İşkence İnsanlık Suçudur…

Mehmet Eymür’ün açıklamalarıyla yine gündeme geldi ; İŞKENCE. Oysa tarihin çöplüğüne çoktan atılması gerekirdi.

Hiç saklamadan ,açıkça itiraf etti. Bu çok kişinin katili. Konuşamayanlara nasıl işkence yapıldığını saatlerce anlattı. İşkence, iktidara sahip olanların kullandığı , insanlık tarihi kadar eski bir zulüm yöntemidir.

Çok eski yıllarda daha çok cezalandırmak hatta seyirlik amacıyla bütün dünyada yaygın olarak kullanılmışken, modern çağla birlikte, her devlette farklı tarihlerde olmak üzere, bütün dünyada yasadışı ilan edilmiş; ama bu durum işkencenin egemenler tarafından kapalı kapılar ardında, gizli biçimde uygulanmasını engellememiştir. Bugün hala dünyadaki ülkelerin çoğunda işkence ciddi bir problem olmaya devam etmektedir. Türkiye de öteden beri bu ülkeler arasındadır.

Mehmet Eymür’ün açıklamaları bilinen bir gerçeği yeniden ortaya çıkarmıştır. İşkence hakkında bilginiz var mı bilmiyorum ama Türkiye’de en çok uygulanan yöntemleri ; geçmişten bugüne araştırdım, inceledim.

Bazen ürperdim bazen üzüldüm en çok da ”yazıklar olsun ”dedim.

Bazıları zaten çok bilinenlerdi ;Falaka, elektrik, filistin askısı … gibi ya diğerleri ; Şimdi sözü uzmanımıza bırakabiliriz ; İşkence yöntemlerini altı ana kategoriye ayırır:

(1) Aktif fiziksel acı veren yöntemler (dayak, falaka, elektrik vb.);

(2) Pasif fiziksel acı veren yöntemler (iple veya kelepçeyle bağlanma, rahatsız edici pozisyonlarda ve / veya mekânlarda uzun süre durmaya zorlama, fiziksel tükeniş koşullarına maruz bırakma, değişik biçimlerde aşırı sıcağa ya da aşırı soğuğa maruz bırakma, askı vb.);

(3) Aşırı tükenmişlik yaratan yöntemler (aşırı egzersiz yaptırma, ağır yükler altında beklemeye zorlama, yemek, su, uyku ve tıbbi bakımdan mahrum bırakma vb.);

(4) Ölüm korkusu yaratan yöntemler (yalancı infaz, su altında nefessiz bırakma, kimyasal madde uygulamaları, çok uzun süreli yemek ve su mahrumiyeti vb.);

(5) Hem fiziksel hem de psikolojik bileşenlerin bir arada bulunduğu yöntemler (aşırı karanlık veya aşırı parlak ışıklı ortamlarda uzun süre kalmaya zorlama, uyku mahrumiyeti, sürekli sorgulama, cinsel işkence vb.);

(6) Psikolojik yöntemler (ölüm tehditleri, yaralama, iğdiş etme tehditleri, tecavüz tehditleri, başkalarına yapılan işkenceleri izletme / dinletme, aşağılamalar, küfürler, çıplak soyulma, göz bağlama, hücrede tek başına uzun süre tutma, iyi polis-kötü polis oyunları vb.). Araştırma ve belgeleme açısından işkence yöntemlerini sınıflandırmanın gereklilikleri olsa da, mağdur açısından işkence, ayrı yöntemler olarak değil, bir bütün olarak yaşatılır zaten birçok yöntem eşzamanlı olarak uygulanır.

İşkence, insan ilişkilerindeki mutlak eşitsizliklerin zirve noktalarından biridir. Mağdur, işkencecinin elindedir, tutsaktır. Bu durumu daha iyi anlayabilmek için işkencenin amaçlarına, bileşenlerine, hedeflerine kısaca değinelim: İşkence uygulamanın beş temel amacı vardır: Bilgi almak, itiraf elde ederek suç yüklemek, beyin yıkamak,  korkutmak ve yalıtarak insanlık-dışına çıkarmak. İşkence faaliyetinin dört temel bileşeni vardır: Mağdurun sürekli ya da tahmin edilemez aralıklarla bir dehşet durumunda tutularak bitkinlik yaşaması, bu sayede zaman mekân-kişi yönelimlerinin bozulması ve sonuçta işkencecisine bağımlı olduğunu kabul etmesi beklenir. İşkenceci, bilerek ya da bilmeyerek mağdurun kontrol edebilirlik ve tahmin edebilirlik hislerini bozmaya çalışır.

İşkencenin hedefi sadece işkenceye maruz kalan mağdur değildir. Mağdur, merkez hedef olsa bile, üç hedef halkası daha söz konusudur:  Mağdurun ailesi, yakın akrabaları / arkadaşları, mağdurun özdeşim içinde olduğu politik, etnik veya dini sosyal grup / kimlik, genel olarak toplum.

İşkence, mağdurdan başlayarak giderek yayılan halkalar şeklinde tüm toplumu sindirmeye, disipline etmeye çalışır. İşkence uygulamaları sonucu, mağdurlar ve kimlikleri etiketlenmiş, sakıncalılık sınırları tekrar çizilmiş ve genel toplum sessiz kalmaya zorlanarak işbirlikçiliği sağlanmış olur.

Türkiye’de doğrudan işkence mağduru sayısının 1-2 milyon olduğu tahmin edilmektedir. “Yatay-dolaylı mağdurlar” diye tarif edebileceğimiz, işkence döneminde ve hemen sonrasında mağdura yakın olan aile mensupları, akrabalar ve arkadaşları ile “dikey-dolaylı mağdurlar” diye tarif edebileceğimiz, işkence yaşantısından sonra doğmuş olsa bile kuşaklar-arası geçiş nedeniyle etkilenebilecek mağdurun çocuklarını da hesaba katarsak, işkenceden şu ya da bu şekilde etkilenmiş nüfus parçasının 1-2 milyonun çok üzerinde olduğu açıktır.

Kısacası İŞKENCE İNSANLIK SUÇUDUR. Bir gün mutlaka ; tüm işkenceciler evrensel hukuk kurallarına göre hesap verecekler.