Ben de önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun!

  • Dersim 15 Kasım
    Seyit Rıza ve Arkadaşlarını İdam Edilişlerinin 84. Yılında Anıyoruz.
    “Bundan 84 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
    Dersim demek; Seyit Rıza demektir. Seyit Rıza ve arkadaşları mezarsızken, Dersim’in hakikati devletin arşivlerinde hapsedilmişken yalnızca Dersim’de yaşananların katliam olduğunu kabul etmek yetmez.
    Gündemi değiştirmek için değil, katliamcı, tek tipçi zihniyeti mahkûm etmek için özür dileyin.
    “Derin yaralarımızı rakiplerinizi köşeye sıkıştırmak için kullanmayın, yaralarımızı saracak adımları atın.
    “Hakikatin topluma ulaşmasının önündeki engelleri kaldırın; Seyit Rıza ve arkadaşlarının devletin arşivlerinde hapsedilen akıbetlerini açıklayın.
    “Naaşları ailelerine teslim edin. İnkarcı, asimilasyoncu zihniyete son verin.
    Dersim bir ağıt. Tepeden tırnağa bir ağıt. Acısı çok büyük, yarası çok derin. Bu acıyı dindirmek için daha çok konuşacağız, yazacağız, yüzleşeceğiz. Ta ki söylenmedik bir söz, anlatılmadık bir anı kalmayıncaya kadar. Ta ki Dersim’in kayıp kızları bir bir kapımızı çalıp Zarife, Bese olarak Dersim dağlarına dönene kadar.
    Zarife’ler, Bese’ler Munzur kıyılarında oyunlar oynayana kadar…
    Zulme başkaldırmanın, baskıyı kabul etmemenin, kendisi olarak yaşamayı istemenin ayıp olmadığını hatırlayarak, “Dersim’in direnişçi özüyle uygulanan katliamı yan yana görebilmeliyiz. 38’den bugüne devam eden kimliksizleştirme politikalarına bugün de direnirsek ancak katliamla yüzleşiriz. Dersim’i sadece 38’le sınırlarsak yüreğimizdeki acıyı dindiremeyiz. Bu yüzleşme Munzur özgür akıncaya kadar devam edecek.”
    Yasalara uydurmak için 78 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek 54’e indirilirken 17 yaşındaki oğlu Hüseyin’in yaşı 21’e çıkartılır. İdamdan önce Seyit Rıza’ya son sözü sorulur ‘40 liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ der. “Oğlunu da asacağız” derler Seyit Rıza’ya. Daha önce çatışmaların birinde oğlunu yitirerek evlat acısını yaşayan ve “Mı kılitê kou kerd vind (Ben dağların anahtarını yitirdim)” diye yakaran Seyit Rıza, “O zaman beni oğlundan önce asın” der. Bu isteği kabul edilmez ve oğlu Resik Uşen, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asılır. O günden tarihe Seyit Rıza’nın şu sözler kalır…
    “Evlad-ı Kervelayme. Bê gunayme! Ayvo! Zulümo! Cinayeto!
    Evlad-ı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!
    BEN SİZİN YALAN VE HİLELERİNİZLE BAŞ EDEMEDİM BU BANA DERT OLDU. AMA BEN DE SİZİN ÖNÜNÜZDE DIZ ÇÖKMEDİM BU DA SİZE DERT OLSUN…”
    Bugün 15 Kasım 1937’de Buğday Meydanı’nda idam edilen değerlerimizin idam günü…
    Gidenleri saygıyla anıyor yapanları biliyoruz.
    BİZ SOYKIRIMA UĞRAYAN BİR HALKIZ!
    Vahşete maruz bırakılmış bir halk…
    Geçmişimizi unutmayacağız, unutturmayacağız.
    Geçmiş sadece bizim geçmişimiz değil bu toprakların en büyük tarihsel miraslarından biridir.
    Ulusal kapitalist bir toplum düzeninin yok ettiği tüm geçmişleri sorgulayacağız, hepsi biziz!
    Vahşeti yapanları hesap vermeye zorlayarak yapılan vahşeti gün yüzüne çıkaracağız.
    Bizler geçmişin yarınıydık şimdiyse bugünün yarınını hazırlayanlar olarak tarihten dersler çıkarmalıyız. Daha güzel bir dünya inşa etmek için bugüne odaklanmalıyız.
    DERSİM AYAKLARIMIZIN ALTINDAN KAYIP GİDİYOR DEĞİL, KAYIP GİTTİ BİLE…
    Geçmişe ağlarken geleceğimizi yok ettiler.
    Topyekûn bizi var eden bütün değerlerimize saldırıyorlar.
    Dersim, inancıyla, yaşam biçimiyle, doğasıyla kendine özgü kültür merkezidir.
    DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK SADECE GEÇMİŞE AĞLAMAK DEĞİLDİR. DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK; ONU GELECEĞE TAŞIMAKTIR…
    Bizi var eden ve var edecek olan değerlerimizi geleceğe taşıyamazsak var olamayız.
    Dersim üzerine uygulanan özel projelerle büyük oranda değerlerimiz yok edilmiştir.
    Yok edilmemize müdahale edip engelleyemezsek, GELECEĞİMİZ DEĞERLERİMİZLE OLMAYACAKSA, GEÇMİŞE AĞLAMAK NEYİ ÇÖZECEK Kİ?
    Değerlerimiz yok edildikçe, kuruyup köklerinden kopmuş bir KENGER gibi rüzgarla savrulup gideceğiz..
    “GELECEĞİMİZİ YOK EDİYORLAR SAHİP ÇIKALIM” feryatlarımız kengeri savuran rüzgarla uçup gidiyor, sesimizi duyan yok!
    Yarın çok geç olmadan, yaşam alanın, inancın, özgürlüğün, kuşun, böceğin, öz değerlerin yok olmadan, bugünden umutlu bir yarına yol almak için bir araya gelinmeli, birlikte neler yapılabilir düşünülmeli ve harekete geçilmeli.