları ihlal edilmektedir. Ayrıca Mart 2020’de Türkiye’de de pandemi olarak ilan edilen Covid-19 salgını nedeniyle hapishanelerde yeterli tedbirler alınamamış ve mahpuslar yaşamlarını yitirmişlerdir. Hala oda aramalarında, mahkeme ve hastane sevklerinde tedbirler alınmadığı için mahpuslar virüs kapmaktadırlar. Özellikle yaşı ilerlemiş ve kronik hastalıkları olanlar hala risk altındadır. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Mahpusların tedavilerinin düzenli bir şekilde uygun koşullarda yapılması sağlanmalı; tedavisi cezaevinde yapılamayacak mahpuslar tahliye edilmeli. Adli Tıp Kurumu infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek yetkili olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Cezaevlerinde kapasite sorununa rağmen infaz yasasına aykırı bir şekilde tek kişilik hücrelerde tutulan çok sayıda tutuklu ve hükümlü bulunduğu yine özgür basın tarafından belirlenmiştir. Tecrit uygulamaları, mahpusların fiziksel- psikolojik-sosyal bütünlüklerini bozmakta ve insanın varoluşuna aykırı olarak bir işkence yöntemidir. Tecride dayalı infaz rejimi, uygulayanların inisiyatifine bırakılamaz derhal kaldırılmalıdır. Mahpuslar aşırı kalabalık koğuşlarda tutulmamalı, havalandırma haklarından kesintisiz bir şekilde yararlandırılmalı, temiz su ve sıcak suya erişimleri sağlanmalıdır. Hapishanelerde sürekli olarak doktor ve mahpus sayısına uygun şekilde sağlık personeli bulundurulmadı, hastanelere sevkler esnasında tek kişilik ring araçlarıyla değil ambulans tipi araçlarla sevkler sağlanmalıdır. Mahpusların sağlıklı beslenmeli için yeterli ve besleyici iaşe bedelleri karşılanmalı, diyet yemeği ile beslenenlerin diyet yemeği uygun şekilde verilmedir. Ceza infaz memurları ve hapishane idarelerinin olumsuz ve hatta suç teşkil eden tutumlarının önüne geçmek için etkili bir denetim mekanizması oluşturulmalı; baroların ve insan hakları örgütlerinin bu denetim süreçlerine aktif bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır. Bütün bunların sağlanması, yaşama geçmesi en önemli görevlerimizden biridir. İşte o zaman ; HAPİSHANELERE GÜNEŞ DOĞMUYOR türküsünü söylemek zorunda kalmayız.

Elif KELEŞ O.