Bilinç ve erdem

“Hakikat davasının yolcusu olup bilinçli ve erdemli yaşamaktan daha güzel ne olabilir ki?” DERVİŞ.

Bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan bilinç kavramı belki de gündelik hayatımızda en sık kullandığımız birkaç kavramdan biridir. Bilinç nedir? Bilinç, insanın varlığı, davranışları hakkındaki duyguları yoluyla, olayların farkında olma halidir. Ve de insanın kendisini,  dış dünyayı, çevresini, çevresinde olup bitenleri bilme, algılama,  kavrama ve sorgulama durumu ve yeteneğinin özü de diyebiliriz. Kısacası bilinç; insan olmanın, farkındalığın ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan süreçlerin bütünü olarak tanımlanabilir. René DESCARTES’ın yıllar yılı dillendirilen ama derinine pek inilmeyen “düşünüyorum, o halde varım” sözünü bu çerçeve içine alabiliriz.

İnsan; yaşadığı ve yaşamakta olduğu zaman ve mekân içerisinde düşünce dünyasını ve de verili olan her şeyi “neden”, “niçin” ve “nasıl” diye sorguladığı kadar bilinçlenir. Bu bilinçlenme doğrultusunda da kendini geliştirir. Bir insanın bilinçli veya bilinçsiz olarak değerlendirilmesinin ölçütü, asla kullandığı süslü sözcükler, sahip olduğu mevki veya her hangi bir konudaki ansiklopedik bilgilere dair ezberler değildir. Okumuşluk düzeyi, bitirdiği okullarda, onun bilinçli olduğunu göstermeye yetmez! Her şeyden önce kişinin yazdığıyla, söylemiyle, eylemiyle ve de yaşam biçimiyle bir bütünlük içinde midir ona bakılmalıdır.

Erdem; her hangi bir dışsal baskı olmaksızın gerçekleştirilen özgür davranıştır, kendini bilmektir, adil ve de güvenilir olmaktır. Âşık Mahzuni Şerif boşu boşuna “kendini bilmeyen halkı ne bilsin” dememiş! Kişi yaşamda olup bitenlere dair nasıl bir anlamlandırma içerisindedir? Doğaya ve evrene dair ilgisi nedir? Onun için sevgi, saygı, toplum, ilke, erdem, değer ve fedakârlık gibi olguların anlamları var mıdır? Yaşamı nasıl tanımlıyor ve yaşama nasıl bakıyor? Bir anlamlandırma çabası varsa, bunlara dair sosyolojik ve ideolojik yorumu nedir? Ve bu yorumlar neye ve hangi dünya görüşüne tekabül ediyor? Toplumsallık adına ne üretiyor, ne kadar yanıt almaya çalışıyor? Bütün bunlar önemli ve değerli kriterlerdir.

Bütün bunları düşünme ihtiyacı duymayan, içerisinde bulunduğu zaman ve mekân, kendisinin bulunuş sebeplerini dahi sorgulama ve anlamlandırma gereği görmeyen, zamanın günü birlik akışı içerisinde devinip (tepinip) duran, toplumsal (sosyolojik) bakış açısını yitirmiş veya bu olguya hiç ulaşmamış ve yaşamını anlamlandırmaktan uzak insan; ilkel güdüleriyle ve başkalarının ezberiyle yaşayan, bu ezberlerin sıradan taşıyıcılığını yapmaktan öteye gitmeyen, kendine ait bir fikri ve düşüncesi olmayan, sadece biyolojik varlığını devam ettirme derdindeki bir insandır.

Hakikat aşkıyla kendi özünde evrenin (kâinatın) tüm güzelliklerini görüp ve o güzellikler de kendini bulup, kendini geliştirme, sorgulama ve üretme gücü gösteren, topluma, doğaya ve de toplumsala dair her şeyle ilgili, cevap olma iddiası taşıyan bilinç ve erdem sahibi insanla yapılan yol yürüyüşü büyük bir heyecanla yürünür. Sorumluluk bilinciyle “yol yürüyüşü ciddi iştir” ve “yaşamak direnmektir” özdeyişini de unutmadan, toplumsal sosyolojinin ve dahası her şeyin farkında olarak yol yürümek başarıya (hedefe) giden yolun kapılarını aralar.

İnsanın kendisine ve içinde çıktığı topluma yapabileceği en büyük kötülük; makam, mevki ve çıkar derdine düşüp, özünü yitirip kendini inkâr etmesidir! Makam, mevki ve çıkar derdine düşerek kendisi olmaktan vaz geçip asimilasyona hizmet edenleri, “egemene nasıl benzeşiriz” yarışı içinde olanları, toplumsalın değerlerini çıkar aracı yapan ikiyüzlüleri ve de genişleyerek bir kartopu gibi büyüyerek varlığını sürdüren kirli çarkı sorgulamak bilinçli ve erdemli olan her insanın görevidir. Evet, nerede bir asimilasyon ve manipülasyon (hileli yönlendirme) var ise orada bir direniş haktır!

Biliyorum işimiz zor ama her devrin zorlukları olmuştur ve günümüzün zorlukları da olacaktır. Bu anlamda bilinçlenmeyi geliştirmek, demokratik toplumun ayrılmaz bir parçası haline getirmek kaçınılmaz bir gerçekliktir. Karanlığa karşı ışık olanlara, eğilmeden ve bükülmeden yol yürüyenlere aşk ola.