Dersim’li Gulê

Bir başkadır Gulê’nin bakışları. Öksüzlerin, yetimlerin ve fakirliğin acısı gizlidir Gulê’nin gözlerinde. Saçları kızıla çalar Gulê’nin. Kızılbaştır Gulê  Yüreği yakılmıştır; acılardan, kederlerden.  Yaralıdır Gulê, yarası mutluluğa aksi kanar. Bir sevdadır Gulê ; ezilen insanlığın, kimsesizliğin, gururlu  yaşamanın sevdasıdır. Bir aşktır Dersim’li Gulê ; direnmenin, yaşam mücadelesinin, ve bir parça ekmeğin namusuna duyulan aşktır.

Bizler kışın  sıcak suyla yüzümüzü yıkarken, o içindeki acılar gibi, soğuk suyun acımasızlığıyla yıkar yüzünü. Kalınca giyinir. Kapısını açar, hüzünlerini, gözyaşlarını ve dertlerini evinde bırakır. Yürür Dersim’in çarşısına. Ayakakbılar boyamalıdır. Ekmeğini kazanmalıdır. Namusun alınteri dökülmelidir alnından. Elleri soğukta üşümelidir. Kadınlığını insan olmanın, çalışmanın onuruyla yüceltmelidir Dersim’li Gulê.

‘’Dersim’li olmak bir ayrıcalıktır derler.’’  Dersim’li olmak bir ayrıcalık mıdır onun için?  Her gün önünden onlarca Dersim’li onu görmemezlikten gelerek  geçerken. Sıcacık iş yerlerinde çalışan insanlar onun üşüdüğünü hissetmeden çaylarını yudumlarlarken, Dersim’li olmak bir ayrıcalık mıdır  Gulê için? Ufacık boya tezgahının önünde; vefasızlaşmış ve birbirlerine duyarsız kalmış insanlara şahit olur  Gulê.  Sokak ortasında polislerce sorgulanan  insanların tutuklanmasına, öldürülmesine tanık olur. İçi yanar, yüreği kanar.  İnsanların yozlaşmasına,  halkının yaşadığı acılara ekmeğini kazandığı her gün  tanıktır  Dersim’li Gulê.

Sevgililer görür Gulê; içinde aşka duyduğu asırların konuşamamış muhabbeti vardır. Evli çiftler görür;  bir yuvanın sıcaklığını kalbinde hissederek.  Otursanız Gulê’nin  yanına, bir merhaba deseniz,  halini- hatırını sorsanız; Dersim’i önünüze serecek kadar cömerttir Gulê. Akşam olunca Dersim’ de, elleri siyahtır Gulê’nin. Tırnakları boyadan kabuk tutmuştur. Dizleri üşümüştür. Bedeni  sıcağı hissedemeyecek kadar  duyarsızlaşmıştır Gulê’nin.  Toplar boya sandığını Dersim’li Gulê. Bilir az ile yetinmenin erdemini.  O bizim Dersim’li Gulê; bacımızdır, canın cana özleminde, insanlığına, yüreğine muhtaç olduğumuz asil kadınmızdır, kardeşimizdir.

Bizler hayatımızı hırslarımız uğruna harcarken o bize alın terinin huzurunu, anlatandır. Bizler soğuktan, üşümekden kaçarken, o bizim yerimize üşüyendir ve bizim gibi soğuktan kaçamayandır. Birilerinin sefa sürmesi, birilerinin ezilmesini zorunlu kılarken; Dersim’li Gulê; ezilmenin zorunluluğunu, tüm haksızlıkları, acıları yaşayandır.  O bizim Gulê bacımızdır.  O bize ; insan olmayı, onurlu yaşamayı, direnmeyi öğretendir.

Gülüşlerinde Munzur suyu köpürür Gulê’nin. Bahar gelince Dersim’e,  bir papatyanın yaprağı, Gulê’nin yüreğinden sevgi  diye düşer  Dersim’in toprağına. Newroz  halayları çekilir Gulê’nin düşlerinde. Her gün Gulê’nin önünden telaşlı insanlar geçer. Kaybettikleri sevgiyi unutmuşlardır Gulê’nin kalbinde. Gulê’nin yüzünde kırışıklıklar vardır, ressamların çizdiği aşıklar, ağlayan çocuklardır Gulê’nin yüzündeki kırışıklıklar. Çatlamış avuçlarında nefret kurumuştur, kavga üşümüştür. Tutsam Gulê’nin ellerinden, Dersim sevda olur sarar beni.

Kış gelince zemheri çilesindedir Dersim. Karın ilk tanesi düşmeden Gulê’nin saçlarına; inanın boran tutmaz Dersim’i. Sabah olur Dersim’de, Gulê gün olur, doğar Dersim’e. Elleri ayakkabı boyasıdır Gulê’nin, ayakkabılar boyalar Gulê. Emeğin sloganıdır Gulê’nin boyalı elleri.  Dersim’in kayıp kızlarından biridir Gulê. Terkedilmiştir modern çağın içinde ve modernleşen, kapitalistleşen memleketinin içinde. Alın teriyle emekçinin aşkıdır Gulê. Kadınlığın emekle kurtuluşu inancıyla  savaşan,  kadınların umududur Gulê.  Elleri siyahtır Gulê’nin, yanakları ayazdır, kolları yorgundur, kaldırımlar tek dostudur Gulê’nin. Gulê ekmeğin isyanıdır. Bir çok insandan önce öğrenmiştir kavgayı. Kavga Gulê’nin ta kendisidir. Resmi toplumun illegal duruşudur Gulê:  Çoğu insan mülklerini çoğaltmak için yarışarak birilerini geride bırakırken, Gulê birilerini yarışarak geride bırakmayı bile düşünemez. Dersim’de apartmanlar kurulurken,  yeni binalar yapılırken; Gulê kapısından ve pencersinden soğuk sızan evinde Dersim’li olmanın mutluluğunu yaşamaya devam eder.

O bizim Gulêmizdir.  Biz halimizin ne olacağını düşünürken o; bizim yerimize tüm kaygılarımızı ona layık gördüğümüz  hayatla omuzlamıştır.

Gece olunca yaslar başını Gulê hayatına yas tutmuş yastığına. Ağlar çoğu zaman. Gulê ağlarken:  Adana otogarında soğuktan ana yüreği titreyerek bir kadın mendil satar, genç bir kız başlık parası uğruna babası yaşında bir adamla evlendirilir, köprü altlarında sokak çocukları tiner çeker. Gulê ağlarken, Suriye’de IŞİD  tarafından köle pazarlarına Ezidi kadınlar kaçırılır; on ve yirmi bin dolara satılırlar. Gulê ağlarken, Malatya Sürgü’de faşistler alevilere ölüm diye bağırırlar, Elazığ Hozat garajında  faşistler  alevilere pusu kurarlar. Gulê ağlarken, Dersim’li bir ana  ‘’Düzgün!.. Cigeram, no halema sebeno’’ ( bu halimiz ne olacak)?  diye feryatları koparır. Gulê ağlarken sevda ağlar; biri sünni diğeri alevi aynı tarihin, aynı toprağın iki sevdalısı; Muhammed’le, Ali’nin  kurbanları olurlar, iki sevdalının ayrılığı ateş olur düşer Gulê’nin yüreğine, ateş olur düşer insanlığın vicdanına. Gulê ağlarken, Vartinik’de İbrahim’in ezilenler için döktüğü kan kar altında üşür, Baba Erdoğan mezardan çıkmak ister ; bir baba, bir kardeş, bir ana sevdası olan komün yüreğiyle Gulê’yi bağrına basmak ister.

Gulê’yi tanımak için yanında ya da yakınında olmak gerekmiyor. Aynı acıyı paylaşıyorsa kalbimiz, biz onun yanındayız ve onun yakınındayız demektir. Dersim’in sessiz-sedasız insanıdır Gulê. Ona yaklaşsak, dostumuz bilsek, yoldaşımız kılsak; dünyanın ne kadar büyük olduğunu, hayatın ne kadar anlamlı olduğunu küçülmüş dünyamızla, anlamsızlaşan hayatımızla çok iyi anlarız.

Ulaşmak istediklerimize, umutlarımıza  kavuşmak için nice çabalar harcarız. Oysa Gulê’ye ulaşmak hiç de o kadar çaba gerektirmiyor. İçimizden biri olduğu için ona kolaylıkla ulaşabiliriz. Bazen bir olay, bazen bir yüz, kimi zamanda bir tesadüf hayatımızı etkilerken; bir kadının ayakkabı boyalayarak yaşama karşı direnmesi  nedense bizi pek fazla etkilemedi. Herkes acıyı sadece kendisi yaşıyor sanıyor olmalı. Belki bunun içindir Gulê’nin acılarının fark edilmeyişi.  Bizler umutlarımız için dilek ağaçlarına bezler bağlarken, o dilek ağaçları Gulê’nin gönlünde sonbahar yaprakları olup dökülür.

Dersim’li Gulê sonuçların kurbanı değil, nedenlerin kurbanı olmuştur. Biz hayatımızda bizi mutsuz eden şeyler için nedenler yerine  genelde sonuçları

konuştuk. Bu yüzden nedenleri sorgulamayan kişisel ve toplumsal yapımız Gulê’yi de böylesi bir zor hayatın insanı yaptı.