Alevi Kurumları ve Örgütlenmeleri

“Her dinin ve inancın (öğretinin) kendine özgü dili, kavram, kural, felsefe ve kültürü vardır. Toplumsal ilişkiler ve davranışlar bu dile, kavram, kural, felsefeye ve kültüre göre şekillenir.”  DERVİŞ.

Toplumsal konular ele alınırken, verimli sonuçlar doğurması için mutlaka tarihsel, bilimsel ve somut tespitlerden yola çıkmak zorunludur! Alevi kurumları ve topyekûn Alevi toplumları kendi inanç (öğreti), felsefe, kültür ve var olan tüm sorunların çözümü için çok güçlü bir şekilde kendi tarihlerinin farkına varıp yüzleşmeli, güçlü bir tarih perspektifine sahip olunmalıdır. Alevilerin asimilasyondan kurtulup yeni bir çıkış yapabilmeleri için, öncelikle kendi değerlerinin farkına varıp kendi tarihlerini ve kültürel geçmişlerini bilmeleri şarttır.

Yüz yıllar boyunca Ocaklar sistemi ve Dergâhlar birer eğitim yuvaları olmalarının yanında toplumu ikrar ve rıza hukuku içinde adeta zincirin birer halkaları gibi birbirine (mürşid-pir-rayber-talip ve musahip) bağlamış, birbirinden sorumlu kılmıştır. Bu örgütlü yapısından kaynaklı olarak, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde baskı, iftira, sürgün, katliam ve zulme direnip kendini ver adebilmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar çeşitli zorlukları aşarak gelen Alevilerin ocaklar sistemi ayakta duruyordu ve onlarca Dergâhı vardı. 30 Kasım 1925 tarihinde Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması dair 677 Sayılı Kanunla Dergâhların tümü yasaklandı, kapatıldı, mal varlıklarına el konuldu. Aleviler, Cumhuriyet döneminde de her türlü katliam, sürgün, baskı, iftira ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldılar. Hiçbir zaman hukuki olarak yani yasal-anayasal çerçeve içinde Alevi olarak yani kendileri olarak eşit yurttaş statüsünde kabul edilmediler, kabul edilmemekle kalmayıp hep ayrımcılığa uğradılar.

ALEVİ KURUMLARI ve ÖRGÜTLENMELERİ

Yüzyıllarca Alevi toplumunu bir arada tutan (ocak= müşid = pir = rayber = talip=musahip) örgütlülüğümüz devletin uyguladığı yasak, baskı, ayrımcılık ve asimilasyon politikalarına rağmen köylerde Cem’ini, erkânını yani öğretisini yürüterek kendisini 1990’lı yıllara taşıyabilmiştir. 1993 yılının 2 Temmuz’unda Sivas Madımak Oteli katliamını ve 1995 yılının 12-15 Mart’ında da Gazi ve Ümraniye katliamlarını yaşadık! Hepimizin bildiği gibi 1960’lı yıllarda başlayan ve 1990’li yıllarda hız kazanan köyden şehir’e göçle birlikte şehir yaşamında toplumsalın inanç (öğreti), sosyal ve kültürel hayatında bir boşluk meydana geldi. Meydana gelen bu boşluktan dolayı çeşitli isimlerle Dernekler Masası Kanununa göre Dernekler, Vakıflar Kanununa göre de Vakıf’lar kuruldu. Devamında ihtiyaçtan kaynaklı olarak Cemevleri inşa edilmeye başlandı.1990’lı yıllarda ve sonraki yıllarda kurulan yurt içi-yurt dışı Alevi (dernek-vakıf) örgütlülükleri, geleneksel Ocak-Dergâh-Pir-talip örgütlülüğü değildi. Dernek, federasyon ve konfederasyon örgütlülüğüydü, işte bu örgütlülük üzerinden Alevilik sürdürüldü! Bu örgütler son 25 yılda hem Avrupa’da hem de Türkiye’de önemli işlevler gördüler ve değerli çalışmalar yaptılar. Bu yolda emek veren Can’ların emeklerine sağlık, emekleri Hızır Dergâhına yazılsın.

ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ ve SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE DAİR ÖNERİLER

Alevilik, Semavi dinlerden ayrı, kendine özgü düşünce biçimi, dili, kavram, kural ve ritüelleri olan, örgütsüz yaşamı kabul etmeyen, insanı ve doğayı merkeze koyan, ikrar ve rıza esaslıdır ve de ahlaki politiktir. Aleviler yüzyıllar boyunca Yol’un bu ilke ve değerlerine (ikrar ve rızalık) bağlı kalarak, toplumsallıklarını inşa etmişler. Alevi örgütlenme tarzında (biçiminde) ikrar ve rıza esastır, hiyerarşik (başkan gibi) bir yapılanma yoktur. Günümüzde kimi Alevi kurumlarında ikrar ve rıza esaslı ilkeler göz ardı edilerek dikey örgütlülük esas alınıyor. Ve bu durumda ısrar edilerek kimi derneklerde Alevi hakikatine kör (dernek kongreleri) olan bir süreç yaşatılıyor ve işletiliyor. Zira Alevi örgütlerinin tüzükleri sendika, normal kitle derneği tüzükleri gibi! Alevi kurum kongreleri bu tüzüklere göre yapılıyor. Yaşatılan ve işletilen bu anlayış yani örgütlenme şekli ve davranış biçimi Alevi öğretisine, Yol’a, erkâna, ikrar ve rızalık hukukuna aykırıdır ve tamamen zıttır ve de Alevi hakikatinden çok uzaktır.

Naçizane gözlemlerime göre yaşatılan ve işletilen bu süreçlerden kaynaklı olarak, Alevi örgütlerinde bir durgunluk ve tıkanıklık yaşamaktadır. Açık söylemek gerekir ise Alevi örgüt yapısı içinde eşit oranda kadın yok, Alevi kurumları her (Vakıf, Dernek ve Cemevi) alanda kadına yer vermelidir. Diğer önemli bir konu da Alevi kurumları ile Alevi toplumu arasında güçlü bir bağ da yok! Alevi kurumları kendilerine ayna tutup, bir özeleştiri yapıp işleyişlerini gözden geçirip örgütlenme anlayışlarını, tepeden tırnağa değiştirip Alevi kurumları ile Alevi toplumu arasındaki bağı güçlendirmek için gayret göstermeliler diye düşünüyorum. Bir diğer önemli konuda yaşadığımız bu yüz yılda Aleviler yaşadıkları bu dünya üzerinde söz sahibi olmak için siyaset alanında da kendileri olarak var olmalıdırlar. Aleviliğin ve Alevilerin gelecekteki yeri (eşit yurttaşlık), siyasal iktidarlarla ilişkileri ve siyasal iktidarlarla yürütecekleri diplomasi yöntemleri nasıl olmalıdır ve yol alınmalıdır üzerine çalışılıp netleşmeliler.

İnancı (öğretiyi) örgütleyerek yaşatmak esastır. Ocak, mürşid, pir, rayber, talip ve müsahip örgütlenmesi Alevilerin en örgütlü modelidir! Ocak sistemi yani ocak örgütlenme modeli aynı zamanda bir toplumsallıktır! Bu örgütlenmenin işleyişi mürşid, pir, rayber, talip, musahip hep birlikte ikrar ve rıza hukuku üzerine kuruludur. Bu örgütlenme modeli yüz yıllarca, erke (iktidara) bulaşmadan “el ele el Hakk’a” düsturuyla Yol’a ikrar veren canları tekçi-inkârcı ve asimilasyoncu zihniyete muhtaç etmemiştir. Hakikat meydanında dar-didar olmuş, bu meydanda kendi mahkemesini görmüş, hiçbir zaman kadı mahkemesine ihtiyaç duymamıştır. Ocak örgütlenmesi, ikrar ve rıza hukuku içinde ahlaki ve politik bir toplumun nasıl yaşaması gerektiğinin en güzel örneğidir. Bu nedenledir ki, ocak örgütlenmesi (kurumu) yeniden aktif hale getirilmeli güçlendirilmeli ve mürşid, pir, rayber ve talip arasında bağ kurulmalıdır. Bu bağ kurulmadan inanç alanındaki örgütlenme eksik kalır. Ocak, mürşid, pir ve talip bağının güçlendirilmesi ve toplumsallığı inşa etmek içinde hep birlikte gayret gösterilmelidir.

Aynı zamanda Alevi örgütlerinin eşit yurttaşlık talebi, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, diyanetin kaldırılması ile ilgili talepleri tek başına kazanacakları talepler değildir. Bu taleplerinin yerine getirilmesi ve haklarını almaları için Alevilerin inanç örgütlenmesinin dışında güçlü bir şekilde toplumsal, siyasal ve sendikal alanda örgütlenmeleri gerekir. Örgütlenmek demek, aynı zamanda kendini korumak demektir. Alevi kurumları, eşit yurttaşlıkta ısrar eden, farklılıkları Hakk’ın varlığının delili kabul eden, barış, demokrasi, insan hakları, hakikat ve özgürlük mücadelesi veren siyasi yapıların ve sendikaların içinde de olmalılar. Aynı zamanda emek, hak, hakikat, barış, demokrasi, insan hakları, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren bütün siyasi parti, sendika ve demokratik sivil tolum kuruluşlarıyla birlikte hareket etmeliler. Alevi kurumları bu pencereden bakmazlar ise toparlanmaları ve yaşanılan mevcut tıkanıkları ve sıkıntıları aşmaları biraz zor olacaktır.

CEMEVLERİNİN ÖRGÜTLENME İÇİNDEKİ YERİ

Yanlışa karşı çıkıp doğruyu söylemek, ikrar ve rıza hukukunda ısrar etmek hakikat Yol’unun gereğidir. Alevilerin inancında (öğretisinde) Cemevi olgusu yoktur! Alevi inancının özünde her ev (xane) toplanma evidir, her mekân yani yeryüzünün her alanı Aleviler için inanç alanıdır. Alevilerin şehir ortamında bir araya gelecekleri, kendi inanç, kültür ve felsefelerini birlikte yaşayacakları mekânları olmalı mıdır? Tabii ki, olmalıdır, bu gayet doğal ve anlaşılır bir şeydir. İşte bu doğal ve anlaşılır sosyolojik gerçeklikte birlikte Cemevleri olgusu meydana çıktı. Son 25 yılda şehirler de ve köylerde Alevi kurumları tarafından ve çeşitli partilere mensup belediyeler tarafından yüzlerce Cemevleri inşa edildi. Devlet, her dönem bu inşa sürecinde çeşitli yöntemleri (çalıştaylar) kullanarak Alevi kurumlarının içine girerek Alevi değerlerini zayıflatıp içini boşaltmaya ve dönüştürmeye çalıştı. Tabii ki bu durumun tersini iddia edenler de olacaktır! Yalnız “görünen köy kılavuz istemez” diye Anadolu’da bir kadim söz vardır. Bu deyimden hareketle hiçbir kişi ya da kurum apaçık (aleni) bir şekilde yürütülen dönüştürme faaliyetlerinin ve asimilasyon kuşatmasının üstünü örtemeyecektir.

Aleviliği kendi değerlerinden koparıp, başka inançlara benzetme yarışına giren kimi Cemevlerinde, Cem erkânlarında ve Hakk’a yürüme erkânlarında Alevilik ile uyuşmayan birtakım uygulamalar sanki Aleviliğe dâhilmiş gibi lanse edilip, Müslüman-Sünnni-Şii-Caferi propagandası yapılıyor. Bu gidişata bu asimilasyona dur deyip, Cemevleri Alevi hakikatinin görünür hale geldiği mekânlar haline getirilmelidir. Yol Pirlerimiz: “öğren ki âlim, öğret ki öğretmen olasın” demişler. Bu ilkeden yola çıkarak Cemevleri birer eğitim yuvalarına dönüştürülüp, birer Alevi akademisi görevi görmelidir. Bu kurumlar ancak ve ancak eğitime önem verip, kendi inanç (öğreti), felsefe, kültür ve temel değerlerine dayanırlarsa örgütlü bir güç olabilirler ve yeniden kendi doğuşunu yaratırlar.

Alevi değerlerini zayıflatıp içini boşaltan, Alevileri kendi hakikatine yabancılaştıran anlayışa karşı cesaretli ve yürekli davranıp, asimilasyona yardım ve hizmet eden kişilere, kurumlara ve gruplara karşı, Alevi kurum yöneticileri ve bir bütün olarak hepimiz yani bizler dur dememiz gerekiyor. Alevi inancındaki (öğretisindeki) temel değerlerin içi boşaltılıp bozulursa, hakikat meydanında, yani cem erkânında arsız, hırsız ve nursuz yer bulursa; toplumun ikrar ve rızalık ve de dar-didar halinin bozulacağı, zarar göreceği ve içinden çıkılmaz sorunlara yol açacağı kaçınılmaz bir gerçekliktir. Bu gidişata yani değerlerimizin içinin boşaltılmasına dur demeden ne başka dinlerin, inançların etkisinden ne de asimilasyon kıskancında kurtulmamız mümkün olacaktır.

Zaman ikrarına ve rıza hukukuna sahip çıkarak, Yol’a ikrar bent olma zamanıdır! Zaman tekçi-inkârcı ve asimilasyoncu anlayışa karşı Hakikat Yol’unda, Hızır çarkında gayret edip meydana gelip dara durma zamanıdır. Hakikat, cemal cemale gelerek, “el ele, el Hakk’a” diyerek, dayanışarak ve omuz omuza vererek var olur. Eğer gayretimizin içinde Hakikat aşkı ve Hızır aklı yoksa bu gayret bizi hakikate götürmez. Hakikat aşkı ve Hızır aklıyla Alevi kavram, değer ve dilini ve de sözünü yaşamın her alanında hâkim kılmak için gayret gösterip emek veren, çaba harcayan ve düşünce üreten, canlara aşk olsun. Şimdilik buraya nokta koyalım. Fakat bu konuları daha çok tartışacağımız da bir gerçektir! Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER

12 Eylül 1980 faşist darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi. Alevi çocukları devletin bilinçli ve planlı uygulamalarıyla (okullardaki zorunlu din dersi, resmi kurumlardaki mescitler ve Diyanet işlerinin varlığı ve uygulamaları) asimilasyon kuşatması altındadır. Bu nedenledir ki; Aleviler kendi hanelerinde günlük yaşamlarını devam ettirirken Alevi inancının (öğretisinin) dilini, kavramlarını kullanarak ve bunu çocuklarına anlatıp, aktararak bu inancın (öğretinin) yeni kuşaklara aktarılması konusunda ciddi görevler almalılar. (Pir Hasan Doğan, Cem Âşığı (Zakir) eşliğinde çocuklara Alevilik dersi veriyor. (Pir Sultan Abdal Kartal Şubesi Cemevi.)  Aleviler, ancak ve ancak kendi inanç (öğreti), değer ve kültürlerine sahip çıkarak ve zorunlu din derslerine açık ve net bir şekilde karşı durarak en azında bu alandaki asimilasyon kıskacından kurtulabilirler.
Günümüzde kimi Dergâhlar, Cemevleri ve dernekler üzerinden Aleviliğin dönüştürüldüğü inkâr edilemez bir gerçekliktir. Asimilasyon politikasının hız kazanıp üzerimizde yoğunlaştığı bu süreçte, Alevilerin kendini koruyabilmesi ve Aleviliği yaşatabilmesi ancak ve ancak bu dönüştürülmeye (bu gidişata) dur demesiyle mümkün olacaktır. İkrar ve rıza hukukunda ısrar etmeyenler ve inanç (öğreti), felsefe, kültür, siyasal-ideolojik-politik çizgi de net olmayanlar bu dönüştürülmeye (bu gidişata) dur diyemezler. Aleviliğin, Semavi dinlerden ayrı, kendi içinde yarattığı kendine özgü dili, sözü, kavram ve de kuralları var. Kendi değerlerimizde ısrar edip netleşmez isek dönüştürülmeye karşı duramayız, ancak ve ancak netleşerek kendimizi var edip yarınlara taşıyabiliriz.
Partili Cumhurbaşkanı R. Tayyip ERDOĞAN, (25 Aralık 2021) Antep’teki toplu açılış töreni kapsamında Yunus Emre Cemevi’nin açılışını da gerçekleştirdi. ERDOĞAN’ın açılışını yaptığı bu “Cemevi”, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Gaziantep Şubesi’ne aittir! Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) üyesidir yani bileşenidir. Alevilik vardır, Alevilik haktır ve “devletin Alevi’si” olmayacağız diye slogan atıp,  Alevilerin eşit yurttaşlık meselesini Cemevi yapımına, “dede bir iki de Cemevi çalışanın maaşı ve su-elektrik faturası’na” indirgeyen dernekçi hattın (anlayışın) geldiği nokta işte tamda burasıdır. Belediyelerle ilişkilenip “Cemevi” yapma yarışına giren bu Alevi Federasyon başkan ve yöneticilerine soruyoruz: Alevi çocukları zorunlu din dersleriyle asimilasyon kuşatması altındayken, “Cemevi” yapma derdine düşerken hiç mi vicdanınız sızlamadı?
Tabelada görülen yer İstanbul/Başakşehir Belediye Başkanlığı tarafından sosyal tesis ve müştemilat binası olarak yapılan Bahçeşehir “Canlar Cemevi” inşaatıdır! Bahçeşehir “Canlar Cemevi” Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) üyesidir. Devlet, kimi Alevi kurumlarının zaafını gördü, Alevi kurumlarıyla ilişkilenip bu zaafı kullanarak, belediyeler eliyle Cemevi ve Kültür Merkezi adı altında şatafatlı, devasa binalar yapmaya başladı. Devlet (iktidar), kullandığı bu yöntemle Alevileri asimile edip dönüştürüyor… Geldiğimiz noktada Alevi inancı (öğretisi) hiç olmadığı kadar asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıyadır. Alevi kurumları girdikleri bu çıkmaz yoldan çıkmadıkları sürece asimilasyon ve dönüştürme politikaları bütün hızıyla devam edecektir… Gelin hep birlikte vicdanınızı dara çekin ve girdiğiniz bu çıkmaz yoldan dönün ve sizi içine çeken bu girdaptan kurtulun! Ancak ve ancak Alevi inancı (öğretisi) erkten (iktidardan) uzak olur ise kendi hakikati ile bütünleşip kendi değerleriyle yaşar. Aksi durumda dönüşüm kaçınılmazdır…
Kimi Cemevlerinde, Cem erkânlarında ve Hakk’a yürüme erkânlarında Alevilik ile uyuşmayan birtakım uygulamalar sanki Aleviliğe dâhilmiş gibi lanse ediliyor. Örneğin Hakk’a yürüme erkânlarında Fatiha Suresi okunuyor! ‘Allah’ım bizi yoldan sapmışların yoluna değil, doğru yola götür’ diyen Fatiha Suresinin ölüyle, Alevi’ce söyleyecek olur isek Hakk’a yürüyen Can’la ne ilgisi var?  (ADFE ve AVF, bu iki Alevi Federasyonunun hazırlayıp, Kitapçık olarak yayınladıkları Hakk’a Yürüme Erkânı Kitapçığının içi Fatiha Suresi dâhil Kuran Ayetleriyle dolu!)  Cem erkânlarında ve Hakk’a yürüme erkânlarında Aleviliğin genetik yapısına yabancı bir takım İslam’i ritüellerin konulması,  Aleviliğin içini boşaltıp, dönüştürmekten başka bir şey değildir. Sessiz kalmak, görmezden gelmek, yanlışa ortak olmak demektir, bu nedenle her türden asimilasyon faaliyetlerine karşı net olmamız lazım. Yani ‘öyle de olur, böyle de olur, bunda ne var’ demek, bizleri dönüşüme ve başkalaşıma götürmekten başka bir işe yaramaz!

KAYNAKLAR:

1-Baba Mansur (Bamasor) Ocağı Evladı Pir Ali koçak.

2-Derviş Cemal Ocağı Evladı Pir Haydar Buga (Pir Bela).

3-Şıh Çoban Ocağı Evladı Pir Zeynel KETE.

4-Sarı Saltık Ocağı Evladı Turabi SALTIK /Alevi Örgütlülüğü önündeki engeller ve tıkanıklık, yazı dizisi 1-2-3-4-5-6.

5-https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/asimilasyon-bir-devlet-politikasidir/

6-Kureyşan (Qureşan) Ocağı Evladı Ana Ela Kaya.

7-https://www.pirha.net/yazar-ali-yildirim-devsirme-kisiler-aleviligi-alevilik-olmaktan-cikarmaya-calisiyorlar-271113.html/31/05/2021/

8– Kureyş Ocağı Evladı Pir Musa Kazım ENGİN.

9-Sultan Sinemilli Ocağı Evladı Pir Süleyman DEPREM (Yeksani).

10-Cemal Abdal Ocağı Evladı Pir Hasan Doğan.

11-Sultan Sinemilli Ocağı Evladı Pir Mehmet Yapıcı.

12-Abbas TAN, Dedeler ve Alevilik yazısı.

13-Mehmet Kabadayı, Hakk Ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler Cilt: 1. Can Yayınları.

14- Mehmet Kabadayı, Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler Cilt: 2. Can Yayınları.

15-https://yolhaber.net/2021/12/26/erdogan-antepte-toplu-acilis-toreninde-cemevi-acilisi-da-yapti-cemevine-erdoganin-fotografi-asildi/ – https://youtu.be/YD8Yx2mU0rY